Karşı karşıya bulunduğumuz durum, çok kritik bir noktaya gelmiştir. Olay bir PKK saldırısı boyutlarını aşmış, vatan ve milletimizin bölünmez bütünlüğünü tehdid eden bir vehamet kazanmıştır.
Şartlar bir bakıma, 1974 senesinde yaptığımız, Kıbrıs çıkarmasından önceki şartlara benziyor. 1974 te, Kuzey Kıbrıs taki kadreşlerimizin, Rum ve Yunan katliamından kurtarılması ve Ada nın Yunanistan tarafından ilhak edilmesinin önlenmesi söz konusu idi.
Ama bugün ülkemizin bölünmez bütünlüğünün korunması gibi, daha önemli bir tehlike kapımızı çalmış bulunuyor.
Birinci Kıbrıs çıkarmasından önce de, ABD ye endeksli dış politika yürüten iktidarlar mevcuttu. Meselâ, İsmetİnönü başbakan iken, Kıbrıs ta katliam başgösterince, Donanmamız, Kıbrıs a çıkarma yapmak için "iki defa ada önlerine kadar gönderilmiş ve fakat, ABD nin, menfi tavırları gözönünde tutularak geri çevrilmişti.
Arkasından Sayın Demirel tek başına iktidara gelmiş, Ada da yine kanlı olaylar başlamış, bu sefer de tek başına iktidara getirilmiş olan Demirel hükümeti Jhonson un sert mektubu üzerine gerisin geri İskenderun a çağrılmıştı.
MSP-CHP koalisyonu, iş başına geldikten sonra, Ada da Nikos Samson darbesi yapılmış, Ada ya askerimizin müdahalesi kaçınılmaz hale gelmişti. Çıkarma öncesi muhalefetin, tamamen olaydan habersiz tutulmaması için, Ecevit, muhalefet grublarının başkanlarını çağırarak, muhtemel bir harekat karşısında bir nabız yoklaması yapmış, fikirlerini sormuştu. Sayın Demirel bu soruya:
"-Bu bir maceradır, biz buna karşıyız" cevabını vermiş, Senato daki Kontenjan Grubu Başkanı Sayın Nihat Erim ise:
-Biz İnönü ekolünde yetişmiş olan bir politikacıyız. İnönü bize ABD den muvafakat almadan çıkarma yapmayınız" dedi, diyerek harekata karşı çıkmıştı. Bütün bu olayları anlatmamın sebebi:
Bakalım, bu sınır ötesi hareket esnasında AKPhükümeti, Demirel-İnönü ekolüne göre mi hareket edecek, yoksa millî menfaatlerimizin çizgisi istikametinde mi yürüyecek .. Bu noktaya dikkatinizi çekmektir.
Bizce, iki gün önce Condoleezza Rice-Ali Babacan görüşmesinden sonra, Sayın Babacan ın:
-Artık sözün bittiği, aksiyonun başladığı noktaya gelmiş bulunuyoruz" şeklindeki tesbiti isabetlidir. Sayın Babacan ın 5 Kasım da Oval Ofis te Bush a karşı vereceği cevab bu konuya son noktayı koyacaktır.
Evvelâ kabul etmemiz gerekir ki, mevcut durum, başkanın nitelendirdiği gibi, "basit bir sınır ötesi operasyon değildir." Oluşturulan tehdid, devletimizin bekasını, ülkemizin ve milletimizin bölünmez bütünlüğüne yönelen bir vehamet arz etmektedir.
Bilindiği gibi ABD, iyi niyetimizi uzun süredir suiistimal ederek İncirlik üssümüzü, zehirli bir enjektör gibi kullanmış, İsrail in de desteğiyle Güneydoğu hududumuzda, Barzani, Talabani aşiretlerine bizi bölmeye yönelik korsan bir devlet kurdurmuştur.
Bu konuda birinci sorumlu ABD, ikinci sorumlu Barzani ve Talabani, üçüncü sorumlu ise PKKörgütüdür.
Oluşturulan bu çıbanbaşı, başta ülkemiz olmak üzere, bütün komşularımızı ve bütün bölgemizi rahatsız etmektedir.
Aziz milletimiz, kendisine has sezgisi ve sağduyusu sebebiyle, partiler üstü bir birlik ve beraberlik halinde olayları izliyor.
Böyle bir devlet ve millet kaynaşmasını, birinci ve ikinci Kıbrıs çıkarması dönemlerinde de yaşamıştık. Birlik ve beraberlik şuuru, vatan çapında büyük bir bayrak gibi ruhlarımızda dalgalanmaya ve şahlanmaya başlamıştı.
Bu sebepten, AKP hükümeti 5 Kasım da yukarıda işaret ettiğimiz gibi, Demirel-İnönü ekolü modelinde (ABD artı-Kuzey Irak hükümeti-artı-Barzani-Talabani artı Türkiye formülü ile milletimizin karşısına çıkmak gibi bir çözümle karşımıza çıkarsa, AKPbütün itibarını kaybeder, milletimiz kesinlikle böyle bir çözümü kabul etmez.
Sayın Ali Babacan ın dediği gibi, artık bıçak kemiğe dayanmıştır. Dönem aksiyon dönemidir. Çünkü:
"Devletimizin ve milletimizin bekâsını korumak ve kollamak işi asla YABANCILARA HAVALE EDİLEMEZ."