Dijital iletişimde bilinç

Abone Ol

İletİşİm çağında yaşıyoruz. Dünyanın öbür ucundaki bir arkadaşınıza ulaşmanız saniyeler alıyor. Teknoloji akıl almaz seviyelere ulaşmış. Sesli, görüntülü, grup görüşmeleri ya da toplantıları fark etmez, istediğinizle istediğiniz şekilde görüşebiliyorsunuz. Görüşürken, görüşmeye başkalarını dâhil edebiliyorsunuz. Sosyal medya hesapları, paylaşımlar, takipler, engeller, yorumlar ve daha neler neler... Hiç tanımadığımız insanlarla bile anında iletişime geçebilme imkânına sahibiz. Aslında “iletişim çağı” tanımını “dijital iletişim çağı” şeklinde güncellemek lazım. Zira iletişim ile dijital iletişim birbirinden farklı şeyler.

İletişimi kıymetli yapan yüz yüze iletişimken, dijital iletişime bu kadar kıymet vermek çok da sağlıklı değil. Dijital iletişim arttıkça, insanların birbirinden koptuğuna, arkadaş, akraba, dost ilişkilerinin zayıfladığına şahitlik ediyoruz. Kültürümüzde yer edinmiş değerlerimizi bir bir kaybediyoruz. Yakınlaşma, yerini uzaklaşmaya, yüz yüze bakma, görme ve hissetme, yerini buz gibi ekranlara bırakıyor. Bazen bir yakınımızın sesini duymayı bile özler hale geliyoruz. Tebrikler, kutlamalar, taziyeler, teşekkürler, dijital iletişim kanallarına kaydıkça, gerçek iletişim anlamını yitirmeye başladı.

Duygularla, hislerle yaşadığımız gerçek hayat yerini sanal olan şeylerin dünyasına bıraktı. Sanal olana, dijital iletişim kanallarına teslim oldukça, insani olan her şeyden uzaklaşmaya başladık. Bu sorun, bu puslu hava, bu karanlık sokak nereye çıkar bilmiyoruz.

İnsan, insanın acısını, sevincini, gerçekten hissetmek, paylaşmak istiyorsa, gerçekten bir araya gelip, gerçekten iletişime geçmeli. Bu durum dijital iletişim kanallarının kullanılmaması gerektiği anlamına gelmiyor. Elbette dijital dünyanın kolaylıklarından faydalanacağız, elbette teknolojik imkânları kullanacağız ama bir taraftan da sanal âleme teslim olmayacağız. Teknoloji istediği kadar ilerlesin, gerçekten, yüz yüze, aynı ortamda ve göz göze olan canlı iletişimin yerini tutamaz. Hiçbir teknoloji, bir masanın etrafına oturup, çay içerken yapılan bir konuşmanın verdiği hissi veremez. Hiçbir teknoloji, aynı ortamda olmanın, sarılmanın, kucaklaşmanın, tokalaşmanın ortaya koyduğu etkinin yerini tutamaz. Uzaktan, ekranlardan ya da sesle, duyguları tam olarak aktaramazsınız, duygusal bağ kuramazsınız, yeterli etkiyi oluşturamaz, eğer konu “ikna” ise insanları ikna edemezsiniz. Teknolojik imkânlarla sağlanmış her türlü iletişim değerlidir ama asla gerçek iletişimin yerini tutamaz.

Dijital iletişimin doğasında olan sorunlardan biri de yanlış anlaşılmaların önüne geçmenin zorluğudur. Özellikle yazılı iletişimde görüntü, ses olmadığı için düşünce ve duyguları karşı tarafa aktarmak oldukça zordur. Ekranların hayatımıza kattığı olumsuz etkilerden biri de samimiyetin azalması olarak karşımıza çıkıyor. Dijital iletişimde, görsel unsurlar kullanıldığında, tarafların aynı zamanda kendilerini de ekranda görmesi beraberinde birçok sorun getirmektedir. Görüntülü görüşmelerde, toplantılarda, ekranların dışında nelerin ya da kimlerin olduğunun bilinmemesi, özel alanlardan görüşme yapmak, izinsiz kayıt alınması gibi problemler ise cabası. Zaman zaman, okullarda, üniversitelerde ya da diğer kamusal alanlarda, izinsiz ses kayıtlarının alınarak sosyal medya üzerinden servis edilmesi ve önü arkası bilinmeyen konuşmalar üzerinden insanların linç edilmesi bilinen güncel problemler arasındadır.

Sonuç olarak, geleneksel iletişim metotlarının ne kadar değerli olduğunu, insanın özüne uygun olan iletişim türünün bin yıl da geçse, yüz yüze iletişim olduğu asla unutulmamalıdır. Dijital iletişim kanalları her ne kadar hayatımıza kolaylıklar getirse de bu iletişim tarzına alışmak, akraba, eş, dost ilişkilerini zayıflatmaktadır. Geleneksel olan değerlerden kopmadan, teknolojiyi de bilinçli, tutarlı ve ölçülü kullanmak, olası bütün sorunların önüne geçecektir.