Dış politikanın açmazı

Abone Ol

Türkiye, dış politikada hem çok temel hem de çok ciddi

bir açmazı yaşıyor ne zamandır. 1948 Marshall Yardımıyla gönlü hoş edilen ve

akabinde Sovyet tehdidine karşı ABD öncülüğündeki Kuzey Atlantik Paktı na

(NATO) meyleden Türkiye, 65 senelik bir süreçte ABD ye yakın durma tutumundan

vazgeçmedi. İktidarlar değişti, farklı ideolojilere sahip partiler hükümet

etti, ancak (Refahyol haricinde) hepsi dış politikada ABD yi merkeze koyarak

bir hareket tarzı belirledi. Bana ne Amerika dan diyemedi bir türlü.

Türk dış politikasının yaşadığı bu hem çok temel hem de

çok ciddi açmazın adı ABD dir. Daha doğrusu kendini ABD ye göre pozisyon alma

mecburiyetinde hissetme durumudur. ABD nin müttefiki olmayı çok matah bir

şeymiş gibi yıllarca bir övünç vesilesi sayan iktidarlar, farklı ideolojilere

yerlerini bıraksalar da değişen sadece ABD nin yanındaki pozisyonumuz oldu.

Müttefiklik gitti stratejik ortaklık geldi, o gitti model ortaklık geldi.

Baki kalan ise belirleyici hususun ABD olması kaldı geriye.

Ortadoğu da, BOP çerçevesinde gelişen ve İslam alemini

tarumar eden gelişmelerde Türkiye nin tarafı ve politikası net de olamadı, bir

istikamet dahilinde kararlı da. Sanki dış politikamız çok büyük stratejik

tahliller neticesinde hareket ediyormuş gibi her olayda farklı bir Türkiye

gördük. Afganistan a da, Irak a da, Libya ya da, Suriye ye de ve Mısır a da

aynı net ve istikamet sahibi tepkiyi veren Türkiye yi göremedik. Konjonktüre ve

birtakım hesaplara göre hareket etti Türk dış politikası.

Afganistan ve Irak işgallerine karşı durmadığı,

kınamadığı gibi özellikle Irak işgalinde ABD nin yardımına koşabilmek için

(tezkere meselesi) çok uğraştı. Bir bakıma işgale lojistik destek vermeye

çalıştı, işgalcilere duacı bile oldu. Irak ta katledilen 1.5-2 milyon insanı

nadiren hatırlasa da stratejik müttefiki olan ABD nin başına hiç kakmadı. Bu

vesileyle, ABD ye yakınlık besleyen Türkiye deki bazı İslami grupların tek bir

gün bile Amerikan işgaline ve zulmüne ses etmemelerini de unutmamak gerekiyor.

İzlenen dış politika ile Batı nın dümen suyunda gidilmesi

bir yana, İslam dünyası içinde birlik oluşturmaya yönelik herhangi bir adım da

söz konusu olmadı. Libya daki işgal için NATO nun ne işi var Libya da

dedikten 3 gün sonra Batı nın işgal kuvvetlerine katılmak, olsa olsa küresel

sistemi memnun ediyordu.

Suriye meselesini İslam dünyasının bir iç meselesi olarak

değerlendirmekten kaçınıp ABD ve Avrupa ile birlikte çözmeye çalışmak, herhalde

üstümüze geçirilmiş olan model ortaklık la örtüşür bir politikaydı. Türkiye,

İran la bir araya gelerek bu bizim meselemiz tavrını koymadığından mıdır,

yoksa ABD nin model ortak gazına geldiğinden midir bilinmez, Suriye deki iç

savaşı destekler duruma düştü. İki zalimden birini seçmenin mecbur olduğu

zannına kapıldı. Halbuki, Türkiye nin tavrı mazlum halktan yana olmak

olmalıydı.

Mısır da yapılan darbeye sadece kuru kınamalarla tepki

veren Türkiye, bir açmazı da burada yaşıyor. Dış politikadaki en büyük

destekçisi ve ortağı ABD nin darbe bile dememesi, Türkiye nin güvenilirliğini

de sarsıyor. Dışarıdan bakılınca Türk dış politikası, muhtemelen tek başına bir

anlam ihtiva etmiyor ve ABD nin takındığı tavır ne yaparsak yapalım müttefiki

olarak bizi de bağlıyor. Herkes biliyor ki, Türk dış politikası ABD nin onayı olmaksızın

yanı başındaki Kuzey Irak a bile giremezken, Mısır gibi bir konuda küresel

sistemle de çelişmeyecektir. ABD den gelen istihbarat olmadan düşen uçağı bile

bulamamıştık geçen sene. 

Bu çelişik durum, Türkiye nin itibarını ve

güvenilirliğini sarstığı gibi çok önemli meselelerde de resmen insanları

oyalıyor. Türk dış politikası, konjonktürel kurnazlıklar ve küresel nizama

uygun dengelere göre hareket etme hesapçılığından kurtulup Bana ne

Amerika dan, Avrupa dan tercihini yapmadan, içinde bulunduğu çelişkili

durumdan kurutulacak gibi durmuyor. Stratejik derinlik vs demeden önce tutarlılık ve istikamet sahibi

olmayı öne almak gerekiyor.