Devlet ve terör

Abone Ol

Terör üzerine yazı yazmak, benim açımdan, hem netameli hem de cüret isteyen bir husustur. Netamelidir, konunun mahiyeti gereği her halûkârda insan hayatıyla doğrudan ilişkilidir. İleri sürülecek herhangi bir görüş daima olumsuz sonuçlara yolaçabilir. Yazının ve kalemin ağır sorumluluğunu yüreğinde duyarak taşıyan bir kimse uluorta fikir serdetme hakkını görmemek durumundadır.

Öte yandan cüret isteyen bir husustur terör. Açıklayıcı, yorumlayıcı ve değerlendirici hemen her bilgi terörün kendine özgü şartlarıyla kayıtlı ve sınırlı olmak durumundadır. Askerliğin, savaş tekniğinin, milis mücadelenin bilgisi nihayet nesnel (objektif) ve genel geçer bir bilgiye, dolayısıyla bilim olma özelliğine sahiptir. Terör ise daima özgül şartlara bağlı psikolojik bir durum, bu nedenle en fazla bir şeyin aracı ya da yan unsuru olarak belirlenebilir. Nitekim tanımındaki güçlük de bunu işâret etmektedir. Kaldı ki, terör konusunda bilgi bakımından kendimi donanımsız, en fazla tepki göstermeye yetecek bir bilgiye sahip olabildiğimi düşünüyorum. Zihin ve ruh olarak bilgi elde etme uğruna çaba göstermeden de uzak bir yerde durduğumun farkındayım.

Terör anlamı taşıyan bir hareketin belirlenme ölçütü olarak devlet olgusuna dayanmayı tercih ediyorum. Aslında son çözümlemenin de buna götürmesi gerektiğinin en sağlıklı yöntem olduğuna kani olmanın gereği ortadadır diye düşünüyorum.

İmdi bu söylenenler bağlamında terör, devletin temsil ettiği her türden değere karşı ortaya konulmuş bir eylem, tavır ve duruş olmak durumundadır. İnsanın hayatı, hak ve özgürlükleri, toplumun varlığı, birliği ve düzeni, ülkenin bütünlüğü devletin tüzel kişiliğinde iç çin değerlerdir ve terör, bir araç olarak kullanılmak suretiyle bütün bunlara karşı yürütülen eylemlerin toplamı olmak durumundadır. Bu karşı oluşun, önceden kestirilebilecek yolu yordamı, yöntemi ve bilgisi sözkonusu değildir. Yani ilkesi, kuralı, yasası, hukuku ve ahlâkı yoktur. Bu açıdan terörün, araç olarak kullanılmasının bile belirginleştirilmiş bir hedef ya da amacı tam tesbit edilemez. Bir terör eyleminin, hedef ya da amaç olarak gösterilen ana düşüncesi, gerçekte ona ait midir, değil midir, tam olarak bilinemez. Bu mahiyet ve niteliğinin doğal sonucu olarak terör ile mücadele etmekle yükümlü olanların olaanüstü yöntem uygulama zorunluluğu vardır. Öyle olması, en azından mantığın bir gereğidir.

Gerçekten insanlarımız, halkımız ve ülkemiz azımsanmayacak bir sürede terör eylemleriyle karşı karşıyadır. Askerlik görevini yapan hayatının baharında binlerce insanımızın yanında kendi halinde masum kadın, erkek, çocuk, bebek, kentli, köylü binlerce vatandaş da hayatını kaybetme durumunda kaldı. Ya merada hayvanlarını otlatırken, ya da düğün yerinde veya yolculuk esnasında terör eylemlerinin kurbanı oldular: Hepsine rahmet diliyoruz.

Özetle terör, mevhum hedef ve amaç iddiası bir tarafa, nihayet bir güvenlik meselesidir. güvenlik ise devletin birincil yükümlülüğüdür. Bu yükümlülük devlet dışında herhangi gücün, bir başka devletin, organın yapamıyacağı bir sorumluluktur. Güvenliği sağlayamayan bir devletin varlık bütünlüğü, herhangi bir gerekçeye, maruzata bağlanamaz. Aksi taktirde devletin varlığı, ne kadar iyiniyetli olsa da, tartışılır olmaktan kurtulamaz. Öyle sanıyorum ki devlet, kendi varlığına uygun davranma sorunuyla karşı karşıyadır.

Kaz dağları

Edremit Körfezi nden İzmir in Çeşme sine kadar uzanan Ege kıyı bölgesi, sadece temiz havasıyla bile özenle korunması elzem bir doğadır. Kaz Dağları bunun bir simgesidir. Ne var ki, başta altın olmak üzere bazı madenlerin işletilmesi uğruna bu eşsiz doğa tam anlamıyla katliamla karşı karşıyadır. Altın gibi hiçbir ekonomik değer üretmeyen bir maden için, zaten kendi doğası "altın" olan bir hazinenin yok edilmesi akla ziyan bir haldir. Akçay, Altınoluk, Küçükkuyu, Asos, Ayvalık, Bayramiç, Çan vb. tarihin, atalarımızın, ağaçların, kuşların, börtü-böceklerin, toprağın, suyun ve havanın ve denizin yüzü suyu hürmetine öyle kalsın. Doğanın "fıtratı"nı, birkaç kişinin para hırsı, gözü doymazlığı uğruna katletmek Allah tan reva mı Güney Afrika nın altın madenini işleten birkaç Avrupalı şirketin o ülkeye ve insanlara karşı işledikleri günah bile mi ibret olmayacak