Devlet sırrı namustur. Hele bizim gibi gelenek sahibi, dünyaya söyleyecek sözü olduğunu iddia eden, kurduğu devletlerle tarihin akışını değiştiren, büyük bir mirasın bakiyesi olan bir devlet için ‘Sır’ kavramı daha da önemlidir. Bu sırları devleti zafiyete uğratmak maksadıyla kasten ortalığa saçanların sıfatları da bellidir. Bunu bir tarafa not ettikten sonra sormamız gereken soru şudur; ya devlet sırrını koruyamamış, kendi içinde düştüğü yanılgılar ve güç savaşları sebebiyle bu sırların ifşa edilmesine sebep olduysa o zaman ne yapacağız? Kimden hesap soracağız? Aslolan öncelikle devletin kendi sırlarını koruyacağı mekanizmaları oluşturması, muhafaza etmesi ve kurumlarının altyapısını buna göre dizaynı değil midir?
Diğer taraftan sır denildiğinde istihbarat örgütleri akıllarla gelir. Bu yapılar ülkelerin can damarlarıdır. Günümüz dünyasında bunun önemi daha da bir artmış ve belirleyici olmuştur. Teknolojik gelişmeler, iletişimdeki hız ve rekabetin çeşitliliği istihbarat teşkilatlarına çok önemli görevler yüklemiştir. Bizde ise isminin önüne ‘Milli’ sıfatını verdiğimiz birkaç kurumdan birisidir; Milli Güvenlik Kurulu, Milli Savunma, Milli Eğitim gibi. Dolayısıyla adından da anlaşılacağı gibi istihbarat teşkilatı iktidarıyla, muhalefetiyle uluorta tartışma malzemesi yapılacak bir örgüt değil, siyaset üstü değerlendirilmesi gereken bir kurumdur. Siyasi tartışma alanlarına olabildiğince sokmamak ve özel durumunu korumak şarttır. İstihbarat da hata yapabilir, yanlış adımlar da atabilir. Sonuçta onları da idare edenler insanlardır. Ancak hataların, yanlışların düzeltilmesi bu kurumun kamuda her şeyiyle tartıştırılmasıyla olmaz, olmamalıdır. Hal böyleyken diğer ülkelerin istihbarat örgütlerinin ortalığa saçılan faaliyetlerine laf söylemekten imtina edenlerin, yapılanları çoğu zaman büyük devlet refleksi olarak kabul edip anlayışla karşılayanların, kendi ülkelerinin istihbarat örgütüne de, en az onlara gösterdikleri anlayışı istemek bu milletin hakkıdır. İstihbarat denildiğinde konuya daha teenniyle yaklaşmak, kurumun korumak zorunda olduğu hassas pozisyonunu göz önünde bulundurmak gerekir. İstihbaratın yanlışları ile ilgili ne kadar haklı olduğunuzu iddia ederseniz ediniz, derdiniz üzüm yemekse bilmelisiniz ki, istihbarat teşkilatınızı açık tartışma konusu yaparak bunu elde edemezsiniz. Eğer bunu yaparsanız bilerek veya bilmeyerek ülkenizi dış müdahaleye açık hale getirmiş olursunuz. İstihbarat yapınız başkalarının masasında tartışılır olursa milli güvenliğiniz sıkıntıda demektir. İşte aradaki bu devlet, siyaset, iktidar, muhalefet dengesi doğru bir şekilde muhafaza edilmelidir. İktidarlar geçici, şahıslar fani kıyamete kadar yaşayacak olan da bu millet ve devlettir ve istihbarat teşkilatının bu süreçteki görevi ise vazgeçilmezdir.
Her ‘sır’da mutlaka adalet bakışı esas olmalı, “Ne zulme uğrayınız, ne de zulmediniz” anlayışı çıkış noktası olarak belirlenmelidir. Adil olan mutlaka kalıcı olur.
Bizde asıl gaye toplumsal ve uluslararası barışı tesis etmek ve korumaktır.
‘İstiyorsan sulhu salah hazır ol cenge’ ifadesi bunu sağlamak için güçlü olmayı vurgular.
Unutmayalım ki, devletler sırlarıyla kaimdir. Bu sırları ister iktidar olsun, ister muhalefet fark etmez, siyasi hesaplaşmaların malzemesi haline getirirlerse, büyük bir gafletin içine düşmüş olurlar ve tarih bir gün mutlaka gaflete düşenlere bedelini ödetir.