İnsanların olduğu gibi devletlerin de ideallerinin,
inandıkları birtakım şeylerin, tarihi süreçten gelen veya yeni olarak masaya
konan hedeflerinin olması doğaldır. Hele ki, Türkiye gibi imparatorluk bakiyesi
ve İslam dünyasının (öyle veya böyle) önemli bir ülkesi için birtakım
hedeflerin bulunması hem doğal, hem de kaçınılmazdır.
Ancak gelin görün ki, dış politikamız, iktidara yakın
medyanın pohpohladığının aksine, birtakım ideal ve hedeflerin değil de,
kelimenin tam manasıyla “hayallerin ve düşlerin” peşindedir. Önce kerameti
kendinden menkul ve uygulamayla içeriğin birbiriyle tamamen ters düştüğü “sıfır
sorun” politikası, daha sonra “stratejik ortağımız”, “müttefikimiz” ve bizli
aleme “rol model” olarak tanıtan ABD’nin planları çerçevesindeki “bölgesel
liderlik” fikriyatı, gerçeklerle bağdaşmayan hususlardır. Daha doğrusu, “bize
biçilen rol” kapsamında bu hedefleri gerçekleştirmek hayaldir. Bölgedeki her
meselede bir Batı ve ABD onayı ve desteği arayışına girerek bölgesel liderlik
olmayacağının anlaşılması nedense çok uzun sürmektedir.
Çizilen planlar çerçevesinde dağıtılan roller icabı
göstermelik bir “liderlik” görüntüsü, gün gelir duvara toslar ve toslamıştır
da. İslam dünyasının kendi iç meselelerinde dahi hemen BM’den, NATO’dan,
ABD’den medet ummaya çalışmak, hem kafa karışıklığını gösterir, hem de bir
acziyeti.
NATO’dan Patriot füzelerinin istenmesi meselesinde bile
birbiriyle çelişen ve icranın başı olan Başbakan’ın bilgilendirilmediği veya
bilgi sahibi olmadığı görüntüsü, affedersiniz ama muz cumhuriyetlerinde bile
olmaz. Halkı başka meselelerle oyalayan ve gerçekleri her fırsatta çarpıtan bir
medya gücü bile, ortaya çıkan çelişkileri, gerçeğin aslında ne olduğunu örtbas
etmeye yaramamaktadır artık. NATO’nun “göndereceği” füzeler için “parayla
almayız” demek ne kadar trajikomik ise, NATO’nun sevk ve idaresindeki
Patriotlar için “tetik bizde” demek de o kadar komik ve saçmadır. Nitekim öyle
olmadığı da anında ortaya çıkmıştır.
Başbakan Erdoğan, Kürecik’teki radarın “İsrail’in
güvenliğine” hizmet ettiği suçlamalarına kızarak, bir “NATO radarı” olduğunu ve
İsrail’le ilgisi olmadığı belirtmiş. Ancak maalesef bazı noktaları eksik
bırakmış. Kürecik’teki radar bir NATO radarıdır, ancak Fransa’nın “kediye kedi
deriz” dediği gibi “İran’a karşı” kurulmuştur. Türkiye’nin o dönemdeki “İran’a
karşı” ifadesini anlaşma metninden çıkarma girişimi de sadece ve sadece gerçeği
gizlemektir. İran’a karşı kurulacak bir radarın, bölgede İran’ı hem hedef, hem
de tehdit olarak gören İsrail’in lehine olduğunu bilmek için “diplomasi dehası”
olmaya da gerek yoktur. Patriot’lar meselesinde “parayla almayız” türünden
ilgisiz ve dikkatleri başka yöne çekmeye çalışan açıklamalarla gerçekleri
gizlemek de mümkün olmayacaktır.
Bir de “tetik bizde” komedisi var tabii. Omurgasız basın,
füzelerin nereye yerleştirileceğine TSK’nın karar vereceğini yazıp “Tetik
Bizde” diye manşet atmaktan geri durmadı. Ve atılan bu manşet, ertesi günü
yapılan açıklamalarla yalanlandı. Gerçek, NATO’dan 30 kişilik bir heyetin gelip
nereye yerleştirileceğine dair bir çalışma yapacağı çıktı. Füzelerle ilgili
“parayla almayız” hedef saptırmasından sonra “Tetik bizde” argümanı da çöp
sepetine gitti. “Gerçek ne ” diye sorulursa, Türkiye’nin dış politikadaki istikametsizliği,
daha doğrusu körü körüne Batı ve ABD ekseninde gitmeye devam etmesidir.
10 sene öncesine kadar “kırmızı çizgi” olarak tabir edilen
milli hassasiyetler silinip giderken, Türkiye hala “lider ülke” diye takdim
edilmeye çalışılıyor. Bunun ne kadar da komik olduğunu görmek için Türkiye’nin
bölgedeki “en sıkı fıkı” olduğu müttefiklerinden birinin Barzani olduğunu
bilmek bile yetiyor. Bir iç savaşa sürüklenmesi muhtemel Irak’ta, Türkiye
Barzani’den taraf olarak ve destek sağlayarak yeni bir çatışmaya zemin
hazırlıyor. Ortadoğu’da çıkan her savaşın veya çatışmanın bölgeyi ateş topuna
çevireceği ve tüm sakinleri huzursuz edeceğini hala öğrenemeyen bir dış
politikamız var maalesef.
Batı, her zamanki gibi başımıza yeni yeni çoraplar örüyor,
yeni belaların oyununu kuruyor ve bizleri de kendi planlarının “çakma
kahramanlığı” rolüyle bu duruma alet ediyor. Türkiye, müttefiklerinin de
“gazıyla” veya zorlamasıyla hayal aleminde yaşarken, dışişleri giderek
“düşişleri”ne dönüşüyor, gerçeklerle bağını koparıyor.