Dili insanın hem şifası hem de zehridir

Abone Ol

Her insan teki öncelikle kendisinden sorumludur. Kendisinden sorumlu olan çevresini ve başkalarını da olumlu ya da olumsuz yönleriyle etkiler. İnsan belleği içinde bulunduğu ruh dünyasının etkilerini biriktirir. Olumlu olanları süzer, içselleştirir, olumsuzlukları ise dışlar kendinden uzak tutar.

İnsanın kendisinden sorumlu olmasıyla sınırlar bitmiyor, yeterli olmuyor. Her söz, davranış eyleme geçince bunun etkileri mutlaka şöyle ya da böyle olur. İçinde bulunulan ortamların dili ortak bir sesleniş bir bakışın da görünümü olur. Çevreden çevreye bile bu dil tutumları kendisini belli eder.

Sorumlu bulunduğumuz yer ve konum sadece insan kendisinden değil bulunduğu medeniyet düşüncesini ve çevresini de bağlar. Kentlere bakıldığında ortak bir dil ile konuşma kendini ifade etme gibi tutumlar görünüyor.

Kabalıklar ve olumsuzlukların sindiği toplumların yüzleri, görünümleri birçok yerde kendini belli eder.

Spor alanlarında, stadyumlarda kitlelerin kendilerine göre ortak dilleri var. Küfürbazlıkları, saldırganlıkları orada kimlerin ne olup olmadığını gösterir. Olumsuzluklar bulaşıcı olduğu gibi olumlu hâl ve davranışlar da yansır.

Siyasal arenada, onlara bağlı medyada, tutkuyla bağlı olunan kimselere, ideolojilere ve çevrelere mensup olanlar koro hâlinde nasıl bir tutum içinde olduklarını görmek olası. Çünkü onlar hangi amaç uğruna böyledirler neden saldırgan ve vahşidirler ya da tam tersi daha tatlı dilli, sevimli ve kucaklayıcıdırlar ona bakılır. Ve bu, onların ruh hâllerini tanımlar.

Saldırganlığı bir tarz hâline getirenlerin ölçüleri ve sınırları olmaz. Saldırdıkça saldırmayı bir hüner olarak bellerler. Sonuçlar onlar için hiç de önemli değildir. Önemli olan bağlı ve bağımlı bulunduklarına kendilerini kabul ettirebilirler mi ettiremezler mi, bu dil onları bir yere taşır mı taşımaz mı bunun peşindedirler.

İslâm medeniyet ve düşüncesinin özünü özümseyenler bilirler ki insanın kendi dili hem kendisi hem de başkaları için şifa özelliğindedir.

İnsan olmanın bir gerekliliğidir. Zor ve sıkışık zamanlar insanlar için de birer ölçüdür. Zorluklar ve olumsuzluklar karşısında sabır gösterenler, güzellik ve iyiliklerle direnenler mutlaka kazançlıdırlar.

Günümüz Müslümanlarının uçurumlarını büyüten, çıkmaza sürükleyen öncellikle zehirli dilleridir. Birbirlerini anlama ve yakınlaşmalarını engelleyen zehirli keskin kılıçlarıdır dilleri. Bu, bir anda belirmeye görsün hemen ardından ya karşılık bulur ya da savunmasız olanları çaresiz bırakır.

Oruç ayında bulunuyoruz şu sıra. Oruç tutma ve tutunma insanın kendisine sınırlar koyması içindir. Kendisini kendisiyle sınamasıdır. Sadece bedensel gereksinimleri karşılamak için oruç tutulmaz. Ruhun da oruca gereksinimi var. Özelliklede dillerin. Dilleri oruç tutmayanların nefret yüklü zehirleri insanlara kıymadır, onları ruhen ve kalben doğramadır.

İnsanların, çevrelerin, grupların kusurları olabilir. Geçmişlerinde olumsuzluklar bulunabilir. Bunlar insan doğasının sonucudur. Önemli olan oruç ayında olduğu gibi geçmişe set çekilmesiyle, geçmişin göz ardı olmasıyla yeni bir hayata başlanmasıdır.

Müslümanlar sadece kendileri için yaşamazlar. Örnek olmakla yükümlüdürler. Niçin oruç tutulur, neden bin türlü zahmete katlanılır sorusunu öncelikle kendimize sormamız gerekmez mi? Allah’ın bize bağışladığı ve sunduğu bu ibadet ile insanın kendisini yeniden elden geçirme fırsatıdır.

İnsanın vahşice ölümünü istemek aynı şekilde öldürülmelerini geleceklerinin sonucunu da gösterme niyetini taşıdıklarının farkında bile olmazlar. İntikam duygusu vahşete dönünce sınırsızlığıyla ancak zehri akıtmayı sürdürür. Şifa mı, zehir mi asıl tercih budur.