Din dersini ve İslâm dinini yasaklayalım ?I-

Abone Ol

 "Aşk odur ol düşer mâşuk andan âşıka

Şem ı gör kim yanmayınca yakmasın"

İsmail Hakkı [Haksal] Efendi nin Cönkü nden

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ne başvuran bir Alevi vatandaşımız çocuğuna din dersi aldırmama müracaatı lehine sonuçlanmış. Bu vatandaşımızın bu müracaatıyla birlikte tartışılan bir diğer konu var. Çıkarılmak istenen yeni Anayasa taslağında "Din dersinin seçmeli olması" durumu söz konusu. İktidarın ve egemen güçlerin ortak bakışı: "Din dersinin zorunlu olmaktan çıkarılması". Yani din dersi seçmeli ders olmalı. İktidar AB anayasasıyla bir uyumu oluşturma çabasında. Buna bir takım dinî cemaatler, ilahiyat profları, kimi gruplar da destek vermekte. İslâmcı diye bilinen kesimlerin de buna sıcak baktığı biliniyor.

Bu kesimlerin her birinin kendine göre bir gerekçesi var. "Aleviliğin din dersi kitaplarında" yer almayışı, Cemevlerinin bütçeden pay alamaması eleştiriliyor. Bu bir bakış.

İktidar ise, geleceğini ve varlığını AB üzerine kurgulamış. Özgürlüklerin AB koşullarında ve ortamında gerçekleşeceği inancında. Bunu kendine bir akideye dönüştürmüş. Onunla birlikte kimi kesimler de, kendilerini "Postallıların baskısı altında ezilmekte olduklarını" düşünerek, dinî özgürlüklerinin ancak AB ortamında gerçekleşebileceği kanısındadırlar. İlâhiyat profesörleri, kimi cemaatler ile İslâmcılar özellikle bu teze sahip çıkmaktadırlar. Bakış açıları ve yaklaşımları aynı. Avrupa da Müslümanların camileri olduğunu, rahatlıkla cami yaptıklarını, özgür yaşadıklarını düşünüyorlar. Bunun yanında Türkiye gerçeğini ve durumunu savunabilmek adına da Osmanlı dönemini örnek vermektedirler. Osmanlılarda insanların bireysel ve toplumsal özgürlükleri, dini cemaatlerin serbestlikleri söz konusu edilmekte. Yani, kilise, cami ve havra serbestisi, her din mensubunun özgürlüğü örnek verilmekte. Osmanlı ve Türkiye karşılaştırması yapılmakta.

Buradan bakınca durumun vahameti, beklenen tehlikelerin farkına varılmamakta. Alevi vatandaşlarımız, kendilerini sanki bir başka din mensubu olarak görüyorlar. Alevilik İslâm ın bir koludur, bir tarikat kolu ve bir mezhebidir. Hanefilik, Şafiilik, Malikilik, Hanbelilik gibi. Bir de tasavvuf kollarını sayarsak bu sayının çokluğu artıyor. Mevlevilik, Bektaşilik, Alevilik, Kadirilik, Nakşibendilik gibi. Onlarca koldan bahsetmek mümkün. Böyle olunca Alevi vatandaşlarımızın talepleri bir hak ise, diğer kolların talepleri de bir hak olma özelliği gerektirir. İslâm bu mezheplerin her birini ayrı temsil etmiyor. Bunların her biri İslâm ın içinde birer üslupturlar, bir tarzdırlar. Tarikat kolları da böyledir. Alevilik İslâm ın dışında değildir. Zaten dayanılan ve yaslanılan Hazreti Ali Efendimizdir. Hazreti Ali Efendimiz hem Peygamberimizin manevi evlâtlarından biri, amcasının oğlu ve damadıdır.

Alevi vatandaşın çocuğuna din dersini aldırmaması, red etmesi başka bir anlam içeriyor. Bir dönem Türkiye yi saran, Batı kaynaklı Marksizm in kimi Alevi grupları üzerinde etkili olması. Kimi gruplar Anadolu Aleviliği adı altında, geçmişlerini Orta Asya menşeine dayamakta. Bir anlamda Hazreti Ali geleneğini, bağlantısını dolaylı bir biçimde reddetmekte.

Geçmişin iktidar kavgalarını, savaşlarını dinî bir hüviyete dönüştürme çabasının altında da birtakım nedenler bulunmakta.

Tarihin en keskin dönüşümü Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail olayı gösterilmektedir. Burada gözlerden kaçan durum bir din kavgası değil, aynı coğrafyada bulunan Müslüman iki devletin padişahının iktidar kavgasıdır. Bir yanıyla olay budur. Acemleri, İran ı temsil eden Şah İsmail Farsça konuşuyor, Türkçe divan yazıyor, Anadolu ya hitap ediyor. Yavuz Sultan Selim ise Türkçe konuşuyor Farsça Divan yazıyor, İran Topraklarına hitap ediyor.

Alevi vatandaşımız, kardeşimiz çocuğuna din dersi aldırmamakla güya Hanefi geleneğine dayanan İslâm üslubundan çocuğunu koruyor. Peki, bunun yerine neyi koyuyor

Devam edeceğiz.