Dinsel mi, kültürel mi?

Abone Ol

Duvarımızda yeni bir takvim ile yeni bir yıla girdik. Takvimimizde bulunan 365 yaprağın her gün birisini kopara kopara 2007de olduğu gibi Allah(cc) ömür verirse 2008i de bitireceğiz. Takvimden kopardığımız her yaprağın ömrümüzden bir günün koparılması, bir diğer ifade ile eksilmesi anlamına geldiğini çoğu zaman aklımıza bile getirmeyeceğiz. Bu sebeple gelecek sene bugüne bazılarımız ulaşamayacak.

Bu yazıyı yazdığım sırada 2007nin son gününü yaşıyorduk, siz yazıyı okurken 2008in ilk günü olacak. Elbette 2007nin son gününü görüp 2008in ilk gününü görememek de var. Hayat böyle akıp gidecek. Bazen hastalanacağız günlük işlerimizi yapamaz hale geleceğiz. Hastalık sanıyorum vücud düzenin bozulması anlamına geliyor. Vücudumuzun düzeni ne sebeple olursa olsun bir bozuldu mu tümünü etkiliyor. Benim için pazar günü böyle oldu. Sabahtan itibaren bedenimi ayakta tutacak gücü bulamadım. Zaman zaman kendime gelir gibi oldum ve bir gayretle yazımı yazmak için bilgisayarın başına geçtim ama sonunu getiremedim. Bu sebeple de dün sizlerle buluşamadım. Dün sabah Orhan kardeşim İstanbuldan arayıp yazımı yazıp yazamayacağımı sorduğunda bir gün önceki bitkinlik ve kırgınlıktan eser kalmamıştı. Bu bakımdan insan anlıyor ki hastalık ile sağlık, ölüm ile hayat arasında çok ince bir çizgi var.

Yılın ilk gününde hastalık ve ölüm üzerinde duruşum sakın bir kötümserliğe sebep olmasın. Maksadım gelen yeni yılın ilk gününde bir nefs muhasebesine vesile olmak. Elbette bu dünya için var gücümüzle çalışacağız. Kimseye muhtaç olmamanın, alan el değil veren el olabilmenin yolu çalışmaktan, hatta çok çalışmaktan geçiyor. Bu sadece kişisel planda değil, toplum ve ülke planında da böyledir. Ülkemizin zengin olması, zenginliğin fertler arasında adil bir şekilde pay edilmesi ortak dileğimiz. Daha doğrusu ortak dileğimiz olmalıdır. Bu ülkenin birileri yer, çoğunluk bakar görüntüsünden kurtulması gerekiyor.

Okuyucularımın geceyi bu nefs muhasebesi içinde geçirdiğini düşünüyordum. Ancak, toplumun önemli bir bölümünün bu geceyi eğlence ve çılgınlık için vesile kabul ettiği de bir gerçek.

Peki bu geceyi eğlence ve çılgınlık gecesine çeviren sebep dini mi kültürel mi

Biliyoruz ki, şu anda Miladi takvimi kullanıyoruz. Bu ise Hristiyan kültürünün bir sonucu. Bu bakımdan yılbaşı ile ilgili olarak dini değil kültürel anlam taşır şeklinde bir yorum bana göre gerçeği yansıtmıyor. Çünkü, Miladi takvim dini bir temele dayanmıyor bile olsa dayandığı kültürel temel Hristiyanlıktır. Toplumların kültürlerinin oluşmasında dinin etkisini yok saymak mümkün olabilir mi

İslam dünyasının kullandığı Hicri takvim nasıl Peygamber Efendimizin Mekkeden Medineye hicretini başlangıç olarak kabul etmişse, Miladi takvim de başlangıç noktasını Hz. İsanın(a.s) doğumunu esas almıştır. Daha doğrusu milat, doğum demektir. Yani Hz. İsa nın(a.s) doğumu. Bundan dolayıdır ki, okullarda hâlâ tarih, Milattan Önce (MÖ) ve Milattan sonra(MS) diye iki ana bölüme ayrılmıştır. Kısacası, Hristiyan kültürü kendi değerlerine göre bir takım tasnifler geliştirmiş, başlangıçlar kabul etmiştir. Meseleye bu açıdan bakıldığında Miladi takvimin yılbaşısı, kültürden çok, dini bir temele dayanır. Bu temel ise Hristiyanlıktır.