Dicle, Surlar, Hevsel Bahçeleri...

Abone Ol

Diyarbakır demek, Dicle demek.

Eğil’deki peygamber kabirleri ile en ayrıcalıklı şehrimiz.

Sahabe sultanlığını da ilan etmiş.

Hz. Ömer tarafından 639’da fethedilir, Diyarbakır.

1382 yıl olmuş fethedileli.

Diyarbakır Kalesi, türkülere de sirayet etmiş Dağ Kapı, Urfa Kapı, Mardin Kapı ve Yeni Kapı olmak üzere dört ana kapısı olan efsane kale.

Çin Seddi’nden sonra dünyanın en uzun surları Diyarbakır’da.

Surlar, saraylar, evler; siyah bazalt taşının bir mücevher gibi dizilişi ile ayrı bir görkemde.

İcat edilen kardeş kavgası ile kadim kültürü unutturulmuş, yıllarca terör korkusu ile sınır şehirler bile kaçındı, gelip tanış biliş olmaya.

Kültürüne, tarihine, mimarisine, musikisine, folkloruna yaraları da aldı, büyük bir acı olan bütün insani kayıplarının yanına.

Suriçi, Diyarbakır’ın asıl yerleşim yeri.

19. yüzyıla kadar şehir surları dışına hiç taşmamış. Sur burada insanların yürüyüş yolu olmuş, İstanbul’da Anadolu Hisarı’nda yapamayacağımız gezintiyi, burada yaptık.

Dicle’yi, Hevsel Bahçeleri’ni görmek isteyen surlara çıkmakta.

Suriçi’nde tarihi taş konaklar, müzeler, kiliseler bulunmakta. Avlulu, eyvanlı, revaklı, selsebilli evler, bir rüyayı hâlâ yaşatmaktaydı gezenlere.

Diyarbakır’ın yönetim merkezi olan İçkale, İstanbul’da Topkapı Sarayı neyse o idi. Arkeoloji Müzesi, Saint George Kilisesi, tarihi binalarla muhteşemdi. 33 medeniyete ev sahipliği yapsa da baskın olan Artuklu renkleri; sarayı, misafirhanesi, hamamı…

Ulu Cami, Anadolu’nun en eski camisi; Suriye Şam Emeviye Camii’nin taç kapısındaki alınlığı ile benzerliği, minaresinin kare planı, coğrafya kardeşliğini anımsatmakta.

Hasan Paşa Hanı, Osmanlı eseri, iki katlı, avlulu. Ortasında sütunlu ve üstü kubbeli bir şadırvanı bulunmakta, Diyarbakır’da İstanbul havası solumak isteyenlerin kahve içtikleri handa restoranlar, dükkânlar, büyük bir kitapçı bulunmakta.

Şeyh Mutahhar Camii’nin dört sütun üzerine inşa edilmiş şirin minaresi, Anadolu’daki dört ayaklı tek minare numunesi.

On Gözlü Köprü, Dicle’nin iki sahilini birbirine bağlıyor. 1065 yılında yapılan köprü, yine bazalt taştan 10 gözlü olarak inşa edilmiş, işte buradan ayrılmak imkânsız, Dicle’nin minik şelalelerinin söylediği türküyü dinlemeye doyamıyorsunuz.

Hevsel Bahçeleri, ne kadar seyretseniz usanamayacağınız pastoral manzara insanı büyülemekte. Dicle’nin zengin alüvyonlarından her yan yemyeşil bağlık bahçelik, 10 bin dönümlük arazide 200 kuş türü yaşamakta.

Ahmet Güneştekin’in “Hafıza Odası” isimli sergisine ait renkli tabutlar üzerindeki numaralara hüzünle baktık surlardan inerken.

Nelere mal oldu kardeş kavgası.

Kayıplarımız, canlarımızın yitirilmesi, kadim kültürümüzden uzaklık.

Bu yaşanan acılar son olsun, barışın ve kardeşliğin türküleri söylensin kıyamete değin diyoruz.

Bu geziyi bize yaptıran Dicle ve Artuklu, Bingöl üniversiteleri akademisyenlerine çok teşekkür ederim.

Harika bir “Hadis Meseleleri ve Babanzâde Sempozyumu” ile takdirlerimizi topladılar.

Öylesine maneviyat yüksekti ki bu terbiyeli, nazik ekibin hazırladığı sunumlarda sanki Babanzâde de salonda idi.

1934’te vefatında dostlarının, öğrencilerinin, üniversitede birlikte hocalık yaptığı arkadaşlarının bile belki de korkudan katılamadığı cenaze töreninde; ondan esirgenen itibar, muhabbet, hürmet, sevgi adeta günümüz akademisyenlerince aradan geçen 87 yıl sonra saygı ile iade edilmişti.

Sağ olun, var olun kardeşlerim.