Günümüzün büyük bir bölümünü cebimizde taşıdığımız telefonlar, evlerimizin en güzel köşelerine konumlandırdığımız LCD ekranlar ve her geçen gün hayatımızın merkezinde daha fazla yer tutan yapay zekâ sistemleri ile geçirdiğimiz bir çağda yaşıyoruz. Bu çağ bize mesafeleri kısalttığını, bilgiyi çoğalttığını ve iletişimi hızlandırdığını söylüyor. Böylelikle bizlere “Dünyaya Açılma” hediyesini sunduğunu iddia ediyor. Ne var ki bu iddianın, insanın anlam dünyasında nasıl bir dönüşüm meydana getirdiği yeterince tartışılmıyor. Görünüşte çok tatlı görünen bu cazip yakınlaşmanın ardında yer alan temel kopuş ise çoğu zaman göz ardı ediliyor.
Hakikatten, köklerimizden ve bizi biz yapan değerlerimizden giderek uzaklaşıyoruz. Gözlerimizi ayırmadığımız ekranların ışığı güçlendikçe, ruhumuzun ve zihnimizin menzili daralıp tükeniyor. Bir dokunuş ile binlerce kilometre ötedeki olaylara ulaşabilirken kendi iç alemimiz ile olan bağımıza uzak düşüyoruz. Bu bağı güçlendirmekte ve muhafaza etmekte aynı başarıyı gösteremiyoruz. Üstelik bu durum sadece bize yansımakla kalmayıp ailemizle, çevremizle ve sevdiklerimizle olan etkileşimimizi de zedeliyor. Dijital ağların içerisinde ördüğümüz hayatımız artık duygu ve mekanlar ile değil, algoritmalar ve dijital tüccarların tercihleriyle şekilleniyor.
Bugün bu durum çoğu zaman sadece “teknolojik bağımlılık” kavramı ile açıklanmaya çalışılmaktadır. Oysa mesele bundan çok daha derindir. Karşı karşıya olduğumuz gerçeklik, zihnimizin ve zamanımızın kuşatılması ile insanın bir özne olmaktan çıkarılıp tüketim düzeni içerisinde dolaşıma sokulan bir ticari nesneye dönüştürülmesidir.
Bugün Anadolu’da yaşayan bir genç, fiziksel olarak kendi toprağında bulunsa bile zihinsel olarak başka bir dünyanın sakini hâline gelebilmektedir. Dijital platformların sunduğu içerikler, öneri sistemleri ve dijital kimlik yönlendirmeleri, onu Anadolu’nun bağrından koparıp New York’un parıltılı caddelerinde dolaştıran yeni bir zihinsel coğrafya inşa edebilmektedir. Kendi kültürüne yabancılaşan, kendi insanının derdine uzaklaşan ama küresel tüketim kalıplarına hayran bir bilinç oluşmaktadır. Bahsettiğimiz bu tablo modern çağın en büyük ve en zahmetli ayrılığı olan Dijital gurbettir. Bu gurbet valiz veya pasaportla gerçekleşen bir olay değildir. Paylaşmayı (isteyerek veya zorla) kabul ettiğimiz veriler, içerisinde tutsak kaldığımız sosyal platformlar ve bizden bağımsız şekillenen algoritmalar ile gerçekleşmektedir. İnsan bedeni evde olsa bile fikren sürgün edilmiştir. Toprağın yerli ancak zihnin ithal olduğu, mekanın çok yakınımızda ama tahayyülün silikon vadisinde olduğu ne bireye ne de topluma katkıda bulunmayan bir parçalanmışlık söz konusu.
Tam da bu noktada bir muhakeme kudretine ihtiyacımız var. Merhum Erbakan hocamızın “Yeni Bir Dünya” ideali yalnızca siyasi ve iktisadi bir hedef değildi. O Gazze’de, Yemen’de, Sri Lanka’daki zulmü durdurmak isteyen bir bireyin fikri anlamda da özgür olması gerektiğini savunuyordu. Bu da bizler için zihinsel bir bağımsızlık çağrısıydı. Bizim üzerimize düşen bu çağrıyı dijital dünyada yeniden okumak ve okutmaktır. Siyonizm merkezli platformları, planlanmış algoritmaların ve israf odaklı dijital tüketim kültürünün etkisinde kalmak yerinde kendi milli ve manevi değerlerimizle uyumlu bir dijital tasavvur geliştirmek zorundayız. Böyle bir mekanizmayı kendimizden sonraki kuşaklara bırakmak mecburiyetindeyiz.
Müslüman için teknoloji bir düşman değildir. Sadece onu ahlaki çerçeveye yerleştirebilmek gerekir. Planlanmış bir epistemik krizin var olduğu bir senaryoda sahip olunan cihazın gelişmişliğinin bir önemi yoktur. Metinden ekranı kırmak gerektiği anlaşılmamalıdır. Hızın kutsanması yerine hikmet öncelenmeli ve anlam korunmalıdır. Ve belki de en mühim olan şu soru sorulmalıdır: Teknoloji mi bizi yönetiyor, yoksa biz mi teknolojiyi?
Dijital gurbetten kurtulmak, geçmişe sığınmak değildir. Bu noktada Ahlak ve Maneviyatı önceleyen bilinçli bir dönüş inşa etmek gerekir. Kendi kavramlarımızı üretmek, kendi dijital hafızamızı kurmak ve kendi kültürümüzle uyumlu bir teknoloji dili geliştirmek zorundayız. Unutulmamalıdır ki özgür bir fikre sahip olmayanın dünyayı özgürleştirmesi mümkün değildir.