Dil öğreniminde en gözde metodlar

Abone Ol

20 bin yeni öğretmen atamasını duyunca, 25 yıl hocalık yapmış ve ana dille yabancı dil öğretiminin ne kadar önemli olduğunu yaşayarak öğrenmiş bir dil hocası olarak öğretmen adayı olan bu genç arkadaşlara bazı hatırlatmalarda bulunmak istedim.

Dil öğretimiyle öğreniminde kullanılan araçlar, benimsenen metodlara bağlı olarak çok ve çeşitlidir. "Ne kadar öğretmen varsa, o kadar metod vardır"; yahut "öğretmen sayısınca metod vardır" şeklinde ifade edilen görüş, öğretmeni -bile- belirleyiciyi bir araç olarak görmektedir. Böyle olunca, elde bulunan araçların, görevlendirilen öğretmenlerin belirleyici önemi kendiliğinden ortaya çıkar.

Bu noktada, Türkçe bir atasözünü hatırlamakta fayda var: "Bir lisan bir insan, iki lisan iki insan." Bu sözden hareketle, bir yabancı dili iyi öğrenen insanda, ikinci bir kişiliğin geliştiğini, dünyaya başka bir kültürün imkanlarıyla da yaklaşmaya elverişli bir zihin olduğunu söyleyebiliriz. O yüzden, yabancı dili öğrenenle öğretenin belli başlı hedefi, o dille düşünebilme seviyesine ulaşılmasıdır. Onun için de her türlü ders araç ve gereci, bu hedefe ulaşmak için kullanabilmelidir.

Burada vurgulamak istediğimiz en önemli husus, eski ve yeni bütün araç ve metodlarla birlikte, dikkate alınması gereken en önemli unsurun, öğretmen ve onun kültürel hazırlığı olduğudur. Öğrencinin kabiliyeti ve gayreti kadar, öğretmenin kültürü ve uzmanlığı da dil öğretiminin başarısında başlıca etkendir.

Bir dilin anahtarı

İnsanların çoğu, konuşabildiği dili iyi bildiğini ve başkalarına da öğretebileceğini sanır. Hele hele ana dili konusunda rahat olmayan insan yok gibidir. Bir dil üzerinde biraz çalışmış, birkaç kitap okumuş çok kişi, kendi tecrübeleriyle yakınlarına rehberlik de yapar. Ama öğretmenlik, dil eğitimi tamamen farklı ve başlı başına bir iştir. Bunun önemini kavramamış ve kendi kendine öğreneceğine inanan insana tesir etmek de çok zordur.

Elbette her dilin kendi kendine öğrenilecek yanları vardır ve çoğu insan bir yabancı ülkeye gittiğinde direkt bir yolla bulunduğu ülkenin dilini öğrenebilmektedir. Bu, konuşulan dildir ve onun anahtarı halkın dilindedir. Onun ne kadar zamanda öğrenilebileceği hususunda hiçbir tahminde bulunulamaz. Bununla da yeterli bir dil bilgisine sahip olunamaz. Çünkü yazamaz, çoğu kere de dili böyle öğrenen kişi doğru okuyamaz. Tabii ki, eğitim ve öğretim bu değildir.

Bir dili doğru ve kısa zamanda öğrenmek isteyen kişi, nerede olursa olsun, onun seviyesini bilen ve o seviyeden konuşan, açıklamalar yapan, yazı yazdıran ve okutan bir öğretmene ihtiyaç duyar. O yüzden de bir dili ait olduğu bilginin ve o dili kısa zamanda öğrenmenin anahtarı öğretmendedir.

Dil öğreniminde, öğrenci ile öğretmen arasındaki diyalogun çok enteresan yanları vardır. Öğretmen, her talebesiyle yeniden keşfeder öğrettiği dili. Çünkü her talebenin hoşlandığı ve kolayca öğrendiği kelime, deyim ve kaide birbirinden farklıdır. Öğretmenin uzmanlığı işte bu noktada ortaya çıkar ve öğrencisinin yabancı dile ne yanından ve hangi araçlarla daha kolay yaklaşacağını en iyi uzman bir öğretmen bilir.

Bir yabancı dili iyi öğrenen, kendi dilini de daha iyi ve daha bilinçli kavrar. Başka bir deyişle, ana dil bilgisi, yabancı dil için de iyi bir yol gösterici ve sahibi için altın bir anahtardır. Eğer bu bilgi yeterli değilse, öğretmenin ve öğrencinin bir başka dil için sarfettikleri çaba, zaman kaybından başka bir şey değildir. Çünkü bir insanın zihninde, eşyanın ve kavramların kapsamını belirleyecek olan dildir. Bu kavrayış ve zihin mekanizmasına sahip olmayan bir insanın, yabancı dili kolayca kavraması mümkün değildir. Böyle bir insanın ötekine göre dil için harcayacağı zaman en az iki mislidir. Çünkü ana dilinde gerçekleştiremediği bütün dil faaliyetlerini, onunla ilgili bilgilerle kavraması gerekir ki, bu da epeyce zaman alır.

Geçen yüzyıla kadar dil öğreniminde metodlar ve araçlar sınırlıydı, ama dillerin çerçevesi ve ifade ettiği anlamlar da sınırlıydı. Günümüzde ikisi de genişlemiştir. Konuşulan dil için günlük hayat, politika için aktüalite edebiyat ve felsefe için tarih; teknik ve ekonomik konular için ayrı bir terminoloji bilgisi gerekmektedir. Bütün bunlar, dil içinde dil denecek kadar gelişmiş ve çeşitlenmiştir.

"İki lisan iki insan"

"Dil, duygu ve düşüncenin yapı taşı, ifade vasıtasıdır. İletişimi sağladığı gibi, edebiyat, felsefe, bilim ve politika gibi pek çok faaliyetin de ifade şeklidir. O yüzden, kültürün her alanında yazılı ve sözlü ifadenin vazgeçilmez bir önemi vardır.

Birbirini tanımak ve kültürel, siyasal, ekonomik ilişkiler kurmak isteyen ülkeler, birbirlerinin dillerini ve kültürlerini öğrenmek zorundadır. Bunun en kestirme yolu, kültürel programlar gereğince yurtdışına giden öğrencilerin bu bilgiyi doğrudan ilgili ülkenin okullarında öğrenip kavramasıdır. Okul, çevre ve toplum iletişim araçları, hep birden öğrenciyi dil öğrenimi için gerekli olan konsantrasyona sokar ve öğrenci, kısa sürede yabancı dili öğrenmiş olur. Bunun mümkün olmadığı durumlarda, ana dili kadar yabancı dili de iyi bilen öğretmene çok iş düşmektedir.

Bir dil, taşıdığı kültürel öz sebebiyle, ayrı bir dünyanın anahtarıdır. İngilizce gibi uzun bir geçmişi olan dillerdeki deyim ve ifade zenginliğinin bir yabancı tarafından hemen anlaşılabilmesi mümkün değildir.

Bir dil bilen insan, tabiatıyla yalnız o dilin içinden duyup düşünebilir. Birden çok dil bilen insan ise, o dillerin imkanlarıyla da iletişim kurup o dillerle de duyup düşünmeye çalışabilir. Bu yüzden de en az iki dil bilen insanın dünyası, yalnız bir dil bilene göre elbette daha zengin ve çeşitlidir. Böylece, bir yabancı dili öğrenmede ulaşılabilecek tatmin edici merhalenin, ancak o dille düşünme alışkanlığını kazanmak olduğu söylenebilir.

Kendi dili yanında, öğrendiği yabancı dille de düşünebilme yeteneğini geliştirmiş bir insan, dinleyip okuduğunu anlayabildiği gibi, o dille de duygu ve düşüncelerini ifade edebilir, sanat ve siyaset yapabilir. Bu gerçekleşince, "iki lisan iki insan" sözünün ifade ettiği şey gerçekleşmiş olur.

Eğer bir insan, yabancı dille ilgili faaliyetlerinde, her cümleyi zihninde tercüme ediyor, her ifadeye kafasında bir karşılık arıyorsa, ister istemez dura düşüne okuyup konuşacaktır; dolayısıyla da ikinci dili henüz hakkıyla öğrenemediğine hükmedilecektir.

Dil öğrenimi bir kabiliyeti işi olduğu kadar, bir gayret ve bir kültürel alaka işidir de. Bu alaka olmayınca, yerli ve yabancı asıllı öğretmenler bu alakayı öğrencide uyandıramayınca, dil öğretiminden ciddî bir sonuç beklenmez. Çağdaş araç ve gereçlerle geliştirilmemiş, kültürel unsurlarla zenginleştirilmemiş bir dil eğitimi ise, vakit kaybından başka bir sonuç doğurmaz.

Kendi kendine bir yabancı dili öğrenecek kişi, problemini kendi çözecektir. Amacına uygun araçları da kendi seçecektir. Fakat bir kurs veya bir okula giden insan, sorumluluğu onlarla bırakmakta; daha az zamanda, daha az yorularak daha iyi sonuç almak istemektedir. Zamanı kullanmak, araçları iyi değerlendirmek, öğrencilerin kabullerine ve kabiliyetlerine göre dersi yönlendirmek tamamen öğretmenlerin inisiyatifine bırakılmış olmaktadır.

Öğretmen, tercüme, direkt metod ve odio-vizuel yöntemlerden birini veya hepsini birden, "uzlaşmacı" bir tarzda kullanabilir. Eğer birden çok öğretmen bir arada ders veriyorsa, öğretmenlerin tercihleri ve iş bölümleriyle, öğretim kendiliğinden bu yola girecektir. İngilizce gibi, her metod için yeterli kitap ve araç-gerecin bol olduğu yabancı dillerin öğretiminde, çok ve çeşitli metodların kullanılması kaçınılmazdır. Her ders kitabını direkt metodda veya odio-vizuel metodda kullanabilmek imkansızdır. Bu yüzden, ayrı bir dünya kabul ettiğimiz yabancı dili, değişik yönleriyle öğretmek lazımdır. Bir dilin imkanları, farklı perspektiflerden yaklaşılmakla öğrenilebilir. Öğrenci, yabancı dili ayrı ayrı yönlerden kavramaya çalıştıkça, farklı özellikler keşfedecek ve bir dilin temsil ettiği kültürel dünyaya daha kolay yaklaşacaktır. Bu yolda fıkralar ve çizgi filmler bile yararlı olabilir.

Amaçlara uygun araçlar seçimi söz konusu olduğunda, çocuklar için hazırlanmış kitaplarla yetişkinlerin kullanacağı kitaplar arasındaki farkı da belirtmek zorundayız. Özellikle çocuk kitaplarına dayandırılmak zorunda kalınan derslerin, yetişkinler için oldukça sıkıcı olabileceğini gözden uzak tutmamalıdır. Çünkü çocukların ilgisi ve duyarlığı ile büyüklerin ilgisi ve dünyaya bakışı farklıdır.

Çocuklara hitabeden kitaplarda az kelime kadrosu yanında, birleşik zamanlara da rastlanabilmektedir. Buysa, yetişkinlerin metni anlamasını güçleştirmektedir. Çünkü çocuklar dilini bütün zamanlarıyla birlikte öğrenmektedir. Onun için dilini öğrenmek, daha çok kelime ve deyim öğrenmek, dilde ifadesini bulan şeyleri kavrayabilmektir.