Dinlediğiniz haberlerden özetler

Abone Ol

* Dershane mevzu Türkiye’nin vaktinden çalıyor. Filler tepinirken çimler ezilmesine kimse aldırış etmiyor. Olan gençlerimize oluyor. Palyatif önlemlerle eğitim meselesinin üstesinden gelemezsiniz. Üniversiteye giriş sistemi değişmediği sürece dershanelerin okul haline gelmesi ile okulların dershaneleşmesi arasında hiçbir fark olmayacaktır. Ha Kel Hasan, ha Hasan Kel.

* Öğretmenlere rotasyon uygulaması hiçbir eğitim sendikasının tasvip ettiği bir uygulama değil. Buna rağmen uygulamaya konulmak üzere. Peki, faydası nedir Kocaman bir hiç. Duvardan bir tuğlayı çekip aldığınız zaman bazen duvar olduğu gibi yıkılıverir. Okulların tecrübeli öğretmenlerini başka okullara mecbur etmek yeni sıkıntılar doğuracaktır. Oysa okulların “oturmuş kadro”ya sahip olması öğrenciler için her zaman avantajdır.

* Ne zaman “şiir öldü mü yaşıyor mu” tartışması yapılsa işkillenirim. Sanki şiirin ölmesini istemek yönünde gizli bir temenni vardır bu tartışmalarda. Bir şey yaşıyorsa ya da ölmüşse zaten kendisini belli eder. Çünkü ölümle hayat arasında çok keskin bir çizgi vardır. Aynı şeyi özellikle son günlerde yeniden ısıtılan İslamcılık tartışmaları için de düşünebiliriz. “İslamcılık öldü mü yaşıyor mu ” sorusu etrafında saatlerce süren tartışmaların varmak istediği nokta neresidir Siz düşünedurun, hemen ben söyleyeyim: Arkasından konuştuğumuza göre İslamcılık çoktan ölmüştür! Eveleyip gevelediğimiz ve bir türlü ağzımızdan çıkaramadığımız bakla işte budur. İslamsızlıktan canlı cenazeye dönmüş gövdelerin nasiplenemedikleri pınarın suyunun kuruduğuna hükmetme aceleciliğidir bu.

* Gezi sürecinde yaşandığı iddia edilen Kabataş hadisesi hâlâ konuşulup tartışılmaya devam ediyor. Oldu mu olmadı mı, gerçek mi yoksa kurgu mu diye. Bu hadiseyi haber yapan kişileri açıktan itham edici yazılar yazılıyor. Bir hadiseyi mesnetsizce Türkiye gündemine getirip insanların töhmet altında bırakıldığını söyleyen köşe yazarları var. Öncelikle bir kadının böyle müessif bir olaya maruz kaldığını söylemesine inanmamız gerekiyor. Kadının yaşadıklarını ajite etmeden haberleştiren gazeteciyi neden bunu ispat etmedin diye suçlamanın bir mantığı yok. Zira bunu araştırıp kovuşturmak kolluk kuvvetlerinin işi. Şu ana kadar bu konuda olayın olup olmadığına dair bir kanıta rastlanmaması böyle bir şeyin yaşandığını göstermediği gibi yaşanmadığının da delili olamaz. Yani delilsizlik bir şeyin gerçekleşmediğinin delili değildir. Gönümden geçene gelince, ben şahsen kimsenin yalan söylemediğine kanaat getirerek böyle bir olayın hiç olmamış olmasını temenni ederim. Yani ne o gün orada saldırıya uğradığını iddia eden hanımefendi ne bu saldırıyı haber yapan gazeteci yalan söylemiş olsun, ne de böyle bir saldırı gerçekleşmiş olsun.

* Bir siyasi parti yetkilisinin başka bir partiden bahsederken “dinsiz” yakıştırmasında bulunması siyasetin ne menem bir dile gebe olduğunu göstermesi bakımından manidardı. Hiçbir kişi ya da zümre geçmiş müktesebatlarından yola çıkarak dinsizliğe mahkûm edilemez. Bu son derece tehlikeli bir yaklaşım olur. Dünyevi neticeler almak için uhrevi sonuçları kullanmak mızrakların ucuna Kur’an sayfaları takmaktan farksızdır. Aksini iddia etmediği müddetçe hiç kimsenin dinli ya da dinsizliği konusunda hüküm vermek insanın üzerine görev değildir. Böyle bir yaklaşım tam da ruhban ağzı bir yaklaşımdır. Siyasi partileri din mikyasına tabi tuttuğunuzda işin içinden çıkmanız kolay olmayacaktır. Sorun bir zümrenin diğer bir zümreye karşı dini tekeline alma teşebbüsüdür. Bu vahim durum içten içe gizli bir aforozu da beslemektedir.

* Koalisyon geç yapılan evlilikler gibidir. Armudun sapına, üzümün çöpüne bakılmaz. Maksat erkekliği ve kadınlığı hükümet etmektir. Seçim sonrası koalisyon arayışlarını da bu minval üzere değerlendirmek iyi olur. Çok fazla küfüv aranmaz. Yaş farkının da zararı yok. Bizim milletimiz yakıştırma yapmaya bayılır. Bunun bir adım ötesi çöpçatanlıktır. Bir de kızın annesi ve oğlanın babası var. Onlar da isterler ki bu evlilikten bir torun dünyaya getirsinler de doya doya sevsinler. Hâlbuki karşı tarafın koalisyon izdivacı şartlarından birisi ‘evleniriz, ama benden çocuk isteme”dir. Bugünün koalisyonları ev tutup birlikte yaşama şekline daha çok benziyor.