Din, dindar ve medeniyet

Abone Ol

Medine şehrinin Yesrib olan adını Hz. Peygamber Medine olarak değiştirmiştir. Medine, din kelimesinin türevlerindendir. Din, "hukuk" yani "ceza ve ödülü belirleyen sistem" demektir. Medine "hukukun uygulandığı yer" anlamına gelmektedir. Allah Hz. Peygamber vasıtasıyla tabii bir hukuk sistemi kurmak istiyordu. Çünkü aşiret / bedevî kültürünün egemen olduğu Câhiliye Arapları nın objektif bir hukukları yoktu.

Bu bağlamda, din kelimesinin "din-dar" şekli, "inancını ahlâkî ölçüler içinde yaşayan kimse" demektir, yani dindarlık ahlâkî bir seviyedir. Hz. Ali de bir yaşama biçimini kastederek "Dindar olan kurtulur" der.

Hayat bir bütündür. Din de dindar da bu hayatın içindedir, dolayısıyla değişirler. Zaten değişim sünnetullahın bir gereğidir. Türkiye de din, özgürlük ve tefekkürden mahrum bırakıldığı için sağlıklı bir dinî düşünce hayatı gelişmemiştir. Düşünülen ifade edilseydi yani konuşma şeklinde eyleme dönüşme imkânı bulsaydı, eski bilgiler tekrar edilmez, hayatla birlikte kendini yenilerdi; dolayısıyla da Türkiye de dinî hayat daha farklı bir boyut kazanırdı.

Günümüzde Din Kelimesinin Kullanımı

Oryantalistlerin çeşitli araştırma ve incelemeler aracılığı ile İslâm ülkelerine ve özellikle de Türkiye de başlattığı kavram ihracatı sebebiyle ortaya attığı birtakım kavramlar zihinleri karıştırmaktadır.

İslâm ülkelerinde idareci konumunda bulunanların yanı sıra bazı aydınlar, manevra kabiliyeti son derece yüksek olan bu kavramlarla oynarken, oryantalistler daha ciddi bir şekilde siyasî, iktisadî ve kültürel sorunlara çözüm getirmek, bu arada yeni kavramlar üretmek için büyük gayret göstermektedirler.

Günümüzde çok sık karşılaştığımız bu kavramların belli başlıları şunlardır: Dinci, aşırı dinci, İslâmcı, şeriatçı, tarikatçı, köktendinci, modern İslâm, illegal İslâm, radikal İslâm, fundamentalist İslâm, laik İslâm, laik olmayan İslâm, resmî İslâm, gayri resmî İslâm, çağdaş İslâm, devlet destekli İslâm, Türk İslâmı, Türkler e özgü Kur an.

Bu kavramlarla İslâm ı ve müslümanları itham ederek işe başlayan oryantalist zihniyet, daha sonra bütün müslümanları şiddet yanlısı ve huzur bozucu şer odakları şeklinde göstermektedir. Bununla da yetinmeyerek dinî bilinçlenmeden de rahatsız olmaktadır. Yerli ve yabancı oryantalistler söz konusu kavramları kullananları, kendi anlayışlarına hizmet ettikleri için topluma aydın, modern, çağdaş kimseler olarak lanse etmektedirler. Oysa bunlar içinde yaşadıkları toplumun değerlerine savaş açmış sûret-i haktan görünen bölücü, kışkırtıcı kimselerdir.

Din Ticareti

Yine bu bağlamda günümüzde karalama amaçlı "din tüccarı" ya da "din ticareti" gibi ifadeler, iyi niyetle örtüşmeyen bölücülük amaçlı yaklaşımlardır. Bu konu ilgili olarak filozof Kindî şöyle der: "Bir şeyin ticaretini yapan onu satar, sattığı şey ise artık onun değildir" öncül önermesinden hareketle "Kim din ticareti yaparsa onun dini yoktur" (Felsefî Risâleler, s. 4-5).

"Ben müslümanım" diyen ve hayatını ona göre dizayn eden bir insan "din tüccarlığı" ile itham edilemez. İbn Rüşd ün de dediği gibi "din tüccarı" zaten müslüman değildir. Müslüman olmayan da Müslümanlık bağlamında değerlendirilemez.

Dinin Sosyal İşlevi

Dinin kendisi problem değil problem çözücüdür, dini problem haline getiren insandır. Her alanda olduğu gibi Türkiye de sosyal bir olgu olarak bir din problemi vardır. Fakat dini kendi başına bir problem olarak görüp, diğer sosyal sorunlardan ayrı düşünmek iyi niyetle bağdaşmayan bir tutumdur.

Bu bağlamda "İktisadî alan düzgün de din alanı düzgün değildir, siyaset alanı düzgün de din alanı bozuktur" denemez. Her biri aynı bütünün parçalarıdır. Biri ne ise diğeri de aynı seviyededir. Önemli olan bu konunun öncelikle bilgi düzeyinde ele alınmasıdır. Elbette Türkiye de bir bilgi problemi vardır. Sağlıklı bilgi olmadığı için her şey kaosa dönüşüyor.

Din iktisadî alanda "çalmayınız" diyor, sosyal alanda "birbirinize zulmetmeyiniz, birbirinizi öldürmeyiniz" diyor. Bu sebeple, din alanındaki düşüncelerin engellenmesi diğer alanların da engellenmesi anlamına gelir.

Bugün ciddi anlamda düşünce / tefekkür sıkıntısı çekilmektedir. Bu yüzden düşünce dünyamıza ait zenginlikleri tanıyıp yeni düşüncelerin üretimine ihtiyaç vardır. Din âhireti beklemez, çünkü din dünya içindir. Din, insan ilişkilerinin iyileştirilmesini konu edinir, dolayısıyla din medenî olmayı gerektirir.

Türkiye de ilk modern ruh sağlığı hastahanesini kuran hekim Mazhar Osman (1884 - 1961) diyor ki:

"Dünyada en esaslı terbiye toplum için dindir. Maneviyata dayanmayan, din terbiyesi almayan toplumlara sonradan yapılan telkinler kuvvetli dahi olsa tesirli olamaz. Dinî an aneye her fert doğuştan bağlıdır. Dinin üzerine kurulan aile terbiyesinde daha ciddi esaslar vardır. Hayatın ıstıraplarına karşı en büyük dayanma gücünü insan imanda bulur. Dinî terbiye insanı nefsine, ailesine, vatan ve milletine ve bütün insanlığa kötülük yapmaktan alıkoyar. Allah ın verdiği nimetlere, anne ve babasına hürmet göstermeyen bir genç yüksek tahsil görse de ondan hayır gelmez" (1957 yılında bir derginin "Mekteplerde din ve ahlâk derslerinin okutulmasına taraftar mısınız " sorusuna verdiği cevaptan bir bölüm).