Abant Platformunun ‘‘Yeni Bir Toplumsal Mutabakat İçin Demokratikleşme‘‘ konulu toplantısı, ikinci gününde, ‘‘Değişim Talebi ve Vaad Ettikleri‘‘ başlıklı üçüncü oturumu ile Ankara Rixos Oteli‘nde devam etti. Oturum başkanlığını gazeteci-yazar Cengiz Çandar‘ın yaptığı oturumda, Dicle Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Vahap Coşkun, ‘‘Kürt Meselesinde Bir Çözüm Olanağı Olarak Demokratikleşme‘‘ konulu sunum yaptı.
Coşkun, silahsızlandırma politikasının silah kullanan örgütü çözümün bir parçası haline getireceğini ve örgütü muhatap haline sokacağını savunarak, bir grup silahsızlandırılmak isteniyorsa o grup ile konuşulması gerektiğini söyledi. Türkiye Cumhuriyeti‘nin, Cumhuriyet tarihi boyunca yürüttüğü Kürt politikasından vazgeçmesi ve Kürtlerden özür dilemesi gerektiğini savunan Coşkun, ‘‘Bu güvenin tesisinde bu çok önemli bir parametre. Özür kavramı bazı duyguları, grupları tahrik edebilir. O nedenle başka bir kavram kullanılabilir. Devlet, barış kurmak için Kürtlerin hakkını teslim etmeli, Kürtlerle helalleşmeli. Barış için savaşın açtığı yaraları sarmak lazım‘‘ diye konuştu.
Hükümetin ‘‘demokratik açılım‘‘ adı altında yürüttüğü süreci metodik olarak doğru bulduğunu vurgulayan Coşkun, Kürtlerin taleplerini içeren demokratikleşme programının yanı sıra terör örgütü PKK‘nın silahsızlandırılması konusunun da temel problemlerden biri olduğunu ve bu konunun da tartışılması gerektiğini belirtti. Coşkun, silahsızlandırma konusunun tasfiye mantığıyla değil PKK‘nın siyasal bir organizasyona dönüştürülmesi olarak ele alınması gerektiğine işaret ederek, şöyle konuştu: ‘‘Bu bağlamda bütün unsurlarıyla PKK‘yı ele alan demokratik bir silahsızlandırma programına ihtiyaç var. Bu, şu demek: PKK‘nın şu an hüküm giymiş mensupları, dağda olan mensupları, genç bir yönetici kadrosu, yurt dışında yasaklı üyeleri ve cezaevinde bir lideri var. Dolayısıyla bu beş unsuru içeren bir silahsızlandırma gerçekleştirmemiz lazım. Temel problem PKK‘nın silahsızlandırılmasıysa, bunu bir şekilde PKK ile konuşmak lazım. Bu, devlet ile PKK‘nın bir masa etrafından oturmasını gerektirmez. Çözüm için görüşmek ve müzakereden kaçınmamak gerekiyor.‘‘
Yargı sistemi "Hacı Muratları" andırıyor
Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eser Karakaş ise Türkiye‘nin mahkum olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi davalarını örnek gösterdi. Türkiye‘nin AİHM‘e giden davalar bakımından birinci sırada olduğunu vurgulayan Karakaş, sonuca bağlanan davalardan yüzde 80‘inde ihlal bulunduğunu ifade etti. Türkiye‘deki yargı kararlarının sadece metin olduğunu belirten Karakaş ilginç bir benzetme yaptı: "Murat 124‘ler Edirne‘den sonra ‘araba‘ olarak tanımlanmıyordu. Kapıları kapanmazdı, frenleri tutmazdı. Bizim yargı kararlarımız böyle, sadece metin. Türkiye‘de gerçek yargı reformu
ne zaman olabilir? AİHM‘in Türkiye‘yle ilgili verdiği kararlarda ihlal sayısı gelişmiş ülkelerin ortalamasına geldiğinde olur." Bilkent Üniversitesi‘nden Prof. Dr. Ersel Aydınlı da, Türkiye‘nin ciddi bir değişimden geçtiğini dile getirdi. "Kurumlar arasında çatışarak değil de anlaşarak bir dönüşümü sağlamak hala mümkün." diyen Aydınlı, kurumların başında bulunanların kavgacı yolla, Türkiye‘nin asla demokratikleşemeyeceğini iyi bildiklerini ifade etti. Aydınlı, "Türkiye, gerçekleştireceği dönüşümde, dünyaya örnek olabilir. Güçlü devlet içte demokrat, dışta güçlü devlet demektir" diye konuştu.
"KCK Operasyonları siyasal alanın daralmasına neden oldu"
Güvenlik güçlerinin, terör örgüt PKK‘nın şehir yapılanması olduğu iddia edilen KCK‘ya karşı yürüttüğü operasyonun da ‘‘siyasal alanının daraltılmasına‘‘ neden olduğunu öne süren Coşkun, şehirlerdeki operasyonların devlete karşı tavır almayan Kürtleri üzdüğünü ve bu kişilerin de tavır almasına neden olduğunu iddia etti. Coşkun, ‘‘Bir taraftan Kürtlerin seçilmişlerini tutuklayacaksınız, bir taraftan da Kürtlerin geleceği olan çocukları taş attıkları gerekçesiyle hapse atacak, hırçınlaştıracaksınız. Böyle bir ortamda barışı sağlamak oldukça zor‘‘ görüşünü savundu.