Dış politikada da birlik zamanı

Abone Ol

BU köşede her gün ABD ve AB’nin ülkemize yönelik ikiyüzlü, yalana dayalı politikalarından örnekler dile getiriyorum. Getiriyorum ama Meclis’te temsil edilen partiler darbe girişimine karşı oluşturdukları birlikteliği dış politikada da gerçekleştiremedikleri takdirde ülkemiz aleyhine kampanya devam edecek gidecek görünüyor. Kampanyayı yürüten ABD ve AB bu tutumlarını bazen açıktan bazen de bir takım barikatların arkasında gizlenerek yapıyorlar. Ama görmek isteyenler için ABD ve AB’nin yüzyıllar öncesinden bugünlere yansıyan Haçlı zihniyeti ve ittifakının devam ettiğini görmelerinde hiçbir engel yok. Elbette ABD ve AB’nin ikiyüzlü samimiyetsiz tutumlarını dile getirecek, insanımıza göstermek için elimizden geleni yapacağız. Ancak bu yeterli değil. Bu ikiyüzlü ve samimiyetsiz tavra karşı Milli Görüşçü Saadet Partisi konumunu ve tutumunu net bir şekilde sürdürüyor. İktidar kanadı ise Haçlı ittifakının artık tahammül edilemez hale gelen ikiyüzlü, hatta küstahça olarak nitelendirebileceğimiz tavrına karşı kızgınlığını dile getiriyor, hatta bazen gerek AB ülkeleri gerek ABD’ye karşı rest çekiyor. Bu tavır toplumun yüreğini serinletiyor ama karşımızdakilerin tavırlarının değişmesinde bir etkisi olmuyor. Bu tavrın etkili olabilmesi için özellikle Meclis’te grubu bulunan partilerin darbe girişimi karşısında oluşturdukları ortak hareketin özellikle dış politika konusunda ve Haçlı ittifakına karşı oluştuğunu görmeleri gerekiyor. Böyle bir ittifak oluşturulabildiği takdirde kanaatim o ki, ABD ve AB ülkeleri tavırlarını gözden geçirme ihtiyacı duyacaklardır. Bunun sonucu olarak ya tutumlarını yumuşatacaklar ya da “Bizim sizinle birlikte yürümemiz mümkün değil” demek zorunda kalacaklardır. İkinci ihtimal güçlü olsa da en azından toplum ortak düşmanı net bir şekilde görmüş, partiler arasında oluşan birlik toplum arasında da teessüs edecektir.

Çünkü, sergilenen tepkiler, her gün medyaya yansıyan, “YPG, ’Kürt koridoru’ için adım adım ilerliyor”, “ABD IŞİD’e göz yumdu” ya da “AB iyice küstahlaştı” gibi haberler karşısında iktidarın tutumunda ciddi bir değişikliğin olmayışı/olamayışı medyaya yansıyan bu eleştirileri de etkisiz hale getiriyor. Ancak dış politikada siyasi partilerin oluşturacağı ortak tavır sanıyorum gerek siyasi iktidarı gerek Haçlı ittifakını yeni strateji belirlemeye itecektir. Bu noktada HDP’nin ortak bir tavır belirlemede yeri olmayacağını sanıyorum söylemeye bile gerek yok. Çünkü onlar PKK’nın siyasi uzantısı olmaktan rahatsız değiller. PKK’nin arkasında da ve belirlediklerdi hedefe ulaşmada ABD’nin desteğini istediklerine göre sözünü ettiğimiz ortak hareket oluşturmada yerleri olmaz.

Gerek iktidar partisi sözcülerinin gerek medyanın her gün dile getirdiği şikâyetlere rağmen iktidarın tavrında ABD ve AB’ye yönelik ciddi bir değişiklik olmaması, sürekli olarak bir takım ileri ve geri adımlarla olayın zamana yayılması Haçlı ittifakını cesaretlendiriyor. Hemen belirteyim ki, Haçlı ittifakına karşı net bir tavır değişikliğine karşı bu ittifakın sessiz kalmayacağını, Türkiye’yi isteklerini kabule zorlamak için bir takım ekonomik, siyasi adımlar atacağını unutmamak gerekiyor. Bu sebeple de siyasi partilerin ortak tavır sergilemesine ihtiyaç var. Çünkü yeni bir dünyanın oluşması ve Türkiye’nin orada yerini almasına sömürgeci Haçlı ittifakı sessiz kalacak değildir. Böyle bir durumda Türkiye’ye bir takım ekonomik ve siyasi bedeller ödetmek, köşeye sıkıştırmak için harekete geçeceklerdir. Bunun karşılanması içinde önce siyasiler, sonrada toplum da birlikteliğin sağlanması şarttır. Bu bakımdan darbe girişiminin arkasından oluşan birlikteliğin dış politikada da sağlanması için ortam müsaittir. Bu imkânın kaçırılmaması gerekiyor.