Kavramların ortaya çıkış şart ve ortamını dikkate almayan
bir düşünce, bizzat o kavramları mahiyetine uygun bir şekilde kavramakta
yanılgıya düşebilir. Bilimsel ifadeyle dile getirmek gerekirse, olguyu göz ardı
ederek bir kavramın mahiyetini, karşıladığı değeri doğru tespit etmek pek
mümkün olmaz. Kuşkusuz, aynı kavramı, oluştuğu şart ve ortam çerçevesiyle
kayıtlı tutarak, bir takım açıklamalar, yorumlar, değerlendirmeler yapılabilir,
hatta belli bir takım yargılar da kurulabilir. Oysa kavramın dayandığı olgu
aynı olgu olmaktan çıkmış olabilir, değişikliğe uğramış bulunabilir, olgunun
anlatılmasındaki kavram yeni anlamlar kazanmış da olabilir vb. İşte böyle bir
düşünme sürecinde zihin yine çalışmakta, işlemekte belli bir ürün de ortaya
koymakta bulunabilir. Fakat düşünmenin temel değişkenleri farklılaşmıştır veya
anlamları genişlemiş ya da daralmıştır, hatta uyumu sağlayan değişkenlerin
konumları ya da işlevleri değişime uğramıştır. Onun için her çeşit bilgi, aynı
zamanda bilim, değişkenleri aynı kalsa bile, uyguladığı yöntem gereği farklı
sonuçlara ulaşabilmektedir. Sözgelimi, on sekiz ve on dokuzuncu yüzyılda,
özellikle doğa bilimlerinin teknolojiyi ve sanayileşmeyi hızlı ve baş döndürücü
tarzda belemesi nedeniyle, olgu ve yöntem değişkenleri doğada olduğu gibi
sosyal olanda da uygulanmak istendiğinde, umulanın aksine beklenmedik
sorunların doğmasına kaynaklık etmiştir. Sonuçta sosyal olgunun ne olduğu ve
farklılığının doğru bir şekilde tespit edilmesi gereği ortaya çıkmıştır. Bilim
bakımından bu çerçevede tartışmalar sosyoloji, biyoloji ve psikoloji alanlarında
yoğun bir tarzda kendini göstermiştir. Nitekim bu disiplinlerin bilimsel kimlik
kazanmaları da bu tartışmalar çerçevesinde biçimlenebilmiştir.
Örneklendirme çerçevesinde devlet , iktidar , güç ile
birey olguları ve bunlardan kaynaklanan ilişkiler temelinde bir muhakeme
geliştirmesi yapılabilir. Tarih, siyaset, iktisat ve hukuk felsefesi ve
bilimleri açısından, söz konusu olguları tahlil etmeye girişildiğinde, elde
edilen veriler, en azından dönemler itibariyle farklılık göstereceklerdir. Öyle
ki, bugün ya da Modernizm diye nitelenen dönemdeki anlayışların, önceki
dönemlere göre, farklılığın ötesinde, belli olgular temelinde çatışkılı bir
anlayışı temsil ettiği bile söylenebilir. Mesela, Yunan ilkçağında Platon un
Politea kavramı, öncelikle Polis ten hareketle toplum u öncelediği görülür.
Bunun devlet olarak tanımladığımız olgu, en fazla toplumun siyasi
teşkilatlanması anlamını verebilir. Ancak Politea aynı zamanda toplumu, daha
doğrusu topluluğu (community) da ifade eder. Topum ve topluluk, on dokuzuncu
yüzyılda Alman sosyolog ve siyaset bilimci Tönnies tarafından Gesellschaft ve
Gemeinschaft kavramları bağlamında tartışmaya açılır. Ancak Platon da
topluluk esas olduğu için, Sofist Protagoras ın, dönem itibariyle önemli
sayılacak adımına rağmen, birey yine de soyut insan olgusu içinde
varsayılır gibidir.
Bu bağlamda
devlet olgusundan rahatlıkla söz etmek yanıltıcı sonuçlara ve yargılara
götürür bizi. Rönesans döneminde, Humanizma anlayışının yansıması olarak
Machiavelli iktidar ve güç değişkenine dayanarak, devlet olgusuna işaret
eder gözükse bile, devletin kavramlaştırılması için Hobbes u beklemek
gerekmektedir. Böylece iktidarı ve gücü , varlığında içkin hale getirmiş bir
varlık olarak ortaya çıkar ve bunu Leviathan olarak nitelendirir. Kavram
Tevrat tan alınmış olsa da, varlığı dini bir kaynağa dayandırılamayacak olan
bir efsanevi dev dir. Yani toplumu, dolayısıyla bireyi, kendi varlığı içinde
temessül etmiş, ama bunlardan bütünüyle farklı öze sahip bir varlıktır.
Bu ve benzer, yer yer birbiriyle çatışkılı görüşler
temelinde, devlet düşüncenin bir olgusu olma niteliği kazanır. Bu nitelikler
aynı zamanda onun varlığını tezahür ettirmesine imkân sağlayan belli başlı
özelliklerden oluşmuş sayılacaktır. Genel olarak, Anayasa Hukuku, pozitif hukuk
kurallarını içeren metinlerle sınırlandırılmış gözükse de, devlet olgusunun
eğitim, sağlık, güvenlik ve adalet gibi dört temel işlevi yerine getirmekle
yükümlü bir kurum olduğu konusunda ortak paydayı işaret etmektedir. Peki birey
olgusu, aynı zamanda varlığı bunun neresindedir
Ayrı bir yazı konusu olacak önemdedir bu.