Son günlerde hükümet tarafından gündeme getirilen bankalardaki “vadeli mevduat hesaplarına” kur farkı kadar faiz yansıtılmasını havi uygulama kamuoyunda “örtülü faiz, gizli faiz” olarak adlandırıldı. Son zamanlarda fertlerin vadeli mevduat hesaplarında aldıkları faiz oranı, döviz kur oranlarından daha az kazandırıyordu. Kısacası döviz, faizden daha cazip görülüyordu.
Döviz kur oranlarını aşağıya çekerek TL’nin değer kaybını önlemek amacıyla uygulamaya konulan yeni formüle göre, vadeli mevduatlara uygulanan faiz oranları döviz kurlarından düşük kalması halinde aradaki fark Hazine garantisiyle telafi edilecek. Bu aslında vatandaşa, “Dövizini sat, vadeli TL hesabına yatır, eğer faizden kazandığın para, dövizden kazandığından az olursa aradaki farkı Hazine ödeyecek” demektir.
Bu uygulama gerek gerçek İslâm uleması, gerekse işin ehli iktisatçılar tarafından faiz olarak addedildi. Ancak Hayrettin Karaman, Yeni Şafak’ta “Azdıran para piyasasına çare” başlıklı yazısında aksini iddia ederek, “İçeriden ve dışarıdan Erdoğan’ı düşürmeyi dava edinmiş olanların oyunları yüzünden altın ve döviz fiyatları çok hızlı bir şekilde yükselmeye başlayınca o çevreler ellerini ovuşturmaya; bir kısmı iktidar, bir kısmı intikam bir kısmı da sömürü hesapları yapmaya koyuldular. Alınan zamanında ve yerinde tedbir ile fiyatlar normalleşme yoluna girdi. Bu defa da devletin ödemesinin faiz olup olmadığı tartışması ortaya çıktı. Bazı hocalar, devletin ödemesinin faiz olduğu kanaatindeler. Ben bu kanaatte değilim, devletin ödemesi hibedir diyorum. Aynı kanaatte olan hocalardan bir kısmımın yazdıklarını aşağıda kısmen vereceğim” dedikten sonra, muhtemelen elini güçlendirmek için kendisi gibi düşünen Orhan Çeker, Faruk Beşer, Mehmet Odabaşı ve Ahmet
Yaman’ın görüşlerinden pasajlar paylaştı.
Hayrettin Karaman’ın devletin ödediği farkı faiz değil de hibe olarak nitelendirmesi, bunun aksini iddiayı da Erdoğan karşıtlığına bağlaması söz konusu fetvanın dinî değil siyasî bir fetva olduğunu göstermektedir. Rantiyecilerin parasına para katmasını eleştirmek neden Erdoğan karşıtlığı ve düşmanlığı olsun ki…
Siyasî fetva vermede Karaman yalnız değildir. Konu hakkındaki soruya Fatih Kalender, “Bir Müslüman’ın faizle iştigal eden bir bankayla bu türlü bir anlaşmaya girmesi, velev ki burada gayesi parasını muhafaza etmek, parasının değer kaybını koruma ve devletin bu imkânından fayda temin etmek kastı da olsa kati surette buna fetva vermek uygun değil, caiz değil” demiş; Milli Gazete de haberi manşetten vermişti. Ancak, Kalender’in Lalegül TV’deki başka bir konuşmasında siyasî fetva verdiği sonradan anlaşıldı. Kalender, kişilerin bankayla muamelesini faiz, devletin ödediği farkın ise “yardım ve hizmet” olduğunu iddia etti. Meşrulaştırmanın üç kelimesi: “Hibe, yardım ve hizmet.”
Fatih Kalender söz konusu konuşmada, “Devlet diyor ki size, siz TL’de kalın yabancı paraya geçiş yapmayın, çünkü bu bizim ekonomimize zarar veriyor, düşmanlarımıza fayda sağlıyor; siz TL’de kalın, paranızın eğer döviz itibariyle bir değer kaybı olursa anaparanızın bunu ben ödemeyi taahhüt ediyorum diyor. Yani üçüncü kurum olarak. Aslında devletle bir faiz akdi yapmış olmuyorsunuz. Meseleye bu noktada baktığımız zaman o zaman burada bir üçlü sistem var: ‘Para sahibi, sermaye sahibi çalıştırıp da faiz verecek bir de üçüncü kurum devlet.’ Sizin faiz akdi yapmanız şahsınızla alakalı olan mesele. Üçüncü kurum olarak da diyor ki senin faizine ben karışmıyorum, nasıl anlaşma yaptınız, yüzde ne kadar faiz alacaksınız o sizin koyacağınız limitle alakalı olan bir şeydir ki benim ilgi alanım değil. Ama senin anaparanı TL’de tutarsan ve bu TL’de iki ay, üç ay ne kadar zaman kalacaksa bu zaman zarfında dövize nispetle eğer bir değer kaybı yaşatacak olursam bu benim siyasetimle alakalıdır, benim ekonomimle alakalıdır, ekonomimi yönetmemle alakalıdır. Bunun ceremesini ben üstleneceğim ve bunu sana taahhüt ediyorum, ödeyeceğim diyor. Bu şekilde baktığımız zaman aslında faizle alakalı bir konu olmadığını görüyoruz” dedikten sonra son noktayı koymakta ve “bu şekilde baktığımız zaman devletin vatandaşına bir hizmeti, bir yardımı olarak telakki edilebilir” demektedir. Sunucunun, “Yani bunu gizli faiz olarak nitelendirmek diye bir şey mümkün değil” sözüne Kalender “fıkhî olarak böyle” demektedir.
Gerek Karaman’ın, gerek sitayişle bahsettiği Orhan Çeker, Faruk Beşer, Mehmet Odabaşı, Ahmet Yaman’ın, gerekse Fatih Kalender’in “kişilerin bankayla muamelesinden ziyade devletin ödediği farkı meşrulaştırma gayretleri”, verdikleri fetvaların dinî değil siyasî olduğunu göstermektedir. Böyle önemli meseleler, din adamlarının tek başına verebileceği türden fetvalar olmayıp, geniş katılımlı, dini hassasiyet taşıyan iktisatçılarla birlikte tartışılıp karara bağlanmalıdır; aksi takdirde “indi fetva” olur.
Ortada, vadeli yani faizli bir hesap vardır. Bunu kimse inkâr edemez. Sadece bu da değil, faizli hesaba teşvik; faizcilerin kazanç kaybını önlemeye yönelik hamle de vardır. Hâl böyleyken fetvalarını “akit ve değer kaybı” üzerine inşa edenler, faizli paranın değer kaybını düşündükleri kadar, helalinden rızık kazanan ve paraları sürekli değer kaybeden buna rağmen faize bulaşmayan ihlâslı Müslümanları ifsâd ettiklerini hiç düşünmezler mi?
Özellikle Hayrettin Karaman’ın görüşü, fikirlerini tam bilmeyenlerce “hükümetin fetvacısı” şeklinde tesmiye edildi. Ancak Karaman’ın müçtehitlik serüveni incelendiği zaman görülecektir ki O, hükümeti aklamaktan da öte faiz konusunda hep müsamahalı olmuştur. Muhtemeldir ki, bu görüşteki müsamahalı tavrı, fikirlerinden etkilendiği “Cemaleddin Afgani, Muhammed Abduh ve Reşid Rıza”dan tevarüs etmiştir.
Karaman’ın yıllar önce katılım bankalarının Merkez Bankası’nda tutmak mecburiyetinde oldukları munzam karşılık paralarına verilen faizin alınmasına verdiği fetvası da tartışılmıştı. Aynı Karaman’ın enflasyon oranındaki faize de cevaz verdiği malumdur. Karaman bu konuda aynen şöyle demişti: “Enflasyon oranında fazlalık faiz değildir. Mesela birine yüz lira ödünç verseniz, alt ay sonra enflasyon yüzde otuz olduğu için 130 lira alsanız bu otuz liralık rakam fazlalığı faiz değildir, alt ay önce verdiğiniz paranın -satın alma gücü bakımından- eşit karşılığıdır.”
Bu siyasî fetvalara en güzel cevabı Milli Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş, TV5’te Bilali Yıldırım’ın sunduğu “Buyurun Başlıyoruz” programında verdi. Emr-i bil maruf nehyi anil münker farizasını yerine getiren üstad Kurdaş şöyle dedi: “Bakın İslam iktidarın keyfine göre uygulamalarına göre şekil değiştirmez. İslam sağlam bir inançtır sağlam bir dindir. Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘Nass’ diyor. Nass bir öyle bir böyle olmaz. İktidarda kim olursa olsun ister padişah, ister diktatör, isterse demokratik bir yönetim olsun İslam her şart ve zeminde aynı şeyi söyler. Eğer faiz bir nass konusu ise İslam her şart altından aynı şeyi söyler. Yani faizin yükseği de alçağı da alçaktır. Bu bakımdan yüksek bir faiz Allah ve Resulü ile savaşmaksa düşük faiz uygulamak da Allah ve Resulü’yle savaşmaktır. Günümüzde farklı fetva verenler ortaya çıktı. Politik duruma ve sosyal medya algısına göre bir de bakıyorsunuz fetva verilir, fetva alınır oldu. Hoca dediğiniz insanların da bir gün önce dediğiyle bir gün sonra dediği arasında bir fark görüyorsunuz. Fetva duruma göre olmaz, kitaba göre olur. Fetva da kitabın ortasından verilir, kıyısından değil. Politik duruma göre şekil alınmaz.
Türkiye’deki Müslümanlar bu iktidarın eliyle, Hayrettin Karaman’ın izniyle, yol göstermesiyle faizle diyalog içerisindedir. Bu yol Hayrettin Karaman’ın yoludur. Müslümanların, Kur’an’ın yolu değildir. Dinler arası diyalogdan faizle diyaloga kadar gelinmiştir.”
“Dinler arası diyalogdan faizle diyaloga” uzanan bu fitne, faizsiz sistemin kurulacağına inanan ve bunun için gayret edenler tarafından bertaraf edilecektir İnşallah!