Önceki yazılarımızda kısaca izah etmiştik. İslam‘da kadını, hakları ve vazifeleriyle geniş olarak incelemeden önce kadının diğer milletler ve diğer medeniyetlerdeki durumlarına kısaca işaret etmemiz gerekecektir. İslam‘ın hanımlara verdiği değer ve ehemmiyetin daha iyi anlaşılması için bu gereklidir.
İslam‘a dil uzatan kendi medeniyetine baksın
İslam‘da kadının ötelendiğini ve ezildiğini iddia edenler, büyük oranda ya kasıtlı hareket etmişler ya da cehaletlerinin kurbanı olmuşlardır. Bugüne kadar İslam‘ın kadına yaklaşımı ile ilgili yanlış değerlendirmelerde bulunula gelinmiştir. İlmi gerçekler ve doğru uygulamalar unutturulmuştur.
Kendi dinlerine ve medeniyetlerine bakmadıkları bilinen bir gerçek olmasına rağmen İslam dininin, hanımlara önem vermediğini, ellerindeki imkânlarla büyük kitlelere ulaşıp onları aldatmaktadırlar. Hâlbuki kendileri kadınların hakları konusunda nasıl bir tutum izledikleri bilinmektedir. İslam‘a haksızlık isnat edenlerin, kendi tarihlerine ve bugünlerine baktığımızda mesele daha da açığa çıkacaktır. Bu vesileyle, İslam ve kadın hakları ilişkisine kasıtlı değil ilmi sahada yaklaşanlara hakikat kendini gösterecektir.
Şu gerçeğe de işaret etmek de fayda vardır. İlmi ortak faydalar, insaflı anlayış ve görüşler yaşadığımız dünyada hâkim unsur olursa, insanın yaratılış değeri bir kat daha önem kazanacaktır.
Eski Yunan ve Roma‘da kadın
Bu başlığı aslında, Hıristiyanlıkta kadın olarak da okumak mümkündür. Eski Yunan ve Roma‘da evlenmek, kadından istifade etmek, çocuk dünyaya getirmekten (bilhassa erkek çocuk) ibaretti. Ayrıca, kadının en önemli yaşam vazifesi, erkeği rahatlatmak şeklinde anlaşılıyordu. Kadınlar, evde eşyayı korur ve malzemenin değerlenmesine gözcülük ederlerdi. Kadınlar için evi korumak mecbur tutulur, yanlış yapıldığında ise kendilerinden hesap sorulurdu.
Eski Isparta‘da kadın cinsi, isteriklikte çok ileri olduğu için eşinden başka erkeklerin de serbest istifadesine açık tutuluyordu. Hatta kadın, eşinden başka erkeklerle birlikte olması ve onlara bedeni hizmet etmesi için zorlanmaktaydı. [İlahiyat Dergisi, 1961, sayfa 70]
Burada bir başka uygulamaya da işaret etmek gerekir. Bozulmuş Hıristiyanlıkta, kadını, erkeğe karşı rağbet edilecek bir duruma getirmek kız babaları için hem bir gelenek hem de bir vazife idi. Babası tarafından rağbet edilecek bir duruma sokulmayan, şartların hazırlanmadığı bir kıza rağbet edilmezdi. Bu uygulamanın adı, ‘dot‘ diye isimlendirilmiştir. Yahudilerde ise draha ismi ile (çeyiz gibi) anılırdı zorunlu idi.
İsrail‘de kadın
Şimdi de bozulmuş Yahudilikte kadının yerine bakalım. İsrail hukukunda, erkek mutlak hâkimdi. Baba kızlarını satabilir, kızları hakkında istediği tasarrufta bulunma hakkına sahip idi. İsrail‘de kadınlar, babalarının evlerinde bile hizmetçi kabul edilirlerdi.
Bugün bile Yahudi (İsrail) kadını, en çok çalışan ve mecbur olan bir durumdadır. Miras hukukunda ise, ancak erkek kardeşi yoksa mirasa sahip olabilmektedir. Erkek kardeşleri olan bir Yahudi kadın, mirasa sahip olamamaktadır.
İsrail‘de bugün de buna benzer uygulamalar devam etmektedir.
İngiltere‘de kadın
M.S. 6-10. asırlar arasında hukuk ve tarih kitaplarının tespiti ve örfletin uygulamalarına göre, İngiltere‘de erkekler, eşlerini menfaat temini maksadıyla satabilir ve pazarlayabilirlerdi. Bu uygulamada herhangi bir engelle karşılaşmazlardı. Kadınlar, ticaret malı gibi uygulamalara tabi idi.
Hıristiyan inancı ve uygulamasına göre, ilk günahı işleyen ve işlenmesine sebep olanı bir kadın olduğundan, kadınlar necis olmaları iddialarıyla İncil‘e bile el süremezlerdi. Hatta bu uygulama ve inanç, İngiltere‘de 1545 tarihine kadar sürmüştür.
Kadınlara karşı olumsuz tutumlarının sebebinde, Hz. Havva yüzünden cennetten atılmalarını göstermektedirler. 15. yüzyıla kadar kadına böyle davranan milletler, kendi uygulamalarına bakmadan İslam‘ın kadınları ezdiği yalanını utanmadan sarf edebilmektedirler.
1545 tarihinde çıkarılan bir kanunla, kadınların İncil‘e dokunması ve İncil‘i okumalarına izin verilmiştir. Ne ilginçtir ki, hem kadından arzu nesnesi olarak istifade peşinde koşmuşlar hem de kadınları böylesi muamelelere maruz bırakmışlardır. [M. Raif Doğan, İslam Hukuku, sayfa 70]
İslam ise annelik kutsiyetini gündeme taşıyarak, hanımların değerli oluşlarına ve azizliklerine işaret etmiştir. Hz. Muhammed (sav) "Cennet annelerin ayakları altındadır" buyurmuştur.
Bir sonraki yazımızda, İslam‘da kadını bütün yönleriyle açıklamaya başlayacağız.




