Dine Hizmet Perdesi Ardında Dini Yıkmak

Abone Ol

DIŞTAKİ ve içteki derin güçler dinde reform, yenilik ve

değişim yapılması için karar almışlar ve birilerini bu işle

vazifelendirmişlerdir.

İslam dini Allahın dinidir. Allah yanılmaz. Binaenaleyh

İslamın temel, zarurî, esasa ait hükümlerini beğenmeyip değiştirmeye kalkmak

dolaylı şekilde dini inkar olur.

Türkiyede varlığını ve gücünü hâlâ sürdüren Derin devlet

kesinlikle dinde reform istemektedir.

Ehl-i Sünnet İslamlığının yerine Fazlurrahman dinini

getirmek istiyorlar.

Bunu açıkça yapamayacaklarını bildikleri için sinsice

çalışıyor, taqiyye ve kitman yapıyorlar.

Bu konuda çok kalabalık kadrolar kurmuşlardır.

Hizmetlerinde ordu kadar Mutezilî bulunmaktadır.

O kadar cesur ve pervasızdırlar ki, hadîsleri bile AB

norm ve standartlarına göre ayıklamışlardır.

Dinde reform için Feminist kadınları çalıştırıyorlar.

Avrupanın, ABD nin, İsrailin istemediği İslam hükümlerini

sinsice tasfiye etmekte, elemektedirler.

Cihad bunlardan biridir.

Şeriatsız bir İslam türetmek için gece gündüz faaliyet

gösteriyorlar.

Halkı dünyevileştirmeğe çalışıyorlar.

İslamın riba=faiz yasağını delmişlerdir.

Sağlam Ehl-i Sünnet kültürüne sahip olmayan halk durumun

farkında değildir.

İslamın ana sütunu olan namazı yıkmak için şeytanın bile

hatırına gelmeyen planları, hileleri, düzenleri vardır.

Mihraplarda namaz kıldırma memurları

Ümmet birliğini yıkmışlar, onun yerine İslamcılıklar

Protestanlığı kaos ve anarşisini getirmişlerdir.

1950 lerdeki, 60 lardaki Ümmet şuuru yitirilmiştir.

Bugünkü bağımsız Baronluklar sistemi, Ehl-i Sünnetteki

tek Ümmet birliğinin zıddıdır.

İslam tarihinde görülmemiş bir din istismarı=sömürüsü

görülmektedir.

Ümmet birliği yokluğundan istifade ederek dinî bir cemaat

sivil darbe teşebbüsüne bile girişebilmiştir.

Ehl-i Sünnet Müslümanları o kadar pasif hale

getirilmiştir ki, bunca hürriyet olmasına rağmen İslam medreselerinin, tasavvuf

dergahlarının, Ayasofyanın tekrar açılmasını bile talep etmiyor.

On milyonlarca Müslüman dedikoduların, entrikaların, dinî

magazinlerin bağımlısı yapılmıştır.

Dinî ilimler, dinî hizmetler bazıları tarafından büyük

ölçüde ticaret, zenginleşme, şahsî veya siyasî prestij edinme aleti ve vasıtası

haline getirilmiştir.

Kur anın azgınlık dediği büyük günahlar, pislikler ve

isyanlar tufan halini almıştır.

Zina serbest bırakılmıştır.

Riba yaygın hale gelmiş ve fütursuzca alınıp verilir

olmuştur.

İsraf ve sefahat korkunç boyutlara varmıştır.

Mâruf ile emr ve münkerden nehy farizası sanki tâtil

edilmiştir.

Sapıklık, gaflet ve şaşkınlık o dereceye varmıştır ki,

bozuk düzen iyi görülmekte, islamî sanılmaktadır.

Tashih-i itikad, namazın ikamesi, farzların cemaatle

kılınması, İslam ahlakının hakim olması için gerekli ve yeterli faaliyetler ve

propaganda yapılmamaktadır.

Bütün bu anlattıklarım tesadüfen, kendi kendine olmuş

şeyler değildir.

Ehl-i Sünneti yıkmak için planlı, programlı

çalışılmaktadır.

Dine hizmet perdesi altında din tahripçiliği

yapılmaktadır.

Kendini dindar sanan milyonlarca Sünnî Müslüman ayda bir

kere bile sabah namazına camiye gitmemektedir.

Sabahleyin camideki cemaat sadece on kişi ama imamın

önünde iki mikrofon var. Biri sabit, biri yakasına mandalla iliştirilmiş seyyar

mikrofon.

Son Cemaat-İktidar savaşı Müslümanların esef verici

durumunu ortaya çıkardı.

Vehhabiler-Selefiler bir Halife seçtiler ama Sünnî

Müslümanların lügatinde ve gündeminde Hilafet, Halife diye bir madde yok.

Yazık yazık yazık!.. On beşinci hicrî asır

Müslümanlarının bir Salahaddinleri yok Bir Şeyh Şâmilleri yok

Ayakta uyutulmaya çalışılan Sünnî çoğunluk inşaallah

uyanmakta çok geç kalmaz.

1912 de iç çekişmeler, siyaset fırtınaları, çoğu boş ve

faydasız tartışmalar, hizipçilikler içindeki Osmanlı Müslümanları yaklaşan

Balkan harbini görememiş, onun için hazırlanmamış, gerekli tedbirleri almamış

ve imparatorluğun en kıymetli kısmı Rumeliyi birkaç hafta içinde kaybetmişti.

Galip devletler arasında ihtilaf çıkmamış olsaydı, Edirneyi bile geri alamamış

olacaktık.

(İkinci yazı)

İngilterede 85 Şeriat Mahkemesi

İNTERNETTEN /Islamic Courts in United Kingdom/

kelimeleriyle ararsanız önünüze bir yığın haber ve bilgi çıkacaktır.

İngilteredeki Şeriat mahkemelerinin sayısı 85 e çıkmış

bulunuyor.

Bu mahkemeler daha çok özel hukuk sahasındaki nizalarda

karar veriyor. Ceza hukuku konusunda yaptırım salahiyetleri yok.

Bundan altı yıl önce millî Anglikan kilisesinin başındaki

Canterbury başpiskopusu İslam hukukunun göz ardı edilemeyeceği konusunda bir

beyanda bulunmuştu. Ülke yargı teşkilatının başında bulunan en büyük hâkim lord

Phillips of Worth Matravers de, bu konuda açık konuşmuş, isteyen Müslümanın

Şeriat hukukunu tercih edebileceğini söylemişti.

Bu mahkemelerin dinsiz Müslümanlar arasında hayli karşıtı

var.

Aşırı milliyetçi İngilizler, Haçlı ruhunu taşıyanlar,

baskıcı Siyonistler de ver yansın ediyor.

Lakin Şeriat mahkemeleri var, çalışıyor ve karar veriyor.

İngilterede laiklik yok.

Laiklik olan Fransa da ise böyle bir şey düşünülemez.

Laik, seküler, çağdaş, Kemalist Türkiyede böyle bir şey

düşünülebilir mi

Bizdeki Diyanet Başkanının, Canterbury Başpiskoposu gibi

Şeriat hukuku lehinde bir beyanda bulunması mümkün müdür. İngiltere de Şeriat

mahkemelerinde kadılık=hakimlik yapacak icazetli ulema ve fukaha var. Türkiyede

yeterli sayıda var mı

Bizdeki Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay İngiliz

lordu ve hakimi gibi Şeriat mahkemelerine yeşil ışık yakar mı

Farz edelim ki, bizde de dinî mahkemeler kuruldu ve

isteyenler onlara müracaat etti. Hakimler dört Sünnî mezhebin fıkhını

uygulamazlarsa ne olacak

Fazlurrahman veya Mutezile mezhebinden biri hakim olursa

Kur ana, Sünnete Şeriata göre âdil kararlar verebilir mi

Dinimizde teravih namazı yoktur, oruç tutanlar güneş

doğuncaya kadar sahur yiyebilir diyen akla ziyan ilahiyatçılarımız bile var.

Türkiye İngiltere değil

29.08.2014