Dış siyaset "facia"sı

Abone Ol

Dış siyasette, yani diplomaside söz ve davranışın sonucu hemen ortaya çıkmaz. Bu anlamda sonuç, binbir ihtimal içinde bazan birinin ya da birkaçının etki düzeyine varmasıyla belirginleşir. Ama bu belirginleşen bir yönüyle sonuç olarak görünür, diğer yönden bir neden olarak işlemeye devam eder. Şartlar oluştuğunda etkisini gösterir o da. Bugün dış siyasette karşı karşıya geldiğimiz ve sonuç olarak nitelendirdiğimiz durum, geçmişte, belki de hiç hesaba katmadığımız ihtimallerden birinin gerçeklik kazanmasından başka bir şey değildir. Matematikteki ihtimaller hesabı gibidir ama doğurduğu sonuç somuttur, kalıcıdır, telafi edilir gibi olsa bile Şark Çıbanı benzeri izi hep kalır. Bir bakıma dış siyasette en iyi niyet, söz ve davranış olarak açıklanmamış olandır. Açıklanan niyet, amacıyla gerçekleşme ve sonuç doğurması bakımından farklı, çoğunlukla da karşıt mahiyet ve nitelikte tezahür edebilir. İhtimal, derken, biraz da buna bakmak gerekir.

58. ve 59. hükümetler dış siyasette, diplomasinin dili de zorlanmak suretiyle, niyet açıklamasında bulunurken, bu niyetin amacı ile gerçekleşme durumları arasında herhangi bir ihtimaller tercihini hesaba hiç katmadan faaliyette bulundular. Türkiye, bu durumu ve tavrı mutlak sonuç doğurucu gibi algıladı, daha doğrusu algılattırıldı. Dış siyaset, aslan terbiyecisinin kırbacı gibi, hiçbir ihtimal ve tercihe yer vermeyen iki boyutta tekemmül ettirildi. Biri, ABD nin gücüyle mütenasip görülmeyen siyasetinin gerçekte "imparatorluğu" işâret ettiğini tahayyül eden Yeni-Muhafazakâr (neo-con)ların iğvasında hayat suyu bulma umuduna bağlı Amerikancılıktı. Küreselleşme, buna ikna etme tiradıyken; iğva, BOP (aynı anlamda BİP/Büyük İsrail Projesi) ya da Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi ydi.

Diğeri, AB tı.

Bir ülkenin, bir milletin, halkın ve devletin dış siyaseti, Rus matruşkası gibi kaldırdıkça altında yeni ve renkli bebek figürleri çıkacak olan ve hiçbir ön ihtimale yer vermeyen gerçekte tek, sadece görünüşte iki boyuta indirilmesi, indirgenmesi tasavvur edilebilir mi Oysa olan budur.

ABD ile olan diplomatik ilişkiler, harala-gürele temposunda 2002 den 2007 Ekim ine kadar, yalancı bir iyiniyet-umut sarkacında salınarak getirildi. Götürülebilir mi bu minval üzre Aslında hükümet ve Amerikancı çevre (oldukça kozmopolit, hatta mantıken bir araya getirilemiyecek kişilerden, gruplardan, sivil toplum kuruluşlarından, medyadan, iş çevresinden, sağcısından, solcusundan, liberalinden, "İslâmcı"sından teşekkül ediyor), hayat-memat derecesinde götürülmesinden yanadır, ama olayların kendiliğinden dili aniden gerçeğe haykırıveriyor ve zorlanılıyor. Amerika (nam-ı diğer İsrail/siyonizm) açısından işler yürüyor, ama güçlük, daha önceleri birkaç yazımızdan tartıştığımız, kendi zihniyet ve ruhundan kaynaklanan yetersizlikte düğümleniyor. Çünkü Amerikan zihin ve ruhu, hakikatin mahiyetiyle, özüyle, felsefi anlamda söylersek tözüyle (substantia) tarihi boyunca cebelleşmediği ve tözü, sadece bir form, biçim (Fragmatism) olarak algılama yetisinde olabildiği için, "imparatorluk" olgusuna bir türlü kendini uyarlayamıyor. Uyarlayamaz da. Kaldı ki "imparatorluk" bir uyarlama işleminin bittiği yerde sınırını ve varlığını kurar. Oysa Ortadoğu ve Müslüman halklar özellikle, kendiliğindenlik içinde "imparatorluk a vücut vermişler, gerçekleştirmişler, somutlaştırmışlardır. Sonuçta bu bir "insan hamuru" sorunudur ki, Amerika nın ufkuna doğmayan da budur.Amerika nın ve Amerikancılığın gideceği yer Ortaçağ Feodalizmi dir.

AB ye gelince; zaten 2004 Aralığında, "Cin Düğünü" olarak Ankara/Sıhhiye Meydanı nda yapılıp bitti. Attila İlhan ın şiirinde betimlediği "öyle kadınlar sevdim ki... Zaten yoktular!" hesabı.

Özet ve kaba çizgilerle belirtmeye çalıştığımız dış siyasetin birinci derecede sorumlusu, 22 Temmuz seçiminde, halkın konumunu ustalıkla dönüştüren "Yığınlaşmış" ve "Azgın" (x) seçmen tarafından adeta "cumhur başı" nitelemesiyle ödüllendirilmiştir. Dolayısıyla "yığınlaşmış" ve "azgın" seçmenin halka dış siyasetteki, Erbakan Hoca nın nitelemesiyle "facia"yı dilleriyle açıklama yükümlülükleri vardır halka. Çünkü halk, "uyuyan dev" uyanır gibi homurdanmaya, bazan da vozurdanmaya başlamış izlenimi veriyor.

(x) Bkz. "Seçmenin Yığınlaşması" (26.07.07) ve "Seçmenin Azgınlığı" (27.07.07) başlıklı yazılarımıza.