Din düşmanlığı bahaneleri

Abone Ol

Türkiye’de siyasal gerilimler ve çekişmelerden insanların birbirlerine inançlarından dolayı saldırmaları, kendilerine göre gerekçeler oluşturmaları çıkmazları çoğaltıyor. İslâm’ı temsil edenlerin yaptıklarını, yanlışlarını ve haksızlıklarını burada sıklıkla gündeme getiriyoruz.

İslâm bir medeniyet dinidir. İslâm medeniyeti insanlık tarihinin başlangıcıyla süregelmektedir. Kişiler, partiler, cemaatler genel anlamda ancak kendilerini temsil ederler.

Batılılaşma süreciyle zihni bir çarpılma ve dağılma var, bunu kimse yadsıyamaz. İslâm medeniyet düşüncesini zihinlerinden çıkaranlar, kişi kurum ve cemaatleri bahane ederek saldırıda bulunuyorlar. Şu sıralar bir bilim insanının söylediği bir söz belli kesimin pelesengi oldu. “Kur’an kursları neden var? Hıristiyanların İncil kursları yok” diyerek kendince bir eleştiri ile saldırı gerekçesi oluşturuyor.

İslâm milletinin kitabı Kur’an’dır ve Arapça indirilmiştir. Bu Allah’ın bir mucizesidir. Onun okunuşu, anlam ve söz güzelliği, okunurkenki etkisi kendine özgüdür. İncil’i örnek verenler, İncillerin çokluğundan haberleri yoktur. Vardır da yokmuş gibi davranıyorlar. İnciller arasındaki çelişkiler ve tutarsızlıklar Batılılar tarafından eleştiri konusudur. Özgün hâli olmadığından kendilerine göre davranmaları da olağandır.

Bir Batılı düşünürün, ya da bir yabancının bakışıyla mı kendimizi anlatıp tanımlayacağız? Buna gerek yoktur. Gene de bir örnek verirsek Voltaire: “Müslümanların bir tek kitabı var, doğudan batıya kadar, tektir ve değişmez” diyor. Bu, Müslümanlar arasında bir bütünlük oluşturuyor. İncil’i veya İncilleri örnek gösterenler onu okudukları kadar bir Kur’an mealini bile hayatlarında okumamışlardır. II. Yeni şiirinin kimi şairleri Kitab-ı Mukaddes’i okuyarak yazmışlardır çoğu. Gözleri o tarafta olduğundan ister istemez o düşünceyi önceliyorlar.

Amaç, saldırı olsun. Bu saldırıları paylaşanlar ise sonucun nereye varacağının ne farkındadırlar ne de dürüst ve samimi yaklaşımları vardır. Siyasal partilerin, ideolojik körlüğe takılanların saplantılarıdır bunlar.

Bir İngiliz, Amerikalı, Alman veya herhangi biri Müslümanlığı seçtiğinde ilk yaptığı şey tercümesini veya mealini okuduktan sonra Kur’an’ı Arapça okumaya ve öğrenmeye gereksinim duyar, mutlaka öğrenir. Kur’an’ın insanda uyandırdığı duygu ve haz başkadır.

Dine ve Kur’an’a saldıranlar hangi milletin alfabesiyle yazıyorlar sorusunu sormak gerekmez mi? Savunduğunuz Latin alfabesi kime aittir? Türk ırkından olanların alfabeleri Göktürkçe, Uygurcadır. Hele şu ırkçı milliyetçilerin neyi savunduğu bile belirsiz ve anlamsızdır. Kurt gibi ulumayı ve öykünmeyi yapanlar neyi savunuyorlar? Asıl alfabelerini savunsalar ya!

Asıl sorun gene de İslâm’ı temsil ettiğini söyleyenleri yapıp ettikleri, yaşayış biçimleri, uygulamalarıdır. Dine karşı olanlara bahaneler ve gerekçelere fırsat veriyorlar. Kendilerine göre bir muhafazakârlık tutkusuyla bir Müslüman’ın yapmaması gerekeni yapıyorlar. Tüketim hazzı, israf, adaletsizlik, haksızlık, zulüm gibi olmaması gerekenleri rahatlıkla yapıyor ve yaşıyorlar.

Diğerleri de bunu bir bahane olarak görüyor, yakaladıkları boşluklardan saldırıp duruyorlar.

Tabii ki şu gerçeği göz ardı edemiyoruz. Kemalizm bugün artık bir dindir ve bu dinin kuralları vardır. Tapınma alanları bulunmaktadır. Ona aykırı davrananlar veya benimsemeyenler linç edilmektedir. Latin alfabesi bu dinin alfabesidir ne yazık ki.

İslâm medeniyeti insanlığın ortak değeridir. İsteyen ve dileyen ondan nasiplenir, istemeyen kendi tercihini yapar. Hem Müslüman olduğunu iddia eden hem de yeni dininin kurallarına sıkı sarılanların bir karmaşa oluşturdukları ortada.

“Rahman, Rahim Allah adına/ De ki ey inkârcılar / Taptıklarınıza tapmam. /Ve siz de, taptığıma tapmazsınız. / Ve ben de taptığınıza tapacak değilim. / Ve siz de, taptığıma tapacak değilsiniz. Dininiz size ve dinim bana.” [Kâfirun Suresi]