TÜİK İN, 2014 yılı verilerine göre işsizlik yüzde
9.9 muş. Hesaplama yöntemi değişmiş, işsizlikte düşüvermiş! Bu kadar kolay bu
iş. Önceki yöntemde son 3 ay içinde iş başvurusunda bulunan ve işe
yerleştirilmemiş olanlar işsiz sayılırken, yeni yöntemle son 4 haftalık
periyotta iş aramayan bir işsiz, iş bulmuş sayılmıyor ama işsiz de
sayılmıyor! İşsizden işsize fark var demek
Ekonomiyi sadece faiz, döviz ve borsadan ibaret görenler,
hayat pahalılığı ve geçimle birlikte en ciddi ekonomik mesele olan işsizliğin
i sini dahi telaffuz etmiyor. Siyasi açıdan maliyeti yüksek bir konu ve
gündeme gelmemesi/getirilmemesi, halkın ilgisinin uyanmaması da işlerine
geliyor tabi.
İşin kötüsü, işsizlik salt bir istatistiki veriye
indirgeniyor. Sadece ekonomik değil, aynı zamanda da çok ciddi toplumsal
sonuçları olan işsizlik, işsiz insanlar, rakama indirgenemeyecek kadar önemli
halbuki. Bir insanın işsiz kalması, o insanın hayatını idame ettirecek maddi
imkandan da yoksun kalması demek. Geçim sıkıntısı bile daha sonra geliyor.
İşsiz adamın, cebinde parası yok, evini geçindirecek, ihtiyaçlarını
karşılayacak imkanı yok. Hayatını idame ettirmesine yönelik bir tehdit
işsizlik.
Son dönemde delicesine bir artış gösteren toplumsal suç
vakalarında, toplumun ruh sağlığının bozulmasında da önemli bir etken ayrıca.
Suç işleyenlerin veya ruhsal durumu bozulanların durumu tarif edilirken uzun
zamandır işsizdi ifadesine yabancılık duymuyoruz mesela. Toplumun ciddi bir
hastalığı artık. Hele bir de uzun süreli işsiz olan insanları düşünün. Toplumun
ruh sağlığının bozulmasında birçok etken var, ancak maddi sıkıntılarla beraber
işsizlik de başta geliyor.
Buna rağmen, her gün sabahlara dek tartışmaların,
konuşmaların sürdüğü bir ortamda işsizlik diye bir sorun adeta yok sayılıyor.
Bir tesadüf olmasa gerek, bilinçli bir tercih bu durum.
İşsizlik rakamlarında çok çarpıcı ve vahim noktalar var.
Mesela, yükseköğrenim okumak işsiz kalmayı kolaylaştırıyor! Hayatını
kurtarmak için okuyan gençlerin, işsizler ordusuna nefer olma ihtimalleri de
artıyor. Böyle bir tuhaflık anca bize özgü olabilirdi zaten.
Okuma-yazma bilmeyenlerin yüzde 6.3 ü işsizken, ilkokul
mezunlarının yüzde 7.8 i, lise mezunlarının yüzde 11.9 u işsiz. İşsizlik oranı,
yükseköğrenim mezunları arasında ise yüzde 10.6. Yani, okuma-yazma bilmeyen
biri, üniversite bitirmişe göre iş bulma anlamında daha şanslı!
Ama üniversite mezunları her işi yapmıyor ki itirazı da
geçerli değil. Fizik mezununun kredi kartı sattığı, öğretmenlerin tezgahtarlık
yaptığı, iktisat mezunlarının müşteri temsilcisi olduğu, mühendislerin
pazarlamacılık yaptığı bir işgücü piyasasından bahsediyoruz artık. Hem de üç
otuz paralara...
Okumuş insanların, iş bulma konusunda okuma yazma
bilmeyenlerden kötü durumda olması bile gündem olamıyor Türkiye de. Yakında
aileler çocuklarına okuyup da işsiz mi kalacaksın diyecek bu gidişle.