Din

Abone Ol

Öncelerde muhafazakâr ailelerde güçlü bir gelenek vardı. Evlere televizyon sokmamak adına çok ciddi bir kampanya başlatılmıştı. Az da olsa devam eden doksanlı yılların sünneti olan, bu ciddi mi yoksa saçma mı olduğunu anlayamadığımız gelenekte, öncelikle başı çekenler hocalarımız olurdu. Hocalarımız derken, toplumun “hoca” olarak kabul ettiği kanaatçi şahsiyetler. Emin olun ki bu yazıda kimsenin bir ayıbını açmak ya da birilerini rahatsız etmek adına bir şey konuşmayacağım. Sadece merakımı gidermek için sizlerin aklına bir sual ile dokunmak istedim. Bundan yaklaşık beş ya da altı yıl evveldi. Nur yüzlü bir amca ile tanıştım. Bendeniz müzisyen olduğum için hem iyi bir dinleyicim, hem de beni her gördüğünde nasihat ederek rahatlatan bir koruyucu meleğim gibiydi. Günlerden bir gün bana eskiden başına gelmiş bir olayı anlattı. Bu günlerde televizyonlarda çok sık gördüğümüz hoca efendiler gibi bir hoca efendi, evine televizyon koymaması için kendisini uyarmış. Sonra bu amcamız evindeki televizyonu kapının önüne bırakıvermiş. Öyle kolay bir eylem olarak düşünmeyin ha! Televizyonun iyi para ettiği zamanlar da, bu zor bir teslimiyet. Her neyse, amcamız o kadar inanmış ki bu şeytan icadı kutunun saçtığı şerre, kiralık bir evi varken, evine televizyon almayacak bir kiracı bulana kadar, bu kiralık evini kimselere kiralamamış. Cebinde dolmuş parası olmadığı zamanlar dahi, gideceği yere yürümüş ama yine de evini televizyon kullanmayan birini bulana kadar kiraya vermemiş. Şimdi gelelim bugüne, yani 2016’ya. Evlere televizyon sokmak haramdır diyen hoca efendilerden, televizyon ekranlarından inmeyen hoca efendilere. Sözüm meclisten içeri beyler, yani hepimiz için geçerli olan bir durum bu. Evlerimize neden televizyon almıyorduk ve televizyon kanallarımız neden var. Televizyona eşya olarak bakarsak bir sorun yok bence. Yani içerik olarak programlar, yayınlar açısı uygunluk gösteriyorsa televizyonun kendisi bir haramilik göstermiyor. Ancak derseniz bana “e kardeşim hocaların hepsi dinden gayrı ne söylüyor da geldin laf sokuyorsun” tam da burada mevzu başlıyor. Din dediğimiz hilalin görülmesiyle başlayıp, dolunay olmasıyla biten bir zaman dilimi ise dediklerim için af diler susarım. Yine din dediğimiz bu Ramazan da ekran ağlama oyunu ise yine susarım. Ancak bunlar değilse ve anlatılanların 571’den 2016’ya bir değer taşıyacaksa, televizyon helaldir derim. Ben size daha açık konuşayım. İçeriğinde hak dava bahsedilmeyen bir televizyon ekranı değil, hocanın kendisi bile haramdır. Sözün özü, şimdi belki bir fırsat zamanı, hem günahlardan arınmaya hem de bu ekranların hakkını vermeye, anlatmak başka bir şeydir uyarmak başka. İkinci emir “kalk ve uyar” olarak gelmiştir. Hocalarımız “oku” emrini almış ardından “anlat” diye bir şey bulmuşlar, okuduklarını anlatıyorlar, hem de arabesk ilahi fonları eşliğinde. Oysa okuduğunu anlatırken “kalk ve uyar” denildi sana. Her neyse laf sokmak yok dedim, yine de iş gidip oraya varıyor. Mesele burada eve televizyon alıp almamak din midir, değil midir meselesiydi. Dindir diyenler hocalardı, hocalar ekranlardan inmiyor, din değildir diyenler survivor izlemeye kadar uzandı. Hata ne televizyonda, ne de ekranda, hata hakkı verilmemiş ilimde, yön bulmamış zihinde, din zannedilmiş fikirde. Din ki, çıkarlardan öte, yalnızca kulluk bilinci içerisinde bir yaşam reçetesidir.

Selam ve daim muhabbetle…