Dünyanın her yerinde yerleşik manada bir devlet geleneği vardır. Bu anlamda Türk devlet geleneği belki de en eski geleneklerden biridir. Oğuz Kağan dan bu yana belli özelliklere sahip olan bu devlet geleneği, Roma İmparatorluğu gelenekleriyle hemen hemen aynı zamanlarda oluşmuştur. Yazılı ve sözlü değerlerle bütünleşmeye müsait olan bu gelenek, İslâmiyet in kabulü ile daha da zenginleşmiş ve dünya egemenliği yolunda çok büyük imkân ve uygulamalar ortaya koymuştur. Osmanlı Türk ve İslâm devletlerinin bütün geleneklerinden faydalanarak 15, 16 ve 17. yüzyıllar boyunca dünyanın tek süper gücü olmuştur.
Fransız İhtilâli ile yenilenen Roma devlet geleneklerinin değişmesi karşısında kendini yenileyemeyen Osmanlı devleti, batılı asker gücü önünde yenilişini hep başka sebeplere bağlayıp devlet geleneğini değiştirmeyi gerekli görmüştür. Bu aynı zamanda medeniyet krizi de doğurduğu için toplumun her kesimini etkiledi. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmamaktadır.
Meşrutiyet ten beri oluşan yeni devlet terbiyesi son günlerde yeniden değişim geçiriyor.
Müteselsil kefalet
Osmanlı dan Cumhuriyet e geçen devlet terbiyesinin en belirgin vasfı, devlet garantisini ifade eden ve Cumhurbaşkanı olarak sürekliliği vurgulayışı ile benimsenen bir anlayıştır. Burada kurumların varlığı ve devletin bütünlüğünü oluşturması her şeyin önündedir.
Bugün modern devletin üçayağını meydana getiren yasama, yürütme ve yargı erklerinin temsilcilerinin birbirlerinin yetki ve sorumluluk alanlarına girmeden, anayasa ve yasalar çerçevesinde görevlerini yapmaları hukuk devletine ait "müteselsil kefalet"in gereğidir.
Türk devletini ve milletini temsil için seçilen Cumhurbaşkanı, her zaman devletin bütün birimleri ile toplumun her kesiminden saygı görür. Bu saygı Cumhurbaşkanının şahsından çok makamı ile ilgilidir ve ona saygı gösteremeyen her memurun onu temsile yetkisi olmadığı için istifa etmesi en makul ve beklenen bir tavırdır. Çünkü devletin asker ve sivil güçleriyle büyükelçiler onun adına temsil yetkisi kullanmaktadır. Saygısız bir tavırla kimsenin kimseye güvenmediği bir ortamda "müteselsil kefalet"in gerektirdiği güvenirlik kaybolmuş demektir. O zaman devlet terbiyesi hatırlanır.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olan insanlar, her zaman farklı kesimlerde farklı tavırlara yol açmıştır. Burada devlet terbiyesi almış insanlardan beklenen nezaket ve saygının hiç de gönüllü-gönülsüz olması gerekmiyor; sadece protokole uygun davranılması gerekiyor. Bunu gösteremeyen ve seçilmişleri hazmedemeyen atanmışların istifayı seçmesi çok tabiidir. Memur istifa ile protesto eder
Ötesi zorlamalarla ve devlet terbiyesini ihlal etmekle izah edilecek bir tavırdır ve hukuk tanımamakla açıklanabilir. Böyle tavırları tabii hale getiren kurumların güvenirliği de kalmaz.
Devlet, bütün dünyada belli protokollere riayetle birlikte meşru ve hukukidir. Seçilmiş bir Cumhurbaşkanını hazmedemeyen ama istifa da edemeyen kişinin devlet terbiyesi yoktur.
Bütün çağdaş devletlerin anayasasında olduğu gibi bizim Anayasamızda da TSK ile YÖK gibi kurumların devlet yönetiminde hiçbir yetkisi yoktur, fakat devlet törenlerindeki protokolde onlara yer verilmiştir. Bu protokol görevlerinde mazeretsiz bulunamayanların, önceden istifa etmemişlerse bile ikinci gün istifa etmiş kabul edilmeleri ve görevlerinden uzaklaştırılmaları gerekir. Devlet olmanın gereği budur. İşte iktidar asıl böyle dönemlerde muktedir olur ve elbette güç "tecezzi kabul etmez"
Cumhurbaşkanını benimsemeyenlerin vatandaş olarak dolaşmaya elbette hakkı var, ama devlet yetkisi kullanmaya hakkı yoktur. Kimse bunu silah zoruyla veya nezaketsizlikle temsil edemez
Basının yönlendirdiği bürokrasi
Bazı asker-sivil bürokrasinin herkesten iyi bilmesi gereken bu protokolleri terk etmeleri, biraz da M. E. Çölaşan ve Bekir Coşkun gibi basın mensuplarına kulak vererek kendilerini kaybetmeleriyle ilgilidir. Bu basın yüzünden ülkemizde, Cumhurbaşkanı Turgut Özal dan farklı "yönetim anlayışı" bulunduğunu söyleyen Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necip Torumtay görevinden istifa etmiştir.
O zaman bu tavrı övgüyle karşılayan basınımız, asker-sivil itaatsizliğini teşvik ettikten sonra, asker-sivil bürokrasiden bu tavrı gösterenler olunca çok garip bir şekilde çark ettiler, devlet terbiyesini gündeme getirmeye başladılar. Sonunda yemin törenine ve resepsiyona katılmayan askerler on gün sonra Çankaya için hazırlık yapmaya başladılar. Bütün bunlar dünyanın gözü önünde, iki bin yıllık bir devlet geleneğine sahip ülkemizin devlet terbiyesini öne aldığının bir göstergesidir ve örnek olmalıdır.
Aslında devlet geleneklerinden söz ederek protokolü bürokrasiye hatırlatan basın da rezil oldu. Yeni anayasada Cumhurbaşkanı ile devlet güçlerinin yetkileri yeniden tanımlanırsa iyi olacak