İSTER Ehl-i bid at, isterse Ehl-i Sünnet mensubu olsun,
din sömürüsü ve mukaddesat bezirganlığı yapmak, Allahın ayetlerini ucuza veya
pahalıya satmak, karı satmaktan daha alçakça ve daha çirkin bir günahtır.
Din sömürüsü, mukaddesat bezirganlığı nedir
Cami imamlığı yapıyor, buna karşılık laik devletten maaş
alıyor, bu bir sömürü müdür .. Hâşâ!.. Müteehhirîn uleması imamlık, vaizlik,
müftülük, kadılık, müezzinlik, müderrislik yapan kimselerin, geçimlerini
sağlamak için ücret ve maaş alınmasına, ihlasla hizmet etmeleri şartıyla fetva
ve ruhsat vermiştir. Vazifelerini ve hizmetlerini hakkıyla yapmaları şartıyla
elbette ücret alabilirler. Vazifelerini hakkıyla yapmasalar bile aldıkları maaş
din sömürüsü, binaenaleyh karı satmaktan daha alçakça bir iş olmaz.
Adam aktör, kendisini dindar gösteriyor ve hizmet perdesi
ardında zengin oluyor. Bunun durumu elbette normal ve tabiî değildir.
Adam, Müslümanları kalkındıracağım diye ortaya çıkıyor,
saf dindarlardan para-sermaye topluyor yeşil holding kuruyor ve sonra holding
acayip, esrarengiz, garip, şüpheli şekilde batıyor. Hisse alanlar birer bardak
soğuk su içiyor, bizimkinin kara ve kirli gizli hesapları var
Para toplamış, holding kurmuş ama kendi suçu olmadan
iflas etmiş. Bu kişi karı satan gibi değildir.
Evet tekrar ediyorum: İster Ehl-i bid atten, isterse
Ehl-i Sünnetten olsun, din istismarı, din istihdamı, din sömürüsü yaparak
zengin olanlar karı satanlardan daha alçaktır.
Faydalı kitaplar telif ve tanzim etmiş veya tercüme
yapmış. Bundan bir miktar telif-tercüme ücreti almış Bu da din sömürüsü
değildir. Şayet iyi niyetle, ihlasla yapmışsa ecir alabilir. Lakin ehliyeti
yok, liyakati yok, biraz Arapça bilerek, yarım yamalak din kültürüne sahip
olarak, yalan yanlış, paldır küldür, içlerinde vahim hatâlar yer alan sözde din
kitapları hazırlıyor, yayınlıyor ve bundan epey para vurup zengin oluyor Buna
ne demeli
Bütün İslamcılar şu anlatacağım gibi değil ama şu
ariviste bakınız: Hizmet hayatına fakir, malsız mülksüz başlamış, kısa zamanda
alavere dalavere köşeyi dönmüş, Karun gibi zengin olmuş. Helal ticaret, sanayi
işleri, hizmetler yapmamış Bu adam bir sömürücü müdür, değil midir
Nereye otoyol, köprü, yeni şehir yapılacağını önceden
gayr-i meşru şekilde öğrenmiş, ortada fol yumarta yokken çok ucuza büyük
miktarda arazi satın almış ve bilahare bunları yüz katına değerlendirmiş. Bu
kişiye siz ne diyorsunuz
Bir kâfir, bir münafık, bir mürted, bir ahlaksız
ihalelere fesat karıştırabilir, rüşvet alabilir ama Allahtan korkan, dini
bütün, samimî ve ihlaslı, doğru ve dürüst bir Müslüman böyle şeyler yapabilir
mi
Kur anda Allah ribayı haram kılmış, ticareti helal
kılmıştır buyruluyor. Türkiye Darülharb de olsa, Müslümanlar kendi aralarında
riba muameleleri yapabilir mi
Soruyorum: Kur ana, Sünnete, Şeriata, İslam hikmet ve
ahlakına aykırı şekilde kadınları kapalı açıklar haline getiren şu rüküş sözde
tesettür ticareti helal midir, haram mıdır
Müslümanları aldatarak yanıltarak kazanılan paralar, elde
edilen zenginlikler işin içinde dinî duyguları istismar faktörü varsa kat kat
haram olmaz mı
Bid atçi ve sapık bir Müslüman ama dosdoğru bir insan.
Para ve madde konusunda vurgun yapmıyor Yanılmış, yanlış işler yapıyor ama
samimiyetle Bu kişi elbette yanlış işler yapmaktadır ama karı satmaktan âdi
din sömürüsü yapmamaktadır.
Sünnî geçiniyor, dini istihdam ve istismar ederek haram
ve şüpheli yollarla malı götürüyor. İşte onunkisi din istismarıdır.
Bugün bid at camiasında ve Sünnî kesimde din sömürüsü
yapanlar var mıdır, yok mudur Cevabı siz veriniz.
İhlaslı, ahlaklı, samimî bir Müslüman; islamî, imanî,
Kur anî hizmetler yaparken, geçimini sağlamak için maaş ve ücret alabilir ama
İslamın kutsallarını ticarîleştirerek zenginleşemez.
İman, İslam, Kur an, Sünnet, Şeriat, mukaddesat şahsî
ticaretlere, prestijlere ve zenginliklere alet edilemez. Sahih-i Müslim in 1905
numaralı hadîsinde üç kişiden bahs ediliyor. Bunların biri savaşırken canını
veren bir mücahid; ikincisi ilim öğrenen, ilim öğreten, Kur an okuyan bir alim;
üçüncüsü malını dağıtan, hayır hasenat yapan bir zengindir. Bunların üçünün de
yüzleri üzerine sürüklenerek Cehenneme atılacaklarını Resul-i Kibriya aleyhi
ekmelüttahaya Efendimiz haber veriyor Bunlar niçin Cehenneme atılmışlar
Şehid kimse, Allah rızası için ihlasla değil, halk
kendisini için Bu ne yaman yiğit bir savaşçı imiş.. desinler diye kahramanca
çarpışıp ölmüştü,
Âlim kişi, ilmi Allah rızası için ihlasla öğrenmemiş ve
öğretmemiş, halkın kendisi için Bu ne büyük alimmiş demesi için ilimle
meşgul olmuştu,
Çok hayırlar yapan zengin ise, bunları Allah rızası için
değil, halk kendisi hakkında Yahu bu ne hayırsever zengin desin diye
yapmıştı.
Evet yüksek sesle bağırarak tekrar ediyorum: Din sömürüsü
yapmak, karı satmaktan daha âdidir.
(İkinci yazı)
İsveç ve Türkiye
İSVEÇ, Norveç, Finlandiya, Avusturya gibi ülkeleri idare
etmek çok kolaydır. Türkiye gibi bir ülkeyi, devleti, halkı idare etmek çok zordur.
Biraz önce isimlerini verdiğim ülkelerde bir tek devlet
vardır. Bizde ise birkaç devlet Bildiğimiz görünen devlet, (kaç adettir
bilmiyorum) görünmeyen Gizli Devletler
O ülkelerde resmî ideoloji yoktur. Onun yerine millî
kimliğe, millî kültüre saygı, insan haklarına bağlılık, hukukun üstünlüğü
vardır. Bizde ise resmî ideoloji, vesayet rejimi, çoğunluğun insan haklarının
ihlali, egemen azınlıkların diktatörlüğü vardır. Türkiye fırtınalar,
kasırgalar, tayfunlar içinde bata çıka yol alan bir gemiye benziyor.
İsveçte, Norveçte, Finlandiyada, Avusturyada ve benzeri
ülkelerde, düşünebilmek için geniş ve zengin yazılı ve edebî lisan vardır.
Onlar, birkaç yüz kelimelik sokak, çarşı pazar, günlük iletişim diliyle
düşünmezler; yazılmayan zengin edebî lisan ile düşünürler.
Onların köklü eğitimleri, güçlü üniversiteleri vardır.
Onlar yeterli miktarda vasıflı, güçlü, üstün İsveçliler,
Norveçliler, Finlandiyalılar yetiştirir.
Bir İsveçli, Selma Lagerlöf ün 1925 te basılmış Gösta
Berling Saga adlı kitabını; bir Norveçli, İbsen in 1927 de yayınlanmış Biz
Ölüler Uyanınca adlı eserini okuyabilir ve anlayabilir. Biz Türkiyelilerin
binde biri değil, on binde 9999 u 1928 den önce yayınlanmış Türkçe romanları,
hikaye kitaplarını okuyamaz. Okumasını öğrenmeyi akıl etse bile manalarını
doğru dürüst anlayamaz.
Bizdeki gibi bir alfabe ve lisan kopukluğu hiçbir Avrupa
ülkesinde yoktur.
Vasıflı, üstün, güçlü, geniş ufuklu, medenî bir insan
olabilmek için liselerde edebiyat, tarih, mantık, psikoloji, beşerî ve iktisadî
coğrafya, sanat kültürü ve tarihi okumuş olmak gerekir.
İsveçliler, Norveçliler, Avusturyalılar kendi kimlik,
kültür ve hüviyetlerine yabancılaşmış değildir.
Bizde vesayet rejiminin zalimleri başörtülü Müslüman
kızları üniversitelere sokmazken, Avusturya cumhurbaşkanı, kendi ülkesine gelip
başörtülü olarak okuyup parlak derecelerle mezun olan Türkiyeli kızlara
diplomalarını bizzat kendi eliyle vermiştir.
İsveç medenî bir ülke olduğu için orada Müslüman bir
hanım başında örtü, onun üzerinde kep olduğu halde polislik yapabilmektedir.
Halkının büyük çoğunluğunun Müslüman olduğu, kadınlarının yüzde altmışının
başlarını örttüğü Türkiyede böyle bir şey olabilir mi, düşünülebilir mi, hayata
geçirilebilir mi
Bizim bir cumhuriyetimiz vardır. Son 90 yıl içinde bu
cumhuriyet ne boyalara girmiştir. 1923 te bir Halifesi olan, resmî dini olan
bir İslam cumhuriyeti olarak kurulmuş, sonra İslama cephe alan ve Müslümanlara
zulm eden faşist bir rejime döndürülmüş, zamanla her boyaya batırılmıştır.
Soruyorum: Evrensel insan hakları; din, inanç ve inandığı
gibi yaşamak hürriyeti, âdil hukukun üstünlüğü, eğitim sisteminin kalitesi,
idarenin şeffaflığı ve temizliği bakımından Türkiye laik cumhuriyeti mi
üstündür, yoksa İsveç ve Norveç krallıkları mı
11.05.2013