Pazar günü Ankarada Alevilerin düzenlediği mitingde dikkati çeken isteklerden birisi din dersinin zorunlu olmaktan çıkartılmasıydı. Bana göre benim gibi inanmayan bir kimseye ille de benim inandığım dinin esaslarını öğreneceksin diye dayatmanın anlamı olamaz. Bu din ve vicdan özgürlüğüne aykırıdır. Bu bakımdan din dersinin seçmeli hale getirilmesi meseleyi Aleviler açısından sorun olmaktan çıkartabilir diye düşünmüştüm. Ancak dünkü bir gazetede Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkızın açıklamasından anladım ki din dersinin zorunlu olmasından çok din dersine karşı çıkılıyor ve tümden kaldırılması isteniyor.
Çünkü, haberde Balkızın Alevilerin öncelikle zorunlu din dersinin tümüyle kaldırılmasını istediği ileri sürülüyor. Laik bir devlet düzeninde böyle bir dersin olamayacağı ileri sürülüyor. Bu bakımdan öncelikli olarak Alevilerin ne istediklerini net olarak belirlemeleri, elbette bu arada ne olup ne olmadıklarının de netleşmesi gerekiyor.
Ben çocuğuma okulda din dersi verilmesini istiyor, bir başkası istemiyor olabilir. Bu meselenin çözümü çok kolaydır. Din dersi seçmeli hale getirilir, isteyen çocuğunu din dersine gönderir, isteyen göndermez. Ancak, mesele laikliğe getirip dayandırılıyor, laik devlet düzeninde din dersi diye bir dersin olamayacağı ileri sürülüyorsa o zaman dinin öğretilmesine karşı çıkış gündeme gelir. Din derslerinin tamamen kaldırılmasını istemek demek kendi isteğini dile getirirken benim hakkımın ihlalini gündeme taşır ki buna hiç kimsenin hiçbir şekilde hakkı yoktur.
Bu noktada sanıyorum Aleviler arasında bir bütünlüğün olmayışı, isteklerin gündeme getirilmesi bazı sıkıntılara yol açıyor.
Yıllardan beri tanıdığım pek çok Alevi var, hatta arkadaşlarım, komşularım bulunuyor. Bunların bir kısmını dinlerken İslâm la bir ilgilerinin olmadığını görüyorsunuz. Ama, tüm söylemlerinin ardından da kendilerinin de Müslüman olduğunu ifade ediyorlar. Elbette Müslüman olduğunu söyleyene hayır Müslüman değilsin diyemezsiniz.
Bir Alevi gazeteci ve köşe yazarı arkadaşla bir yurt dışı gezide birlikte olmuş, otelde aynı odayı paylaşmıştık. Bu arkadaş ile uzun uzun sohbetlerimiz oldu. Hiç unutmuyorum "Semah bizim namazımızdır" demişti. Doğrusu bu nitelendirmeyi anlamakta güçlük çekmiştim. İslâm ın şartları gündeme geldiğinde kendince bir takım yorumlarla o şartları şart olarak görmüyordu. Sonunda da "Ben de Müslmanım" diyordu. Bu arkadaşla daha sonraki yıllarda bir daha yolumuz kesişmedi. Onun İstanbul benim Ankara da oturuyor olmamız tekrar buluşmamızı enellemiş olabilirdi.
Elbette kimin, neye, nasıl inanacağı kendi sorunudur. Hiç kimseyi ille de benim gibi inanancaksın diye zorlamak mümkün değildir. Ancak, görünen o ki, Aleviler inanç özgürlüğü adına bazı isteklerde bulunurken kendileri gibi inanmayanların inançlarını öğrenme haklarını iptal yoluna gidiyor ve bunu da kesinlikle inanç özgürlüğünün engellenmesi olarak görmüyorlar. Kendilerine göre bir gerekçe de bulmuşlar: "Laik devlet dinin öğretilmesinde rol üstlenemez".
Demek istediğim o ki, Alevilik konusunda hem alevilerde hem de diğer kesimlerin de kafa karışıklığı söz konusu. Sanıyorum önce bu kafa karışıklığının giderilmesi, alevilerin kendilerini tam olarak tarif etmeleri ve taleplerini de buna göre sıralamaları gerekiyor. Eğer, ortak bir alevilik anlayışı söz konusu olmazsa bu istekler kime göre sıralanacak
Bu arada bazı ateistler de kendilerini alevi olarak nitelendiriyorlar. Yakından tanıdıklarım var. Bunlar genellikle geçmiş yıllarda marksist söylemle tanışmış, o hareketin içinde yer almışlar. Bir diğer ifade ile örgütlenmelerini oralarda yapmışlar. Aradan geçen zaman içinde fikri çizgilerinde fazla bir değişiklik olmamış ama, komünizmin çökmesi sonucu solculukları zayıflamış, esas kimliklerini kullanmaya başlamışlar.
Hemen belirteyim ki kimin, neye, nasıl inanacağı kendi bileceği bir iştir. Hatta, inanmamak da kendi tercihidir. Ancak, kendi inancını ya da inançsızlığını tüm topluma dayatmanın yolunu açacak talepler toplumsal huzuru derinden yaralar.