Dış güçlerin ne istediği belli, bizimki belli mi?

Abone Ol

Her ülkenin uluslararası arenaya dönük bir takım planları ve hesapları olması, bunları uygulamaya koymak için her fırsattan yararlanmak istemesinin aslında fazlaca yadırganacak bir yanı olmamalı. Dolayısıyla, dış güçlerin bir takım plan ve hesapları üzerine akıl yürütmek, bilinmeyeni görmüş gibi davranmanın da fazlaca bir mantığı yoktur.

Bu girişten sonra dünya jandarmalığına soyunmuş olan ABDnin önce kendi kıtasına yönelik , ardından da dünya üzerinde çeşitli noktaları hedef alan planlarının olduğunu söylemek için çok şey biliyor olmaya gerek yok. Hele hele tüm dünyaya duyurduğu ve uygulamaya kolduğu Büyük Ortadoğu Projesi  ya da diğer adıyla Genişletilmiş Ortadoğu Projesinden dünya politikası ile alakası olan herkes haberdardır. Özellikle de bölge ülkelerinin yöneticilerinin bu projenin muhtevası konusunda sıradan bir vatandaştan çok daha hassas ve bilgili olmaları gerekir. Bölge ülkelerinden hiçbir yönetici "Olayın detayını bilmiyordum" deyip kenara çekilme hakkına sahip olamaz.. Böyle davranarak da kendilerini sorumluluktan kurtaramazlar.

Artık herkes biliyor ki, Büyük Ortadoğu Projesi deyince bölge  ülkelerindeki İslam anlayışına müdahale akla geliyor.. Kimilerinin ılımlı islam, kimilerinin uyumlu islam dediği bu anlayışın bölgede yaygınlık kazanması projenin ilk adımını oluşturuyor.. Bu uygulamanın yaygınlık kazanabilmesi için bölge yönetimlerinin müdahale yoluyla değiştirilmesi de söz konusudur. Bunun için de bölge ülkelerinde bir takım ihtilafların körüklenmesi, eğer ihtilaf yok ise bir takım suni ihtilaflar icad edilerek bunların kaşınması söz konusudur. Netice itibariyle bugün artık herkes biliyor ki, Büyük Ortadoğu Projesinin hedefleri arasında Türkiye,İran, Irak gibi ülkelerin parçalanması da vardır. Öylesine vardır ki, projenin olmazsa olmaz şartlarından birisi durumundadır. Öyle ise ülkemizdeki PKKterörünü Büyük Ortadoğu Projesi dışında değerlendirmek bizleri doğruya götürmez.

Kısacası başta ülkemiz olmak üzere bölge ülkeleri üzerine ciddi oyunlar sahnelenmektedir. Bu tesbiti yapmaktan çok daha önemli olan ise bu proje, bir başka ifade ile emperyalist güçlerin bölgemize yönelik hesap ve planlarını tesbit etmekten çok daha önemli olan "Buna karşı ne yapılmalı, nasıl yapılmalı "  sorularının cevabının verilmesidir. Bölge ülkelerinin yöneticilerinin, Siyonistlerin  hazırlayıp ABDnin uygulamaya koyduğu Büyük Ortadoğu Projesi karşısında nasıl davranacakları önem kazanıyor. Eğer, bu projenin uygulamasında ABD ile birlikte görev üstlenmek isteniyorsa, bu yönde adımlar atılıyorsa bu yöneticilerin artık gerek kendi ülkelerinde gerek komşu ülkelerde yaşananlardan şikayet etmeye hakları olamaz . Ediyorlarsa bu şikayetin samimiyetinden şüphe edilir. Çünkü,  projenin uygulayıcıları ile birlikte aynı safta yer alarak bugün şikayletçi oldukları sonuçları kabullenmiş olmaktadırlar.

Yapılması gereken nedir

Öncelikli olarak dünyayı tek kutupluluktan kurtacak adımların atılmasıdır. Bu yapılmadan dünya üzerinde kendisini tek güç olarak gören ABD ve yandaşlarının çılgınlıklarını önlemek mümkün olmaz.

Son zamanlarda Rusya; Çin, Hindistan ve Japonya gibi ülkelerle bazı temaslar gerçekleştirerek "Biz de varız" demeye çalışmaktadır. Ancak, ortaya yeni bir güç çıkmış değildir. Kaldı ki, Rusyanın önderliğinde yeni bir güç oluşturulmuş olsa bile Müslüman ülkelerin bununla yetinmemesi, onların da kendi aralarında yeni bir güç oluşturmaları mecburiyeti vardır. Unutulmamalıdır ki, Müslüman ülkeler dünya iki kutuplu iken de ya ABD, ya da Sovyetler Birliği emperyalizminden birini tercih durumunda kalmışlardı ve hangisi tercih ederlerse etsinler bu ilişkiden zarar görmüşlerdi. Bu bakımdan daha o yıllarda başta Milli Görüş Hareketinin Lideri  olmak üzere İslam Birliğinin gerçekleştirilmesi gerektiği zarureti dillendirilmiş, hatta bu düşüncesini tüm İslam Dünyasında anlatarak taraftar bulmaya çalışmıştı. En son olarak oluşturulan D-8 Hareketi ve oluşumu bu yönde atılmış çok önemli bir adımdı.  Bugün İslam  Birliğine dünden çok daha fazla ihtiyaç olduğunu, emperyalist güçlere tek tek yem olmaktan kurtulmanın yolunun İslam Birliği olduğunu kabul etmekle yetinmeyip; bu hususta harekete geçmek gerekiyor. Bunu yapmadan ülkemizde yaşanan karmaşa  ve terör olaylarının kökünü kurutmak mümkün olmayacaktır.