Kapitalizmin uç beyi olan medya, toplumun tüm genetik
kodlarına kendi değerlerini ve rezilliklerini yerleştirdi. Bizim medeniyet
tarihimize damga vuran özelliklerimiz, kapitalist, hedonist, egoist,
materyalist bir felsefenin değersizlikleştirdiği bir dünyanın örümcek ağlarıyla
kuşandı. Ne yaptığımızı bilmiyoruz, sosyal, kültürel, ekonomik, sportif
alanlarda artık hırsın, egoizmin ön planda olduğu, kazanmanın, bir adım öne
geçmenin, cepleri doldurmanın her şeyden önemli olduğu, tamahın ruhumuzu esir
aldığı bir dönemi yaşıyoruz. İnsanlar, artık birbirlerine kazandıkları ve
biriktirdikleri kadar değer veriyorlar. İnsanlar, farklılıklarıyla değil,
kapitalist özellikleriyle birbirlerine yaklaşıyorlar, iletişim kuruyorlar.
Elbette, yaşadığımız bu çetin süreç, dindarlığın izzetine de zarar verdi
Dindarlığın eminlik, güvenilirlik vasfı zarar gördü. Geçtiğimiz hafta
gazetemizin manşetinde yer alan Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat
Tarhan la yaptığımız röportajımızı okumuşsunuzdur Ben dindarım diyen, dindarlığıyla
övünen insanlarımızın bile yaşadığımız çetin çağın değersizleştirmesinden nasıl
nasip aldığını çok güzel özetlemekteydi Tarhan şöyle diyordu, Dindarlığın
izzeti şurdan zarar gördü. Dindarlığın eminlik vasfı, güvenilirlik vasfı zarar
gördü. Nasıl zarar gördü Dindar diye bilinen insanlara bakıyoruz toplumda,
yalanı rahat söyleyebiliyor. Mesela, belediyede muhasebecilik yaparken,
belediyeden ayrılabiliyor, dindar bir insan. Bir şirket kuruyor, bakıyorsunuz 3
milyon TL lik yat alıyor. Belediyede memurken şirket kurup bunu yapıyorsan, bu
parayı sen normal yollardan kazanmıyorsun. Bunun örnekleri çok arttı
Türkiye de. Dindarlık demek ki, rüşvet ve hileyle bir arada bulunabiliyormuş.
Bakıyorsunuz aynı zamanda namazını da kılan bir insan. Dinin iki boyutu var,
bir zarf gibi. İbadet kısmı var. Portakalın kabuk kısmı ayrı, öz kısmı ayrı.
Kabuk kısmı olmayınca portakal hızla bozulur, ama içi yoksa da önemi yoktur.
Dindarlıkta da böyle şekil kısmı var. Ritüeller var. Bu dindarlık var, devam
ediyor ama özü yok. Böyle bir dindarlıkla biz karşı karşıyayız. Şeklen devam
ediyor, ama özü yok.
Kur an ın güzel ahlâk buyurduğunu kaydeden Nevzat Tarhan,
Bir insan hem dindar, hem de güzel ahlâklı değilse, bunların bir arada
olabileceği gibi bir izlenim varsa, bu yapılan yolsuzluktan daha tehlikelidir.
Dindar insan yolsuzluk yapabilir, dindar insan yalan söyleyebilir, dindar insan
komplo kurabiliyor, kumpas kurabiliyor, söyledikleriyle yaptıkları
uymayabiliyor, en yakınına bile hile entrika yapabiliyor, adaletli davranmıyor
şeklinde bir algı oluşuyor. Kur an ın dört vasfı vardır, tevhit, nübüvvet,
ahiret ve adalet. Dünya saadeti adaletle olur. Adaletin olduğu yerde zulüm
devam etmez bizim inanç sistemimizde. Bu sebeple, adaleti önemsemediği tarzında
toplumda dindarlığın algısı değişmeye başladı. Konuştuğum insanlar, `Biz dindar
insanlara da mı güvenemeyeceğiz diyorlar. Toplumda bu algı var, çok
tehlikeli. Bu algının yerine geçmesi için, kendisini dindar hisseden insanlar
dindarlığıyla ilgili bu Ramazan da şunu yapsınlar, `Ben dindarlığıma uygun
yaşıyor muyum, yaşamıyor muyum diye düşünsünler diye konuşuyor.
Toplumun değerlerinin yozlaştırılması noktasında medyanın
çok büyük etkileri oldu. Özel televizyonların hayatımıza girdiği günden bu
yana, yarışmalarla, dizilerle, farklı programlarla, bizi biz yapan değerlerin
içi boşaltıldı. Ahlâkımız çürütüldü, maneviyatımız dejenere edildi Artık
dindar olan insanlar bile kirlendi Bütün renkler hızla kirleniyordu,
birinciliği beyaza verdiler Toplumun temelindeki tüm güzellikler, tüm beyaz
değerler yok edildi, süpürüldü. İnsanın kirlenmemesinin temel sebebi olan
dindarlık ve eminlik vasfı bile daha çok kazanç, daha çok para kazanma hırsı
uğruna ortadan kaldırıldı.
Toplumu ayakta tutan en önemli değerlerin başında güven gelir
Güveni olmayan toplumun üç direğinden birisi çökmüştür Diğer iki direk ise
ahlâk ve maneviyat