Dinde örtü, dinlerde örtü - 1

Abone Ol

Her şey Âdem babamızla Havva anamızın yasak meyveyi yemeleriyle başladı.  İlk günah, ilk utanç, ilk örtünme ihtiyacı. Hepsi yasak meyveyle birlikte zuhur etti. Yaratışlarında olan hayâ duygusuyla ortaya çıkan, teşhir edilen çıplaklıklarını kapatma, edep yerlerini muhafaza altına almak telaşına düştüler. O günden bu güne, çok şey değişti, değişim belki de teknolojikti, aslında kadın ve erkekte, duygularda pek bir şey değişmedi. Şeytan değişik maskelerle insanları yoldan çıkartmaya devam etmekte. Şaşırıp yoldan çıkanlar, çıplaklığı özgürlük zannetmekte. İlkelliği modernlik addetmekte. Fıtratında bulunan hayâ duygusu ağır basanlar ise örtünme telaşına düşmüşler gericilikle suçlanma pahasına. Özgürlüğü örtüde bulmuşlar, hayâsızlıkla aralarına hayâ perdesini çekerek. Hayâ bir örtüdür bir perdedir hayâsızlıkla insan arasına çekilen. Baş üstünde taşınan, baş tacı edilen.  Zaman zaman simge gibi yakıştırmalarla siyasete bulaştırılan, dillerde pelesenk olan, dilden dile, dinden dine, kavimden kavime, kültürden kültüre değişiklik gösteren bir örtü. Kekryphalos, kredemnon, kalpypre,  türban, pardösü, manto, elbise, giysi,  başörtüsü, himar, ehram, car, çarşaf, echarpe (eşarp), bonnnet (bone), şapka, cilbab, burga, bürük, fıta, atkı, şal, yemeni, yazma, şal, ferace, yaşmak, voile, veil, velo, kalymma, izar, burka,  burga‘,  nikab, pelerin, toga, palla,  ricinium, pallium, wiba, edid, zammah, mispalah, vb. Bu kelimelerin hangi dilden hangi kavimden olduğunun önemi yok. Önemli olan hepsinin içerdiği mana. Farklı dillerden farklı din ve kültürlerden gelen bu kelimeler tek bir anlam taşıyor: Örtü, başörtüsü, baştan ayağa bürünülen kıyafet, velhasılıkelâm ortak ad: Örtü. Edep yerlerinin örtülmesiyle başlayan örtü, zaman içinde bir giysi oldu insanı ısıtan, güneşe, yağmura, soğuya, karşı koruyan. Örtü kem gözlere, fitneye, kötü niyetlilere, çapkın erkeklere karşı sığınağı oldu çıplak bedenlerin. Örtü hayâ ile hayâsızlık arasında bir perde oldu, hayâ gizlendi örtünün altında. Bazen de hayâsızlık gizlendi o örtünün altına.

ÖRTÜ KANUNU

Örtü hayâ ile hayâsızlık arasında bir perde oldu, hayâ gizlendi örtünün altında. Bazen de hayâsızlık gizlendi o örtünün altına.

Hemen kanun çıkardı insanlar, hayâsızları teşhir etmek adına. Kanun maddeleriyle, başörtüsü, sokağa çıkan, yani kamusal alana giren özgür kadınların bir sembolü olarak tanımlanarak hukuki güvence altına alındı. Sami hukuk gelişmiş bir örneği olan ve M.Ö. ikinci binin ilk yarısında çıkarılan Orta Asur kanunlarının 40 ve 41. maddesini uyguladılar.

“Madde 40: İster evli kadınlar, ister dul kadınlar veya Asurlu kadınlar olsun, sokağa çıkarken başlarını açmamış olacaklardır. Adamın (Bey) kızları… Ya bir şal, ya bir giysi veya bir gulinu (bir tür giysi, örtü) ile örtülü olmalıdırlar. Başları açık olmayacaktır…(Evin içinde) örtünmeyecekler, yalnız olarak sokağa gittiklerinde örtüneceklerdir. Sahibi ile sokağa giden esirtu’lar(esireler, kadın köleler) örtülüdürler. Kocaya varan gadistu’lar (cariye), sokakta örtünmelidirler. Kocaya varmamış olan cariyelerin sokakta başları açıktır, örtünmemelidir. Fahişe örtülü değildir, başı açıktır. Örtülü bir fahişeyi gören olursa, onu tutuklayacak, şahitler çıkaracak, saray mahkemesine onu götürecek, ziynetlerini almayacaklar, onu yakalayan elbisesini alacaktır. Ona elli sopa vuracaklar, başına zift dökecekler. Eğer bir adam örtülü bir fahişeyi görür, onu serbest bırakır (yakalamaz) ve saray mahkemesine götürmezse, o adama elli sopa atılacaktır. Onu ihbar eden elbisesini alacak, kulaklarını delecekler, ip geçirecekler, arkasına bağlayacaklar. Bir ay süreyle kralın haberciliğini yapacaktır. Kadın esirler örtünmeyecekler, örtülü esireyi gören, yakalayacak ve onu saray mahkemesine götürecektir. Onun kulaklarını kesecekler, onu yakalayan elbisesini alacaktır. Eğer bir adam, örtülü bir esire görür ve onu serbest bırakır da o, yakalanamaz ve saray mahkemesine götürülemezse, onu(adamı) suçlayıp ispat ettikten sonra, ona 50 sopa atacaklar, kulaklarını delecekler, ip geçirecekler, ensesine bağlayacaklar. Onu ihbar eden elbisesini alacak, o adam bir ay süreyle kralın haberciliğini yapacaktır.

Madde 41: Eğer bir adam, esirtu’sunu örtmek isterse, beş veya altı arkadaşını oturtup, onların önünde onu örtecek “O benim karımdır.” diyecek ve o, onun karısı olacaktır. Adamların önünde örtünmeyen ve kocası “Bu karımdır.” demeyen esirtu, zevce değildir, esirtu’dur. Eğer adam ölürse, örtülü karısının evlatları yoksa esirtu’nun evlatları evlattırlar ve hisselerini alacaklardır.”

Bir kadının hür mü esir mi veya fahişe mi olduğunu belirleyen kıstas, örtü olmuş milattan önceki yıllarda.  Sadece Asurlu kadın örtülüymüş diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Yunanlı kadın da örtülüymüş. Bunu Ülfet Yıldırım Hanım’ın yazdığı yüksek lisans tezinden anlıyoruz: Bu tezin 79. sayfasında şöyle diyor araştırmacı: “Kadın giysisinin gerçek tamamlayıcısı, ‘kredemnon’ veya  ‘kalyptre’; her iki amaca da hizmet veren pelerin ve peçedir. Bir şal gibi omuzlar üzerine atılır, gerektiğinde zahmetsizce başın üzerine çekilir ve bir peçe gibi kullanılarak yüz, örtülebilirdi. Erkeklerin önünde kadınların örtünmesi, alışılmış bir şeydi, hiçbir kadın, peçesiz evden çıkmayı düşünmezdi.”  Romalı kadınlar da “palla” adı verilen palto veya pardösü gibi kullanılan bir dış giysi giyerlerdi. Ancak bu giysi dikilmiş değil, dikdörtgen biçiminde bir örtüydü. Bir kumaş parçasıydı bedenlerindeki giysiyi örten. Bizdeki ehram gibi, çarşaf gibi. Yine Ülfet Yıldırım Hanım’ın tezinin 170. sayfasına gidelim, bu konuda neler yazmış bir öğrenelim:  “Günümüzdeki Yakın Doğu kadınları gibi Eski Roma’da kadınlar, bir örtü ile gösterişsizce örtünmeden ev dışına çıkmadılar. Ev dışında kadın, hem soğuktan hem de uygunsuz bir gösteriden kendini korumak için bedenini ve olasılıkla başını da palla ile örttü. Böylece herhangi bir kötü bakıştan veya uygunsuz davranıştan da korunmuş oluyordu. Doğal olarak palla, soğuk günler için ağır yünlü kumaştan; sıcak havalar için de keten, pamuklu veya ipek gibi daha ince kumaştan yapılmış olacaktı.”

ESKİ AHİTTEKİ YANİ TEVRAT’TAKİ ÖRTÜ EMRİ

Kadınların evlilik durumunda değişiklik olup, dul kaldıklarında ise; palla yerine  “Ricinium” adı verilen bir örtü örterlerdi.  Medeni durumundaki son değişikliği ricinium ile başını örterek belirtirdi. Ricinium, ‘’reicere’’ kelimesinden gelip “sırta atmak’’ anlamını taşır. Kadınlar bunu, ikiye katlayıp yarısını arkaya attıkları için bu örtüye “ricinium” denilmiştir. Yine araştırmacı bu giysi ve örtünün o devirlerde taşıdığı manayı da aynı tezin 175. Sayfasında şu cümleleriyle özetler:“ Ayakların üzerine düşen uzun giysi ile başın üzerine çekilip sarınılan büyük manto kombinasyonu, çoğu kez ‘’namuslu’’ kavramı olarak tanımlanır çünkü bedeni çok fazla örter. Her iki kadın tiplemesinin çok sevilme nedenidir bu, en önemli biçimde ‘’pudicitia’’, yani ‘’namus’’ tipi olarak adlandırılır.” Namus ve örtü. Örtü emri, buyruk oldu tüm ilahi dinlerde. İşte Eski Ahitteki yani Tevrat’taki örtü emri ve Yahudi kadını! Eski Ahit, İşaya bölümünün 47. Babında, Kildanilerin kızı, örtüleri, peçesi açılarak, çıplaklığının görünmesi, baldırlarının teşhir edilmesi suretiyle cezalandırılıyor.

“Ey sen, ere varmamış Babil kızı, aşağı in de otur; ey Kildaniler kızı, taht yok, yere otur; çünkü artık sana nazik ve nazlı demeyecekler. İki değirmen taşı al da un öğüt; peçeni aç, eteğini kaldır, baldırını aç, ırmaklardan geç. Çıplaklığın açılacak, evet, görülecek ve ben öç alacağım ve kimseyi esirgemeyeceğim.” (Eski Ahit, İşaya; 47. Bab: 1-3.) Aynı durum, yine Eski Ahit (Tevrat), İşaya bölümü, 3. Babta da şöyle anlatılmakta: “Ve Rab dedi: Mademki Sion kızları kibirlidir ve boyunlarını ileri uzatarak göz edip yürüyorlar, gezerken kırıtarak gidiyorlar ve ayaklarının halkalarını (halhallarını) çıngırdatıyorlar; bundan ötürü Rab, Sion kızlarının tepesini kel ile vuracak (saçlarını kazıtacak) ve Rab onların gizli yerlerini açacak. Ayak halkalarının güzelliğini ve fileleri ve mehçeleri; küpeleri ve bilezikleri ve peçeleri; alın çatkılarını ve ayak zincirlerini ve bel kemerlerini ve hoş koku şişelerini ve muskalarını, yüzüklerini ve burun halkalarını, bayram esvaplarını ve ÖRTÜLERİ ve şalları ve keseleri; el aynalarını ve gömlekleri ve BAŞ SARGILARNI ve ATKILARI Rab o gün kaldırıp atacak. Ve vaki olacak ki, hoş koku yerine ip ve saç lülesi yerine saçsız baş ve süslü esvap yerine çuldan gömlek, güzellik yerine dağlanma olacak.” (Eski Ahit, İşaya; 3. Bab: 16-24.) Buradaki metinden Yahudi kızlarının başlarının örtülü olduğunu ve peçe taktıklarını anlıyoruz. Onları Rableri çıplaklıklarını teşhir ederek cezalandırıyor. Çıplaklığın teşhir edilmesi utandırılması demek kadının. Kadının peçe ve örtüsünün indirilmesi statüsünün de indirildiği anlamını taşıyor. Hür ve hanımken, köle, hizmetçi hatta cariye konumuna düşürülmek suretiyle asaletleri kaldırılıyor, kadın kibri ve yaptıkları yüzünden cezalandırılıyor. Onlar da aynen Cahiliye devri Arap kadınları gibi, kırıtarak yürüyüp, halhallarını şıkırdatarak erkeklerin ilgisini çekmeye çalışmakta ve bu yüzden cezalandırılacakları bildirilmekte Rableri tarafından. Buradan örtünmenin hürmete değer, saygın kadınlara ait olduğunu anlıyoruz. Bu yüzden Yahudi kadınlar örtülüdürler, hem de sıkı sıkıya. Üstelik erkeklerin kadınların parmak uçlarından etkilenmemeleri için de önlemler alınmış ve kadınlara ellerini kollarını yıkarken erkeklere göstermemeleri hususunda uyarılmıştır. Erkekler de çamaşır yıkayan kadınların açılan kollarına bakmamaları hususunda ikaz edilmiştir Musevî din adamlarınca. Hatta hatta esnafın alış-veriş esnasında para ödeyen kadının elinden doğrudan para alması yasaklanmıştır. Bu nedenledir dindar Yahudi erkeklerinin, dindar Yahudi kadınlarla her türlü fiziki temastan kaçınmaları. Hatta kadınlarla tokalaşmak zorunda kalırlarsa onların ellerine temas etmemek için kaftanlarının yenini ellerine dolayıp öyle el sıkışırlar kadınlarla. Üstelik kadınlar kısa kollu elbise giyindiklerinde erkeklerle aynı ortamda bulunup, iş yapamazlar, vücutları bütünüyle baş dâhil kapatılmadıkça da ibadet yapamazlar, bu yasaktır. Bütün bunlar Yahudi geleneğinde kadınların örtünmesinin oldukça katı kurallara bağlandığını göstermektedir.