Okullarda zorunlu Din Kültürü dersi mevzuu tartışılmaya devam ediyor.
Bu konuda kaç kez yazdım hatırlamıyorum.
12 Eylül 1980’den bu yana Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin ya kendisi ya müfredatı, ya ders kitabı hız kesmeden tartışılmakta.
Tartışılacak konu kalmayınca bu kez Din öğretmenlerini tartışma konusu yapıyoruz.
Buradan bir kez daha yetkili ve etkili zevata sesleniyorum: Ya bu dersleri zorunlu ve sorunlu olmaktan çıkarın, ya da dersin hakkını vererek itibarını koruyun.
Dersin bütün tartışma götürür tarafları Din Kültürü öğretmenlerinin sırtına yüklenmiş durumda.
Peki, bu kadar tartışıyoruz da şu ana kadar bir mesafe kat edebildik mi Heyhat!
Bilakis tartışma düzeyi bakımından geriye gittiğimiz bile söylenebilir.
Şu habere bakın lütfen: “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitaplarında ayrımcılık sürüyor” 26 Eylül tarihli Radikal gazetesinin haber başlığı bu.
Haberin içeriğini okuduktan sonra basınımızın içerisinde bulunduğu entelektüel perişanlığa bakıp bir kez daha ‘âh” ettim.
Ya hu dedim siz bu memlekette yaşamıyor musunuz
Hiç sosyoloji okumadınız mı Hadi diyelim sosyoloji dersleriniz boş geçti, hiç coğrafya okumadınız mı
Coğrafya öğretmeni önce bu memleketin dağlarını, denizlerini, ovalarını, vadilerini, iklim yapısını öğretmez mi öğrencilerine
Bilgi ve kültür insana en yakın olan cenahtan başlar, az buçuk sosyoloji koklamış gazeteciler bunu bilir.
Din Kültürü sadece dine dair zihinsel bilgi birikiminden ibaret değildir.
Aynı zamanda ve daha çok Türk toplumunun ait olduğu dünden bugüne ait olduğu yaşamsal birikimin aktarımıdır.
Bu coğrafyayı bizlere vatan yapan işte bu yaşamsal müktesebat yani kültürdür.
Kendi geleneklerimiz, kendi yaklaşım biçimimiz, hakikat algımız, hurafe havuzumuz, dil-din kaynaşmamız hep bu dersin bünyesinde mündemiçtir.
Radikal gazetesi öğrencilere Din Kültürü kitabında “Kelime-i Şahadet” öğretmeyi ayrımcılık saymış.
Anlamadım, öğretmek mi yoksa öğretmemek mi ayrımcılıktır
Kahir ekseriyetinin (%99) kendisini Müslüman olarak tanımladığı bir ülkede öğrencilere hem de Din Kültürü dersinde Kelime-i Şahadet öğretmek ayrımcılıkmış.
Kime karşı ve nasıl ayrımcılık oluyor kelime-i şahadeti öğretmek
Öğrenme iki şeye hizmet eder oysa: Birincisi inanmasan da inanmadığın şeyin ne olduğunu bil. Bu sayede inanan insanların inanç manzumelerine karşı daha dikkatli davranmış olursun. İkincisi ise inandığın şeyi mutlaka öğrenme temeline dayandır.
“Son kitap Kur’an’dır”, “İlk peygamber Âdem, son peygamber Hz. Muhammed’dir”, “ Alevilik İslam dışılık değildir; tam tersi İslam’ın içinde bir yorumlayıştır”… gibi yargıları Radikal gazetesi aynı şekilde ayrımcılık gerekçeleri olarak kabul etmiş.
İslam’ın ilk peygamberinin Hz. Âdem, Son peygamberinin Hz. Muhammed (S.A.V) olduğunu, Kur’an’ın son kitap olarak geldiğini insanlığa kesin bir doğru olarak haber veren Kur’an’dır.
Dinler kaynaklarından bağımsız düşünülemeyeceğine göre bu meseleleri görece bir dille anlatmak ya da akli çıkarımlarla tartışma konusu yapmak Din Kültürü dersleri vasıtasıyla dini hakikatlerin kürsüsünü dağıtıp temellerini yıkmaktır.
Alevilik dini bir geleneğe dayandığına göre, bu din de İslam dini olduğuna göre, ayrımcılık diye bir şey varsa Alevi kardeşlerimizi İslam’ın dışında tutmanın kendisidir ayrımcılık.
Dinler, inanç manzumeleri ve dini ekoller yerleşik yapılardır.
Kişiler bu yapıları benimserler ya da reddederler.
Fakat hiç kimse kendi kanaatini dinin ya da inancın tanımını değiştirecek denli insanlara dayatamaz.
Ben Bektaşi’yim diyen biri Hacı Bektaşi Veli’den bana ne diyemez.
Bu da benim Bektaşiliğim diyorsa o sadece kendisini ilgilendirir.
Kitaplar ve disiplinler insanların şahsi tecrübeleri ya da kanaatleriyle uğraşmaz bir inanca kaynaklık eden umdelerle ilgilenir.
Her zaman söylüyorum, Din Kültürü dersleri tam da bunun için zorunlu olmalı.
Aydın ve entelektüel geçinen, basınımızın, üniversitelerimizin ve sivil toplum kuruluşlarımızın din konusundaki yetersiz bilgilerini telafi edebilir, memleketin dini cehalet açığını kapatabilir.