Ortadoğu’nun bolca kanla gözyaşıyla ıslanmış toprakları bir gün olsun rahat yüzü görmüyor, kısa ve orta vadede de görmeyecek gibi görünüyor. Elbette ki en doğrusunu Allah bilir, ancak yaşanan son gelişmeler kötü olan vaziyetin daha da kötüleştiğini gösteriyor maalesef.
11 Eylül’ün ardından adeta bir “Haçlı seferi gayretiyle” İslam aleminin üzerine musallat olan emperyalizm, hamisi ABD ve şürekası, Ortadoğu coğrafyasına 70 sene önce saplanmış hançeri, yani İsrail’i koruyup kollamak adına Büyük Ortadoğu Projesine girişti. Afganistan ve ardından Irak işgalleriyle girişilen bu baş belası proje, her geçen gün yeni bir İslam ülkesinin karıştırılması, istikrarsızlaştırılması ve işgaliyle ilerledi. Libya işgali, Arap Baharı, bu arada birçok İslam ülkesindeki iç karışıklıklar ve sonunda Suriye’nin iç savaş marifetiyle “boşaltılması” yaşandı, yaşanıyor.
İşin vahim tarafı, olan bitenler ortada olmasına ve İslam aleminin üzerinde emperyalizmin tasallutu giderek derinleşmesine rağmen, İslam ülkelerinin idarecilerinin yaklaşmakta olan treni “tünelin ucundaki ışık” olarak görme gafletidir. Daha da ileri giden bir tavırla “celladına sevdalanma” tavrı da İslam aleminin boynundaki bir diğer utanç vesikasıdır.
Türkiye özelinde bakılırsa, hem ABD ve AB’yi miting meydanlarında, popülizmin dibine vurarak eleştirip, hatta suçlayıp, sonrasında da “ilişkimizi sürdürelim” tavrı söz konusudur. Bölgede akan kandan sorumluluğu aşikar olan ABD’yi, hala müttefik olarak görebilmek bu noktada bir çaresizlik değil midir? Veyahut kapısında beklemekten yorulduğumuz, her fırsatta “çifte standartlı” diye suçladığımız ve tam üyelik konusunda gönülsüz AB’ye karşı süren benzer yaklaşım da tutarsızlık olmuyor mu?
Ortadoğu’nun acı gerçeğine dönersek, 10-15 sene önceki Irak’taki “kırmızı çizgilerimizin” nasıl zamanla silindiğini bire bir yaşadık. Bu bir çaresizlik değil midir? Mevcut duruma alışmak, mevcut durumu kabullenmek zorunda kalmak, bir politika alternatifi geliştirememek ve en önemlisi de hala BOP’un ciddiyetini kavrayamamak her fırsatta işimizi daha da zorlaştırmaktadır.
Yanı başımızdaki komşularımızla bozulan ilişkilerimiz, Ortadoğu geneline yayılan düşmanlık iklimi kime yaramaktadır? Maalesef, Türkiye gibi bir devlet bu bölgede hala ABD’nin müttefikliğinin peşinde koşuyorsa durup düşünmemiz gerekiyor. Irak’ın, Suriye’nin kuzey sınırlarında hayata geçirilmeye uğraşılan “oluşumlar”, Türkiye’nin en rahatsız olması gereken bir duruma işaret ederken, gelinen noktada meseleleri baştan doğru okuyamamanın neticelerini yaşıyoruz.
ABD’nin, önceleri zımnen verdiği ve kamuoyuna hiçbir zaman açık etmediği desteği, bugün YPG denen terör örgütüne açıktan vermesi tam da “zamanlaması manidar” bir durumdur. Tam da devletin zirvesinin ABD’ye gitmesinden önce, bu desteğin açık edilmesi, aslında ABD’nin bölgedeki “müttefikini” seçtiğinin de göstergesidir. Bu şartlarda ABD’nin dostluğu peşinde koşmak niye?
Artık çeşitli ABD’li yetkililer açıktan “Türkiye ile çıkarlarımız bu noktada örtüşmüyor” diyebiliyor. Sanki önceden çıkarlarımız örtüşüyormuş gibi! Yanı başımızdaki oluşturulmaya çalışılan “devletçik”, Büyük İsrail’in yolunun yarılanmasıdır olsa olsa. Ve biz hala BOP’tan bahsetmek yerine, ABD’nin ağzından “müttefik” kelimesini duyma peşindeyiz.