Adına ilk başta “Avrupa Ekonomik Topluluğu” (AET), sonraları “Avrupa Birliği” (AB) denilen kuruluşla ülkemiz arasındaki münasebet çok esrarengiz ve çok düşündürücüdür. Buyrun satır başlarıyla, ana hatlarıyla ilk baştan itibaren bakalım: AET, 25 Mart 1957’de imzalanan Roma Antlaşması’yla doğdu. Türkiye, 1959’da bu topluluğun bir parçası olmak için başvurdu. Türkiye’ye, diplomatik üslupla; “Bekle bakalım!” dendi. 12 Eylül 1963’te imzalanan Ankara Antlaşması ile Türkiye ile AET arasında bir ortaklık çatısı oluşturuldu.
Türkiye 1963-1999 yılları arasında AET’ye girebilmek umuduyla bekledi. 1999’da AB üyeleri arasında aday olarak kabul edildi. AKP’nin işbaşına geçmesinden sonra AB üyelik süreci hızlandırıldı. 2005 yılında tam üyelik müzakereleri başladı. Bu müzakere sürecinde, Türkiye’nin önüne onlarca paket konuldu. “Bu kanunları çıkarıp gelin” dendi. AKP iktidarı da yüzlerce kanunu peş peşe çıkardı. Sabık Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu bu süreçte çıkardıkları kanunlarla ilgili şöyle demekteydi:
“İrademizi 2000’li yılların başından bu yana devrim niteliğindeki somut adımlarla ortaya koyduk. Son 20 yılda Avrupa Müktesebat ve Avrupa Birliği Konseyi Standartları ile uyumlu 2 binden fazla yasa çıkardık.”
Benim tespit ettiğim rakama göre, çıkarılan yasa ve tüzük sayısı 9 bin civarındaydı. Bunlardan pek çoğunu okudum. Daha doğrusu okumaya çalıştım. Muazzam bir üst akıl tarafından hazırlandıkları belli idi. Sosyal bünyemizdeki patlamalar, bu kanunların tesirinin nasıl büyük olduğunu gösterdi. Boşanmalar ve bu kanunlar yüzünden hapse girmeler ve evden uzaklaştırmalar çığ gibi arttı. Aile yapısı bütünüyle değişmeye başladı. Kadının beyanı esas alındı. Kadının şikayeti üzerine koca 6 aya kadar varan müddet evden uzaklaştırılabildi. 18 yaşından küçük kızlarla evlenmiş olanlar hapse atıldı. Bunlardan bazıları AB normlarına uygun olarak “Nitelikli cinsel taciz” suçlamasıyla 18 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmaya başlandı. Zina suç olmaktan çıkarıldı. Kadın kadına, erkek erkeğe evlilik serbest hale geldi. Resmî belge verilmese de bu fiili yapanlar dernekleşti ve şehrin göbeğinde yürüyüşler yapmaya başladı.
Bu uyum süreci çerçevesinde “İstanbul Sözleşmesi” imzalanmış ve bu sözleşme gereğince birçok kanun çıkarılmıştı. Tepkiler artınca İstanbul Sözleşmesi iptal edildi, ancak çıkarılan kanunlar mer’iyetteydi. Sabık Adalet Bakanı Bekir Bozdağ şöyle diyordu: “İstanbul Sözleşmesi’nden Türkiye çekildi ama o sözleşmenin uygulama kanunu olan 6284 sayılı kanun şu an yürürlükte. O kanun uygulanıyor. O kanundaki hükümler Türk mevzuatının ve iç hukukumuzun bir parçasıdır.”
AB ile yapılan anlaşmalardan biri de 2016’de imzalanan “Mülteci Anlaşması”dır. Bu anlaşmaya göre, Türkiye, ülkeye gelen mültecileri Avrupa’ya göndermemeye gayret edecektir. Bu kanundan sonra ülkemiz âdeta bir “mülteci deposu” haline gelmiş, ipini koparan ülkemize gelmeye başlamıştır. Bu hususa daha önce temas etmiştik.
Diğer konular gibi, bu hamur da çok su götürür. Biz başlıktaki soruyu tekrarlayalım: Biz ülke olarak AB’den ne hayır gördük?! “Avrupa Ekonomik Topluluğu” deniliyordu. Avrupa ile ekonomik münasebetler kurarsak, ülkemize faydası olur diye düşünülmüş olabilir. Ancak sonraları görüldü ki işin “ekonomik” ciheti hikaye. Bu kuruluş, sanki Türkiye’yi “dönüştürmek” için kurulmuş gibi. Toplumumuzun ve bireylerin bütün kültürel yapısını değiştirmeye çalışmaktalar. Bir ara, “hutbelerde okutulan, “İnneddiyne indallahi’l İslâm” [Allah katında din, İslâmiyet’tir] âyetinin okutulmaması istenmiş, hatta bir ara kaldırılmış, gelen tepkiler üzerine okutulmaya devam edilmişti. Aile reisinin erkek olduğu hükmünün değiştirilmesinin, nüfus cüzdanlarında yazılı din hanesinin ve medeni halinin kaldırılmasının “Avrupa Ekonomik Topluluğu” ile ne alakası var? Dinimize, medeni halimize, zinanın suç olmasına ne karışıyorsunuz? Hangi birini sayalım. Onların istediklerini sıralayacak ve îzah edecek olsak, saçınızı, başınızı yolarsınız. Bir araştırmacı yazar olarak, AB üyelik macerasından zerre kadar hayır görmediğimizi ve muazzam zararlar ve tahribatlar gördüğümüzü söylüyorum ve bunu da isbata hazırım.