Liselerde okutulan din dersi kitabı tabi ki yetersiz bir kitaptır. Fakat kitabın bu açığını din dersini veren hocaların kapatması gerekir. Bizim burada değinmek istediğimiz kitaptaki bazı yanlış bilgiler.
Şu sıralar, Suriye olayları tüm canlılığını koruyor. Dolayısıyla Suriye’nin iktidar elitinin mezhebi Nusayri ve Nusayrilik dikkat çekiyor. Biz de bu konuda din dersindeki bilgilere bakmak istedik. Nusayrilik konusundaki en önemli yanlışlık Nusayriliğinin içine yerleştirildiği bölüm. Kitabımız Nusayriliği “Kültürümüzde etkili olan tasavvufi yorumlar” başlığı altında vermiş. Yani bir anlamda din dersi kitabımız Nusayriliği bir mezhep olarak değil, bir tarikat olarak görmektedir. Hatta daha da dikkat çekici olanı Nusayriliği Alevi-Bektaşi başlığı altında vermiştir ki burada Aleviliğin de bir mezhepten çıkartılıp bir tasavvufi düşünce imiş imajı verilerek yanlış bir tarihi bilgi verilmektedir ki bu konuya da değineceğiz.
Kitapta Nusayrilik ile ilgili şu bilgiler verilmektedir. “Nusayriler, İslam tasavvuf yorumlarından Alevi düşüncesine bağlıdırlar.” Burada apaçık anlaşıldığı gibi Nusayriliği ve Aleviliği bir mezhep olarak değil bir tarikat olarak görmektedirler ki bu durum mezhep ile tarikatın anlaşılmadığını veya daha tehlikeli bir çalışma içinde olduklarını göstermektedir. Halbuki biz Nusayriliği mezhep kitaplarından bir Şia mezhebi olarak görmekteyiz. Zaten Nusayriler de kendilerini Şia’nın bir kolu olarak görmektedirler. Bir tarikat gibi örgütlenmedikleri gibi tamamen mezhep refleksini göstermektedirler.
Önce mezhepler tarihi konusunda otorite olan Şehristani’nin el-milel venihal isimli kitabında konuyla ilgili alıntı yapalım. “Mezhepler tarihi hakkındaki temel İslam kaynaklarının Nusayrilik ile ilgili bilgileri verdikten sonra bu kitabın böyle yanlış bilgilerle genç dimağlarda neler yapmak istediği hakkında bilgi vereceğiz. Şia’nın aşırı uçlarından (Gulât) bir topluluktur. Görüşlerini destekle¬yen ve fikir adamlarını savunan bir cemaatları vardır. Ehl-i Beyt imamları hakkında ilah isminin kullanılması noktasında farklı fikirlere sahiptirler. Onlara göre cismânî cesedde ruhanî varlığın zuhurunu akıllı kişi inkâr edemez. Hayır cihetinde Cebrail’in (aleyhisselâm) insan suretinde zuhur etmesi gibi, kötülük cihetinde de, lanetlenmiş şeytanın insan suretinde zuhur etmesi gerçektir. Aynı şekilde cinlerin insan suretinde görünmeleri ve insan gibi konuşmaları da bir hakikattir. Onlara göre Allah Teâlâ bazı şahısların suretlerinde zuhur etmiştir. “
İsterseniz biraz da günümüzü gelelim. Muhammed Ebu Zehra’nın meşhur Mezhepler Tarihi kitabından konuyla ilgili bir alıntı yapalım: “Bu fırka mensupları, Hakimîler gibi Şam’da yaşamışlardır. Îsnaaşeriyye fırkasıyla beraber bulunmuşlardır. Daha doğrusu bunlar, İsnaaşeriyye’ye mensup olduklarını iddia ederler.
Nusayriler, ehi-i beyte mutlak bir bilgi verildiğine, Hz. Ali’nin ölmediğine, onun ilâh. olduğuna veya ilâha yakın bir derecede bu¬lunduğuna inanırlar. Nusayrîler, şeriatın, bir zahiri bir de bâtını ol¬duğu ve bâtınını imamların bildiği hususunda, Batınîyye fırkasıyla birleşmektedirler.
Bunlara göre nur, asrın imamının üzerine’ doğar, onu şeriatın hakikatlerini, zahirini değil, bâtınım anlamaya sevk eder.
Kısaca bu fırkanın görüşleri Şii fırkalarına mensup olan ve birçok Şiilerin reddettikleri aşırı görüşlerin bir karışımıdır. Bunlar, ha¬li hazırda hiçbir mensubu bulunmayan kâfir Sebeiyye fırkasından «Hz. Ali’nin Allah olduğu, onun ebediliği ve tekrar döneceği» görü¬şünü almışlar, Batmiyyeden ise, «şeriatın bir zahiri bir de bâtını» olduğu görüşünü almışlardır.”
İsterseniz biraz da Diyanet’in İslam Ansiklopedisi’nin ilgili maddesine bakalım: “Şia’nın aşırı kollarından olan Nusayriliğin isminin kaynağı tartışmalıdır. Hz. Ali’nin hizmetçisi Nusayr (öyle bir hizmetçisi yok) ya da Lazkiye bölgesinde yoğun olarak yaşadıklarından buraya nisbetle verildiği ileri sürülmesine rağmen fırka kurucusu Ebu Şuayb Muhammed b. Nusayr en-Nemiri’den (ö. 883) almıştır. Fırkanın diğer bir adı da Nemiriyye’dir. l. Dünya savaşında Suriye’yi ele geçiren Fransa’nın talebiyle fırka Alevi adıyla anılmıştır. Tenasuh ve hulul inancını benimsemişlerdir. Onuncu imamdan Ali el-Hadi en-Naki’yi kendilerine imam kabul etmişlerdir. Genelde Osmanlılara bağlı yaşamışlardır. ll. Abdülhamit döneminde Müslüman kitle arasında kabul edilmiş, bu nedenle askerlik hizmetlerine alınmıştır. Hatta bölgedeki Hıristiyan propagandalarına karşı devletten yardım istemiş ve bu konuda kendilerine destek verilmiştir. Bu nedenle kendi belgelerinde rahat yaşamışlardır. Fransızların bölgeyi alması üzerine buraya Alevi toprağı 1922 yılında da Alevi devleti adı verilmiş, ardından Suriye’ye bağlı bir vilayet olmuştur. 1939 yılında Fransa Lazkiye bölgesine özerk bir statü vermiştir. 1942 yılında Lazkiye bölgesi Suriye’ye katılmıştır.”
Görüldüğü gibi Nusayrilik bir tarikat veya yorum farklılığı değil, Şia’nın kollarından birisidir. Yani bir mezheptir. Dolayısıyla din dersi kitabının “İslam düşüncesinde siyasi-itikadi yorumlar” yani mezhepler bölümüne alınmalıydı. Kanımca burada amaçlanan bu düşünceye mensup olanların sadece bir tasavvufi yorumu benimsedikleri ve bir anlamda sünni dünyaya mensup oldukları bilgisini gençlere aşılamaktı. Ama bu hem tarihe ve gerçeklere aykırıdır. Ayrıca, Nusayrilerin kendilerini buna karşıdır. Onlar şia içerisinde bulunan bir mezhep olduklarını kabul etmektedirler ve Suriye’nin resmi mezhebidir.
Ayrıca, ders kitabımız Nusayriliğin özelliklerini anlatırken onların tenasüh ve uluhiyet ilkesine de hiç değinmemektedir.
Bu bağlamda Aleviliğin de tasavvufi yorumlar arasında zikredilmesi de yanlıştır. Her ne kadar Bektaşilikle birlikte söylenerek kamufle edilmeye çalışılsa da bu gerçeklere perde çekerek yanlış izlenimlerin oluşmasını sağlamaya dönüktür. Bunun yerine Bektaşi tarikatı veya yorumu demesi daha gerçeklere uygundur. Nusayriliği de mezhepler bölümünde Şia başlığı altında maddeleştirebilirlerdi. Belki de bu düşünceleri bir mezhep değil de tarikat gibi gençlerimize sunarsak onlara karşı olumlu düşünürler diye düşünmüş olabilirler ama bu bilimsel gerçekliğe uygun düşmez. O zaman, tüm ders kitaplarımızı hakim siyasi görüşümüze göre yazalım ve tüm tarihi buna göre kurgulayalım. Lütfen ders kitaplarımıza siyasi nedenlerden dolayı yanlış ve yalan bilgiler koymayalım. Bu yalan bilgiler Alevileri de Sünnileri de incitir. Herkesi olduğu gibi kabul edelim. Kendi kabulümüze göre yeniden kurgulayıp makyajdan geçirmeyelim.
ibrahim halil er