1984-1985 yıllarıydı…
Üniversite sınavlarına hazırlanıyorum…
Günde neredeyse bir kitap devirdiğim yıllar…
Fatih’te o dönem Seha Neşriyat’ın da bulunduğu Hicret
Yurdu’nda kalıyorum…
Mustafa (Karataş) ağabey liderliğindeki o meşhur yurtta…
Bir gün Marmara İlahiyat Fakültesi son sınıf
öğrencilerinden, edebine, derin sessizliğine ve edebiyata düşkünlüğüne hayran
olduğum Mehmet İnce ağabey, “Hadi seni bir yere götüreyim” dedi.
Meraklandım ve müthiş heyecanlandım…
Cağaloğlu’nda bir han kapısından süzüldük…
Kapı hafif aralıktı…
Kimselere çaktırmadan o kapıdan girdik…
Yanlış hatırlamıyorsam birkaç küçük odası olan bir yerdi…
Küçük bir odaya daldık…
Odaya girerken sağlı sollu dizilmiş, yeni basılmış oldukları
her halinden belli olan ve gönderilmeye hazır, paketlenmiş kitap kolileri
dikkatimi çekti…
Kitap kolilerinin hemen yanı başında, cam kenarında, olgun
ve düşünceli bir adam, eski bir masa ve sandalyede tek başına oturuyordu…
Biz de masanın hemen karşısında bulunan ikili ya da üçlü
eski ve koyu renkli bir koltuğa iliştik…
Pencereden baktım; Cağaloğlu’nun asırlık çınarlarının dal ve
yaprakları odaya giren güneş ışığını yer yer kesiyordu…
Heyecanım kat be kat artmıştı…
Kimdi bu adam
Mehmet ağabey, kulağıma eğilerek fısıldadı;
Sezai Karakoç…
Kalbim yerinden fırlayacak gibi olmuştu…
Okuya okuya bitiremediğimiz, gençlik iksirimiz Mona Roza’nın
yazarı Sezai Karakoç tam da karşımda, bir adım ötedeydi…
Uzansam yetişecektim…
Öyle kalakalmıştım…
Abartısız 10 dakika, bilemediniz 15 dakika kimse tek laf
etmeden oturduk, o koltukta…
Sezai Karakoç, sessizce önündeki kâğıtlarla meşgul oluyordu…
Sonunda, Mehmet ağabeye dönerek tek cümle sarf etti:
‘Bu da mı sizin fakülteden
‘Hayır efendim, bu arkadaş üniversiteye hazırlanıyor,
edebiyata, şiire meraklı okurlarınızdan…
Hiç unutmam…
Sezai Karakoç, o dakikadan itibaren yaklaşık yarım saat bize
‘Diriliş Nesli’ni anlattı…
Müslümanların sanatta, ticarette, ekonomide, siyasette,
kültürde, dış politikada izlemesi gereken yolu…
Sezai Karakoç demişken…
İlginç bir kitaptan söz etmek istiyorum;
Kitabın adı, “Yoktur Gölgesi Türkiye’de: Sezai Karakoç”.
Kitabın yazarı Sıddık Akbayır.
Akbayır’a göre Necip Fazıl’la Sezai Karakoç arasında altı
büyük fark var:
BİR: Sezai Karakoç, Diriliş dergisini kendi kısıtlı olanaklarıyla
çıkarır. Necip Fazıl, Büyük Doğu dergisini Adnan Menderes’in örtülü ödeneğiyle
çıkarır.
İKİ: Diriliş yayınlarında sadece Sezai Karakoç’un kendi
kitapları basılır. Hiçbir şiirini reddetmez. Necip Fazıl da Büyük Doğu
Yayınları’nda sadece kendi kitaplarını basar ama 30 yaş öncesi şiirlerinden
çoğunu reddeder.
ÜÇ: Sezai Karakoç ödül kabul etmez. Necip Fazıl ödülleri
reddeder ama kendine verilen ‘şairler sultanı’ unvanını kabul eder.
DÖRT: Sezai Karakoç görünmez, konuşmaz. Güncele meraksızdır.
Necip Fazıl görünmek, bilinmek, saygı duyulmak, önemsenmek ister.
BEŞ: Sezai Karakoç kuvvetli bir belagate sahip değildir,
kitleleri peşinden koşturacak konuşma yapamaz. Necip Fazıl ise belagat
şehvetinin şerbetini içmiş, etkili bir hatiptir.
ALTI: Sezai Karakoç, Diriliş Partisi’ni sessizce kurar;
Necip Fazıl ise Büyük Doğu Cemiyeti’ni müthiş bir tantanayla kurar.
***
Sezai Karakoç’un özellikleri kitapta şöyle anlatılıyor:
FOTOĞRAF: Kimseyle fotoğrafı yoktur.
SÖYLEŞİ: Kimseyle söyleşi yapmaz.
İMZA: Kitaplarını kimseye imzalamaz.
HEDİYE: Hiçbir yerden hiçbir şey kabul etmez.
TELEVİZYON: Asla çıkmaz.
ISSIZLIK VE YALNIZLIK: Asla hiçbir zaman yakınmaz.
MÜLAKAT: Şair kimliğiyle tek mülakatı Kilis’te yayımlanan
Kent adlı taşra gazetesine vermiştir. Siyasi kimliğiyleyse bir Fehmi Koru’ya;
bir de Nurettin Çakın’a verdi.
PARA: Mülkiyeli olup da mülkiyetle hiç ilişkisi olmayan
insandır. Türkiye’nin en yoksul şairlerindendir. Dikili ağacı yoktur. Tek
varlığı 60 metrekare bir evdir.
ONUR: Parasızlıktan eve kapanır, yiyecek bir şey bulamaz.
Halsizleşir bayılır, kimseden beş kuruş istemez.
SİYASİ DURUŞU: Sağ görüşlü olup, sol görüşlü aydınlar
dünyasında kendine yer etmiş ilk isimdir.(Sıddık Akbayır; Yoktur Gölgesi
Türkiye’de: Sezai Karakoç; Turkuaz Kitap)
MİLLİGAZETE.COM.TR’DEN…
Milligazete.com.tr’ye gelen mesajlardan ilginç bulduklarımı
köşeme alacağımı ifade etmiştim. İşte o mesajlardan bazıları:
Bu adamları içeri dedem mi attı İçeri atıldığında neler
söylüyordu Başbakan Ateş olmayan yerden duman çıkmaz sözü bana mı ait Ne
yapmaya çalışıyor Başbakan Şimdi darbe mi yaptırmak istiyorlar (HÜSEYİN
YAVUZ)
İsrail nereyi neden vurdu, Fransa Mali’ye neden girdi gibi
soruların cevapları da kimseye bir şey kazandırmaz. İslam Birliği olmadığı için
vuruyorlar. İslam Birliği olmadığı için ortalık karışık. Saadet’in bunu
gündemden düşürmemesi gerekir. (MİLLİ GÖRÜŞÇÜ)
Beşiktaş rakiplerine oranla az bütçesi olmasına rağmen iyi
transferler yapıyor. Mamadou Niang gibi bir oyuncuyu bedelsiz sene sonuna kadar
kiralamak çok iyi. (FİSHBONE)
Sayın Adnan Öksüz; kendi çevrenizdeki muhteşem akraba
ilişkilerini neden yazmıyorsunuz ya da yazamıyorsunuz Kendi çevreniz derken
şahsınızı değil muhafazakâr kanadı demek istiyorum… Sizin mahallede öyle
muhteşem bağlantılar var ki… (KEMAL SAYDAM)
NOT: Bugün 4 Şubat
2013 Pazartesi. İktidar ve TBMM’de grubu bulunan partiler, 2012 yılında yeni ve
sivil anayasa vaadini yerine getiremedi. Sınıfta kaldı. Umutlar bu yıla sarktı.
Dubakalin’olacak Takipçisiyiz…