Adı Meclis başkanlığı adayları arasında geçtiğinde, çok
kişinin sempati duymaya çalıştığı ve en eski Meclis müdavimlerinden olması
dolayısıyla insanların bilge tavır beklediği Deniz Baykal ı biraz konuşalım biz
de...
Deniz Baykal a yapılan bakanlık teklifini ve onun
cevabından önce, bir başka ihtimali getirelim aklımıza.
Deniz Baykal a bakanlık teklif edilmese ne olurdu
Ama, neden derdi insanlar CHP de ağır ağabey rolü
oynayacak başka kimse mi var Böyle düşünürler ve şaşırırlardı.
Fakat cevabıyla şaşırttı sayın Baykal: Bekleyin uzun bir
mektup yazacağım. Yeni bir roman çalışmasına başlıyorum der, gibi... Bu ne
reklam düşkünlüğü böyle...
Uzun ya da kısa, kasdedilen ölçülü olmak değildi.İşin
tadı kaçmıştı. Üstelik herkes Baykal ın yazacaklarını tahmin edebiliyordu.
Bildikleri eski Baykal olarak kalmayı tercih etmişti.
Sonra ne oldu
Sekreterlerine, danışmanlarına yazdırmadıysa dedi herkes,
üç sayfa yazmaya tahammül ettiğine göre, hatıralarını da yazabilir; Güneş Motel
gecelerinin renginin de anlatıldığı...
İnsanlar böyle düşünürlerken, gazeteler işlerine gelen
birer cümle bulup haber yaptılar o üç sayfalık mektuptan. Bu bir cümle yeterdi
kendisini anlatmaya, neden üç sayfayı doldurmak için uğraştı, sorusu da
akıllardaydı.
Tuğrul Türkeş, Bahçeli yi sınıfında bırakırken, Baykal ın
üç sayfalık yazılı imtihan cevabını da gereğinden fazla şişirilmişliğine
inandırmıştı herkesi...Sorunun cevabını bilmediğinde o hafta sinemalara gelen
filmi anlatan yüksek bürokrat çocuğu tavırları var ya... İşte öyle bir şey!
Meclis e ayıplı mal muamelesi yapılmaktadır, demiş sayın
Baykal mektubunun bir yerinde.
Böyle demek için önce ayıplı mal uzmanı olmak gerekmez
mi
O Meclis e ayıplı mal muamelesinin yapılabileceğine
inanması bir Meclis mensubunun, Meclis ine güvenmediğini ve kendini
savunamayacağını sanmasından kaynaklanmaz mı
İnsanların ileri yaşlarında ya da yaşları ilerlediğinde
kullandıkları kelimeler, yaşadıklarını tarif eden, tanımlayan, anlatan
kelimeler olur, gibi bir felsefi cümle kurma peşinde değiliz ama, keşke Baykal
da kendini kendi gözüyle değil de milletin gözüyle görseydi...
Bir Tuğrul Türkeş yetti, CHP nin de, MHP nin de
dayanaksız durduklarını anlamasına insanların. Sarsıldılar, sarsıldılar ve
birbirlerine yaklaştılar.
Gazeteler hep aynı başlıklarla: Nasıl satıldın, kaça
satıldın Tuğrul Türkeş birliklerini sağlayıvermiş.
Tuğrul Türkeş in bakanlık teklifini kabul ettiğini
açılaması ile MHP lilerin ve özellikle sayın Bahçeli nin attığı tweetlerin
zamanlarına bakarlarsa, insanların görecekleri şudur: Bahçeli ve partilileri
çoktan stoklamışlar diyeceklerini.
Maça gitmeyen ve fakat maç analizleri yazan
futbolşörlerimiz vardı. Üç zarf bırakırlardı yazı işlerine. Maçın neticesine
göre biri gönderilirdi dizgiye. Bir kere daha işte öyle bir şey diyoruz.
Tuğrul Türkeş kabul ederse şunları, şunları ben diyeyim,
şunları şunları da silah tutan elleri şimdi twiterli telefon tutanlar söylesin.
Sayın Baykal, içine kendini de dahil ettiği Ayıplı mal
tanımını, MHP lilerin resmi açıklaması, Ahlâksız teklif düşkünlüklerinden mi
ilhamlamıştır, sorusunun akıllara gelme yeri burasıdır.
MHP nin önce davranıp, bir Amerikan filminin adını
partilerinde güncelleştirmeleri, Tuğrul Türkeş in karakter gösterisinin altında
kalmayı savuşturacaklarını sanmaları demektir resmen ve alenen.
Neden bu kadar uç tanım kullandı ünlü MHP liler
Gençliklerinde çok seyrettikleri Amerikan filmlerinin hâlâ süren etkileridir,
demek yeterli olmasa gerek...
Türkiye Cumhuriyeti devletinin bakanlık koltuğuna
oturmaları için partilerinden insanların davet edilmelerine ahlâksız teklif
demek, o makamların makamlıklarını tartışmaya açmak değil midir
Hayallerinde hükümet olup o makamları doldurmak olmayan
bir partinin mensupları ancak böyle diyebilirler ama... İnsanlar şu sorunun
cevabını da merak ederler: Ecevit le hükümet olduğunuzda, oturduğunuz o
bakanlık koltukları size nasıl bir teklifle sunulmuştu Ve seçmenleriniz gelen
seçimlerde, ahlâklı olmayan teklifler olabileceğine inandığı için mi sizi
sandığa gömmüştü
MHP nin başında Devlet var imiş
Beni vuran: Yazılarımı okuyan
Bu yılın modası oldu: Gazetecilerin, rakiplerini
yazılarında, bana suikast yaptırtmak istiyor, vezninde okuyucularına ihbar
etmek.
Gazeteciler, kartelciler ve iktidarın en yakınında
duranlar, dolayısıyla uçaklarda yer bulanlar, resim çektirenler...
Bizim internet sitemizde de duyuruldu. Devşirme diye
ünlendirdiğimiz kartel kalemşorunun peşin peşin katilini yazması, bakın bana
neyi hatırlattı
12 Eylül e birkaç yıl var. Daha olgunlaşmadığı yıllar...
Ankara dan bir gazeteci geldi. Diyanet İşleri Başkanı na Şeriatçı mısınız
diye soran ve okuyucularını Bakın ne dedi bandıyla meraklandıran bir
gazeteci... (Dr. Lütfü Doğan ın vereceği cevap tahmin edilebilirdi. Gereksiz
bir röportaj olmalı bu. Gibi bir zihin jimnastiğini kendilerinden esirgeyenler,
hayranlık katsayılarını yükseltiyorlardı.) Haftalık bir dergide, tarihin
magazinleştirildiği bir dergide aktüalite yazıyordu.
Bir sayısının kapağı, günümüzün tv lerinin şok, şok, şok
diye duyurabileceği bir haberle dizayn edilmişti: Yazarımıza suikast!
Kurşunlar sıyırmış mı geçmiş Hangi hastaneye
kaldırılmış. Kana ihtiyaç var mı acaba Kimin işi bu suikast Bir yazarımızı da
koruyamayacak mıyız
Sorular, sorular... Cevabını merak eden hemen bir dergi
alır. Hepimiz öyle yapmıştık. Hatta birkaç gün sonra ancak dergilerine
kavuşacak aboneciler bile...
Açtık, bulduk ve okuduk, heyecanlandığımız suikast
haberini. Ortada ne silah vardı, ne de kurşun. Mahalle bakkalına gelen iki
kişi, hangi apartmanın hangi dairesinde oturduğunu sormuşlardı, Ankara dan
gelen ünlü yazarımızın.
Yazarımıza suikast ın bakkala adres sorma düzeyinde
kalmasına hepimiz çok şükür derken, niye böyle haber yapıldığını anlamaya
çalışıyorduk. Gerçi o günlerden kalan çok arkadaşımız bu anlamayı hâlâ
tamamlamış değiller.
Belki de bu durumu keşfettiklerinden günümüzün
kalemşorları, ikide bir bana suikast yapacaklar temalı yazılar düşüyorlar
köşelerine.
Öyle törenler, kolaylarına geliyor
-İsmet Paşa nın da benzerini arayalım mı
- Kılıçdaroğlu halefini bırakmadan mı gitti
Tekirdağ vilayetimizin görevlilerinin derinden üzüntü
yaşamaları mı gerekiyordu Kendilerini Atatürk üstünden haber
yaptırdıklarında..
Halbuki 87. yılına ermişler, Atatürk ün gelişini kutlama
rakamında. Belli bir olgunluğa, tecrübeye sahip olmaya hazır değil miydiler
yoksa.
Atatürk e benzeyen biri ile tören provoları yapmışlar.
Yanlış kelimeler çıkmış o birinin ağzından. Haberi yazanlar diyorlar ki:
Belediye yetkilileri ses çıkarmadılar. Bu ne saygı ah... Ya da bu ne lüzumsuz
işgüzarlık.
Tek meziyeti Atatürk e benzemek olan o birisini, CHP li
belediyeler habire Atatürk le ilgili etkinliklere çağırıyorlarmış. 2015 yılının
Ağustos ayında bu haberi mi, böyle haberleri mi yazmalıydı gazetelerimiz
Sonu yarışmaya mı varacak bu CHP li belediye
faaliyetlerinin, gibi bir çok ihtimali yazmak var ama...
12 Mart muhtırası verilmiş. CHP liler partilerinin ağır
toplarından Nihat Erim i başbakan atatmışlar. İlk defa bir ihtilal sonrasında
İnönü nün başbakan yapılmadığı günler... Amerika dan harika çocuk iktisatçılar
ve kültür bakanlarının ithalatının yapıldığı o hükümetin dünyaya duyurulmuş bir
icraatı vardı. Tekirdağ belediyesinin bugün canlı manken kullanmasına benzeyen
bir icraat...
19 Mayıs ta, Samsun da, limandaki bir gemiden Atatürk ü
temsilen bir büstün indirilmesi ve etrafındaki yönetici kadrosuyla tören
alanına götürülmesi.
Birkaç yıl sonra ancak itiraz edebildi insanlar.
İngiltere den Milliyet Gazetesi ne düşen bir ses, (böyle hatırlıyorum) dünyanın
gülünç olayları programında gösteriyorlar televizyonlarında kahkahalar
eşliğinde, bizim törenleri, diyordu.
Sonra vazgeçmişlerdi. Yahut biz öyle sanıyormuşuz
AYIRIMCILAR
Cumhuriyet Gazetesi nin adının da üstüne çıkardığı bir
haber vardı bugün.
Bakanlığı duydu, mezhebini unuttu.
Ayrıntıları bilmeye gerek var mı Mezhep vurgusu davullu
zurnalı yapılmıyor mu burda
Mezhebi, kişinin önüne böyle geçirilir!
Kitap şeklindeki nüfus cüzdanlarını da taşıdık biz. O
cüzdanların kaldırılma gerekçesini, şöyle yazmışlardı o günlerin gazeteleri, ki
içlerinde Cumhuriyet de mutlaka vardır.
Dini ve mezhebi haneleri vardı o nüfus cüzdanlarında.
İnsanların dini ve mezhebi üstünden değerlendirilmesi istenmiyordu.
O günün gerekçesi böyle. Bugünün Cumhuriyet inin yaptığı
ne
İcabında bir nasihat yeter
İstanbul dan bir yol manzarasıdır bu resim. Görüntü
insanlı da olsa, insansız da olsa feci değil mi
Bir sert rüzgar, bir sert fren, bir sallanmada savrulan,
yere düşen insanların arkadan gelecek araçlara yaşatacakları felaketi insan
düşünmek bile istemez.
Bu resme bakarak ve bu gerekçeleri yazarak, emniyet
müdürünün istifasını istiyor bazı gazeteciler. İstanbul a emniyet müdürü oldun
mu, her şey olmuş sayılırsın onlara göre. Artık kağıtların üstüne oturan
insanların akıl kapasitelerinden de o sorumlu, arkadan gelen araçların
sürücülerinden de...
Arkadan gelen araç sürücüleridir bu görüntü dolayısıyla
suçlanacak birileri varsa... Kamyoncu ve kamyonun üstündekiler bir suç
işlediklerine inanmadıklarını böyle gösterdikleri için onları konuşmak
gerekmez.
Arkadan gelen araçların biri, neden sinyal vererek ve o
kamyonun önüne geçerek durdurmuyor Akabinde de polis i aramıyor
Kamyoncu ve kamyondakiler ya birşey yaparlarsa Bu kadar
mı korkuyoruz birbirimizden Hem öyle bir durum varsa, çaresi, arkadan gelen
ikinci, üçüncü araçlarında durdurma eylemine katılarak destek vermesi değil mi
Akıllara gelen o felaket orada yaşanmış olsa, arkadan
gelen ve sollayıp geçen o araç sürücülerinin kaçı önleyebilirdim diyerek pişman
olacak ve kendini suçlu hissedecek Yok eğer çok rahat olacaklarsa sebebi, tek
suçlu emniyet müdürüdür diye yazmak olmaz mı
Bize ne oldu
Neden yaşadığımız bu şehre ve hemşehrilerimize yabancı
oluyoruz Avcılar daki o yıkılan geçit faciasını hatırlayın. Onu da biz yazmıştık.
Bir tv programında, geçidi yıkan aracın yanından
geçtikleri tespit edilen sürücülere neden müdahale etmedikleri sorulduğunda, ne
diyecekler İçlerinde pişmanlık duyanı var mı Yoksa hepsi nerde bu şehrin
emniyet müdürü mü diyor
Meraka değmez mi
DANIŞMANINDAN BELLİ OLUR
Kılıçdaroğlu savunuyor: Ancak bu önergenin medyaya
duyurulması sırasında, maalesef bir danışman hatası sonucunda sayın Sümeyye
Erdoğan ın ismi konuya dahil edilmiştir.
Kahramanlığını anlatan (bir fıkradaki gibi)
Kılıçdaroğlu na soruyoruz: Atatürk ün küçük Ülkü ile
yaşadığını gösteren resimlerini siz de görmüş olmalısınız.
Siz ve arkadaşlarınız, Atatürk ün o resmini, başkalarının
kız çocuklarına rahat vermeyin, onlar üzerinden politika yapın, icabında
danışmanlar uydurun hatalar yapsınlar, kız çocuklarına karşı hassas olmak ve
onları önemsemek zorunda değilsiniz, şeklinde mi anlıyor sunuz