Devlet Ve Oligarşi

Abone Ol

Devlet kavram ve olgusu çerçevesinde ileri sürülen

görüşlerin çeşitliliği yanında, birbirinden farklılığı, onun tanımlanamaz

mahiyette olduğundan ziyade çok boyutluluğunu gösterir. Görüşlerin çeşitli ve

farklı olması, bir veya birden fazla boyutlarının esas alınmasından

kaynaklanmaktadır denebilir. Ayrıca somut sayısız olay ve durumları kapsaması

için, temel alınan boyutların genel ve soyut ifade edilmesi zorunluluğu,

kaçınılmaz olarak birtakım sembolleştirmeleri gerektirmiş olmalıdır. Mesela

Platon ve Farabi gibi bazı İslam düşünürleri insan bedenini metafor olarak

alırlarken, Aristoteles, toplumun çekirdeği ve ilk kurum olarak aileyi örnek

olarak göz önünde tutar. Özellikle baba figürünü devlet başkanı ve

yöneticiler için sembol olarak kullanılır. Nitekim Ortaçağ Skolâstik

düşünürlerde olsun, İslam düşünürlerinin bazılarında, günümüzde bir takım

yazarlarda müstamel olarak algılandığı için baba figürüne başvurulmaktadır.

Hobbes, Tevrat tan aldığı Leviathan kavramını, devlet olgusunun somut anlatımının

sembolüne dönüştürür ki, maddi güç olarak adeta masalımsı bir devdir Devlet.

Hegel e göre ise, Mutlak Tin (Geist) olarak tanımladığı ide nin kendisinin

gerçekleşmesini sağlayan kavram dır, ama aynı zamanda ide dir, tıpkı hukuk

gibi. Onun için hukukun mahiyetini, ide sini hukuk felsefesi incelerken, hukuk

kavramı hukuk bilimiyle ilgilidir. Benzer şekilde devletin mahiyeti, idesi de

hukuk felsefesinin, genel anlamda felsefenin, kavramıysa hukuk, siyaset vb

bilimlerin konusudur.

Gerçekten devlet olgusunu konu edinen hukukun bazı

dalları, mesela Genel Kamu Hukuku, devleti kavramlar temelinde kavramak çabası

içindedir. Buna göre, devletin üç temel unsurundan söz edilebilir: Toprak ya da

ülke, insan ya da nüfus (bunlar maddi unsur olarak da nitelenir) ve hâkimiyet.

Bu da manevi unsurdur ve devlet ancak bu unsurun tekmil bulunması ve

gerçekleşmesiyle hukuk nezdinde kişi olarak tanınabilir. Fakat bu kişilik tüzel

(hükmi) dir. Bu unsurları da içerecek biçimde, devletin mahiyeti üzerinde

sınırsız tartışma yapılabilir. Aslında bu tür tartışmalar, bazen çığırından

çıksa bile gereklidir ve yararlıdır. Düşüncenin, bilimin, kültürün, uygarlığın

kuruluşunda, gelişmesinde, atalete kapılmadan kendini yenilemesinde belirleyici

işlev görebilir. Bu bağlamda, bugün için genel bir gözlem yapıldığında,

devletin olmazsa olmaz unsurları bakımından ciddi bir sorunun vaki olmakta

olduğu saptanabilecek nitelik arz eder gibidir. Toprak ve nüfus bakımından bir

takım değişkenler sıralanabilirse de hâkimiyet konusunda, geri dönüşü olmayan

bir yola girildiği algısı giderek güçlenmektedir sanki. Özellikle Ortadoğu

siyasi yönetimlerinde vazgeçilmez, ama tefessüh ettirici mahiyette olan kişisel

sadakat iktidarı tapımı, devletin tüzel kişiliğini belirleyen hâkimiyet

unsuruna musallat olmaya başlamış sayılabilir. Hatırlanmalıdır ki bu durum,

Muaviye den esinlenmeyle Yezit ten tevarüs alınan ve İslam ın yüce ruhunu

gölgeleyen meş um bir gelenek tir.

Bunun en yıkıcı, çürütücü, yozlaştırıcı ve kirletici

aracı, diktatörlüklerden sinsi niteliğiyle ayrılabilen oligarşiler, yani zümre

iktidarlarıdır. Çünkü bunlarda inanç da, erdem de, hakikat de, güzel de

menfaattir, çıkardır, yani nefsanîlik, bencillik, kibir, hırs, zalimlik,

hoyratlık, yani pespayelik, lümpenlik öz niteliklerdir ve bunların kaynağı

gibi, sınırı da belirsizdir. En yüce değer ve en yüce varlık nasıl menfaatin

kaynağı olarak görülüyorsa, en bayağı değersizlik ve en bayağı nesne de aynı

iştah, coşku, istek ve tutkuyla menfaatin ilgi alanında ve odağındadır.