Devleti kutsayan anlayışı terk etmek

Abone Ol

Ülkemizde genellikle devleti kutsayan, devleti korumak

adına insan haklarını bir kenara iten anlayış hâkim oldu. Sistemin adı

Cumhuriyet ve demokrasi olmakla birlikte demokrasi hep birtakım çevrelerin

kontrolünde ve onların çıkarlarına hizmet eder konumda tutulmuştur. Denilebilir

ki insan devlet için feda edilebilir anlayışı yürürlükte olmuştur. Bunun

içindir ki, halkın seçtikleri darbeler yoluyla iş başından uzaklaştırılmış,

böylece Cumhuriyet i ve demokrasiyi koruduklarını ileri sürmüşlerdir. Yakın

zamana kadar da kimse demokrasi ile darbe nasıl bir arada olabilir, demokrasiyi

korumak için halkın seçtiklerinin iş başından uzaklaştırılarak eli silahlıların

yönetime el koyması nasıl düşünülebilir diye soran olmadı, soranların da sesi

fazla duyulmamıştır. Kısacası devleti kutsayan, devlet için fertlerin hak ve

özgürlüklerinin feda edilebileceğine inanan anlayış devlete hâkim olduğu için

ülkemizde uzun yıllar sıkıyönetim uygulamaları olmuş, sivil insanlar darbeciler

tarafından oluşturulan askeri sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanmış, mahkûm

edilmiştir. Hatta önce mahkûm edip hapse atılmışlar delil sonradan gelmiştir.

Hatta çoğu zaman delile bile gerek duyulmamıştır. Söz gelimi çıkartılan bir

dergi ve bu dergide yer alan yazı dolayısıyla dergiyi çıkartanlar ve bu dergide

yazı yazanlardan yıllar geçmesine rağmen geriye dönük tutuklanıp yargılanmış ve

mahkûm edilmiştir. Yargılamada ve mahkûmiyette tamamen yoruma dayanılmış,

Allah dedin. Laikliğe aykırı davrandın denilmiş ve insanlar hapse atılmıştır.

Bu bozuk düzene karşı uzun yıllar mücadele edilmiş bunun

sonucu bazı düzenlemeler gündeme gelmiş ama sistem tam olarak bir türlü devlet

odaklı olmaktan kurtarılarak insan odaklı hale getirilememiştir. Öyle olmasaydı

Sıkıyönetim Mahkemeleri nin yerini Devlet Güvenlik Mahkemeleri, onların yerini

de Özel Yetkili Mahkemeler alır mıydı Ve yine bir yanda sivil mahkemeler

varken öbür yanda askeri mahkemeler ve askeri yüksek yargı, normal yargıya

paralel konumunu sürdürebilir miydi

Hemen belirteyim ki, sıkıyönetim ilan edenlerin de,

askeri mahkemeler oluşturup sivilleri buralarda yargılayanların da kendilerine

göre gerekçeleri vardı. Tıpkı, Özel Yetkili Mahkemeler in gerekçesi yaşanan

terör olayları olduğu gibi. Yani, her iktidar attığı her adıma bir gerekçe

bulabilir. Önemli olan gerekçeden çok hâkim düzenin insanı mı yoksa devleti mi

esas aldığıdır. Eğer devlet odaklı bir siyaset esas alınacak olursa huzur ve

güvenliğin sağlanması için devleti merkez alan sistem savunulabilir. Konuya böyle

yaklaşınca devletin o toplumu oluşturan fertler tarafından huzur ve güvenliğin

sağlanması için oluşturulduğu, yani insanın devlet için değil devletin insan

için var olduğu gerçeği unutulur.

Bu noktada yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıktı

tartışmasına girecek değilim. Demek istediğim devlet insanların huzur ve

güvenliğini sağlamak için vardır. Ama bu demek değildir ki, birtakım kimseler

kişisel anlayışlarını topluma hâkim kılmak için devlete karşı savaş açma

hakkına sahiptirler. Bu bakımdan devlet insan içindir ama devletin de insan

temel hak ve özgürlüklerini ortadan kaldırmadan koruması gerekir. Bu noktada

dengenin sağlanması gerekiyor. Geçici olarak varlığını koruyan Özel Yetkili

Mahkemeler in kaldırılması çalışmalarına da bu açıdan bakmak gerekir. Terörle

mücadelede caydırıcı olması düşünülerek kurulmuş olan bu mahkemelerin

kaldırılması devleti kesinlikle korunmasız bırakmaz. Çünkü Ağır Ceza

Mahkemeleri hem fertler arasındaki hem de devlete karşı işlenen suçlarda

görevini yapabilir. Yapmalıdır. Eğer özel yetkili ya da devlet güvenlik gibi

adlar altında sivil yargıya paralel yapılar oluşturulursa bir gün bu yapılar

birtakım gruplar tarafından kendi çıkarlarına kullanılabilir.