Bismillahirrahmanirrahim
âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimize âline ve sahabelerine olsun.
İslam izzet dinidir. Kendisine hakikaten uyanları zilletten izzete taşır. Biz böyle deyince birileri de: “Mademki İslam böyledir, niçin Müslümanlar bugün madden ve manen bir çöküş ve zillet içindedir” diyebilir. Biz de deriz ki, günümüz Müslümanlarının bu durumu; İslam’ın değil, Irkçı Emperyalizmin, ABD ’yi ve İsrail ’i stratejik ortak edinmenin, AB’yi galip medeniyet saymanının Müslümanları ve İslam ülkelerini ne hale getirebileceğinin örneğidir. Bunun bilinmesinde fayda vardır. Günümüz Müslümanları; “ENBİYA 105: AndolsunZikir›den sonra Zebur›da da: ‘Yeryüzüne salih kullarım varisçi olacaktır’ diye yazdık” ayeti gereği, yeryüzünün yönetim ve idaresi işi, Allah tarafından kendilerine tevdi edilmişken, onlar bu hükmünün aksine meydanı, Irkçı Emperyalizme, ABD, AB ve İsrail’e ve onlar ileişbirliği içinde olan kadrolara bırakmışlardır. Müslümanların bu duyarsızlığı sebebiyle bugün yeryüzünü Siyonizm ve İşbirlikçileri idare etmektedir. Bu hal, Müslümanların gafletten uyanıp, insanlığa önderlik etmeye, yaşadıkları sıkıntılara çözümler üretmeye başlayacakları ana kadar devam edecektir. 1969 yılında Prof Dr. Necmettin Erbakan hocamız tarafından Konya ’dan başlatılan Milli Görüş harekâtı yeniden diriliş ve uyanış harekâtı olarak başlatılmıştır. Milli Görüş, kırk beş yıllık mücadelesi esnasında, Müslümanların ve bütün insanlığın saadeti için lazım olan “Adil Düzeni ve Yeni Bir Saadet Dünyasını” bütün kurum ve kuruluşları ile ortaya koymuştur. Günümüz Müslüman’ına düşen görev, Milli Görüş’ün ortaya koyduğu “Adil Düzeni ve Yeni Bir Saadet Dünyasını” kurmak için Milli Görüşün tek temsilcisi Saadet Partisi çatısı altında ittifak edip mücadele etmektir. Bilinmelidir ki bu, Müslümanlar için tercihlerden bir tercih değil, bir mecburiyettir. Bu gerçeği sağa sola çekmenin de kimseye bir faydası olmaz. Müslüman’ın bu konu ile ilgili bazı mefhumları da bilmesi ve şuur haline getirmesi gerekir. Şimdi bu mefhumlara kısaca bir bakış yapalım.
DEVLET
Devlet; hâkimiyet, üstünlük, elden ele dolaşan şey, savaşlarda karşılıklı ve nöbetleşe gelen galibiyet veya mağlubiyet, sermaye ve mal dolaşımı anlamında kullanılır. Bir kurum olarak ise devlet; manevi kişiliği ve belirli bir düzeni olan egemenlik, sınırları belli bir ülkeye sahip, bir iktidara ve uyulan ortak kanunlara bağlı teşkilatlı millet veya milletler topluluğunu meydana getiren siyasi örgütlenmedir. Kurumsallaşmış bir siyasi yapı olarak devlet, kendine bağlı olan insanların manevi ve maddi refahını, güvenliğini sağlamak üzere kurulmuş etkin bir sosyal örgütlenme biçimidir. İnancımıza göre devletin en temel görevi, insanların maddi ve manevi varlığını korumak, dünya ve ahiret saadetlerini temin edecek hizmetleri yapmaktır. Bu bakımdan, insan ve tolum hayatının düzenlenmesinde devletin önemi büyüktür. Bunun için İmam Gazali: “İşlerin kendi haline bırakılmasının anarşi ve taşkınlığa sebep olabileceğini, devlet ve denetiminin olmaması durumunda fikir ve arzuların birbirleriyle çatışarak, faziletsizlerin faziletlilere, zenginlerin âlimlere üstünlük doğuracağını” ifade eder. Kur’an›da hüsran, fesat, fitne, terör ve şiddete başvurarak hak elde etmek, zulüm ve batıl yollara yönelmek şiddetle yasaklanmakta ve adil bir düzen emredilmektedir. Nasihat ve vaazlar ile engel olunamayan kötülüklerin engellenmesi için devlet otoritesine ihtiyaç vardır.
SİYASET
Müslümanların ve insanlığın adil bir dünyada yaşaması için işlerin düzene sokulması İslam’ın emridir. Bu işe de siyaset denmektedir. Nedir Siyaset? Saadet Partisi’nin parti programında Siyaset: “Meşruiyetini bireylerin hak ve özgürlüklerini koruma amacından alan, en üst siyasi organizasyon olan devlet eliyle, hak ve adalet ilkeleri çerçevesinde insanlara hizmet etme işidir” diye tanımlanmıştır. Üstat Necip Fazıl Kısakürek siyaset ile ilgili olarak: “İslam’ın sayısız dallara ayrılan siyaseti tek gövdede birleşir. Bütün insanlığın İslam’a teslim olmasını sağlayıcı usul, teslim olmakta selamete çıkmak, selamete çıkmakta İslam’a ermek, İslam’a ermekte sonsuz kurtuluşu bulmak vardır ve İslam siyasetinin baş hedefi, İslam ülkelerinin içinde ve dışında, insanlığı bu saadete erdirmektir” der. Ömer Nasuhi Bilmen ise siyaseti: “Milletin ahlakını korumak, mal ve can güvenliğini teminat altına almak, insanların yararına olacak şekilde hizmet etmek, mutluluklarını, dünya ve ahirette kurtuluşlarını sağlamak için yapılan çalışmalardır.” diye tarif etmiştir. Bu tariflere uygun olarak her Müslüman; yalan söylememek, emanete hıyanet etmemek, sözlerini, vaatlerini yerine getirmek ve rakiplerine karşı mücadele verirken haddi aşmamak, aşırı gitmemek şartıyla elbette ki siyasetle meşgul olacaktır. Çünkü Müslüman Kur’an’ın % 75’i beni ilgilendirmez, bu işler birden olmuyor diyen kimse olamaz. Müslümanlar siyasetle uğraşmasın demek; hâkim değil mahkûm, idareci değil sürü olsun demektir. Böyle bir durum ise, Müslümanların şeref ve izzetine yakışmaz.
İSLAM
Allah’ın kullarına emrettiği tek saadet yoludur. İslam, dindir ve nizamdır. Konuşulsun diye değil, yaşansın diye gönderilmiştir. İslam; emreden ve yasaklayan, terbiye eden, yeryüzünü imar etmenin esaslarını bildiren, uluslararası ilişkileri düzenleyen, insanı haklarıyla koruyan, adaleti ayakta tutan bir saadet dini ve düzenidir. Allah hepimize şuur ihsan etsin ve bizi dinde fıkıh ve anlayış sahibi kılsın ve Milli Görüş yolundan ayırmasın.
MÜSLÜMAN
Müslüman, Allah’a ve Resulüne yanı bildirdikleri emir ve yasaklara yani İslam’a teslim olmuş kimsedir. Müslüman İslam’ı din ve düzen olarak yaşamanın yolunda bulunur. Müslüman’ın hayatı, iman ve cihaddır. Müslümanlık ise İslam’ın din ve düzen olarak yaşanmasıdır. Bunun dışında başka bir Müslümanlık yoktur. Müslüman ahireti için İslam’ı, dünyası için faizci kapitalist nizamı, materyalist eğitimi benimsemiş çift dinli kimse de olamaz. Selam hidayete tabi olanlara…