Devlet Bahçeli, önce Meclis’te emeklilere yönelik iyileştirme teklifine ret oyu verip, ardından kürsüde emekli sahiplenmesi

Abone Ol

Siyasette asıl mesele ne söylendiği değil, neye oy verildiğidir. Çünkü kürsüde kurulan cümleler alkış toplar; Meclis’te basılan oy düğmeleri ise gerçeği kayda geçirir. Son günlerde emekliler üzerinden yaşanan tartışma, siyasetteki bu “önce sonra” çelişkisini bütün açıklığıyla ortaya koymuştur.

Devlet Bahçeli grup toplantısında kürsüye çıkıyor; “Emeklilerimizin derdi derdimizdir” diyor, “Onları sefalete mahkûm etmeyelim” diyor. Sözler yüksek perdeden, vurgular güçlü… Ancak siyaset kürsüde bitmiyor; asıl sınav Meclis’te veriliyor.

Tam da bu noktada Saadet Partisi, emekliler için somut ve net bir adım atıyor. Genel Başkan ve Kayseri Milletvekili Mahmut Arıkan imzasıyla, en düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine çıkarılmasına ilişkin kanun teklifi veriliyor. Teklifin gerekçesi açık: Emekli maaşları hayat pahalılığı karşısında erimiştir, milyonlarca emekli temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hâle gelmiştir ve sosyal devlet ilkesi lafla değil, icraatla yaşatılmalıdır.

Bu teklif Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde oylamaya geldiğinde, oy kabininde RET oyu veriliyor. Ardından aynı kürsülerden “emeklinin yanındayız” cümleleri duyulmaya devam ediyor. İşte tam da burada sormak zorundayız: Madem emeklinin derdi derdinizdi, emekliyi rahatlatacak bu teklife Meclis’te neden ret oyu verdiniz?

Bu çelişki tartışılırken, dikkat çekici bir hatırlatma geliyor. Türkiye Gazetesi yazarı gazeteci Çek Küçük bir televizyon programında şunları söylüyor: “1997’de üniversitede okuyordum. Babam aldığı zam oranıyla iki kurban kesiyordu. Maaşıyla değil, sadece zammıyla… Rahmetli Necmettin Erbakan döneminde bir zam, bir ailenin bayramına yetiyordu. Yapacaksan bütün memurları, bütün işçileri, bütün emeklileri rahatlatacaksın.

Bu söz bir nostalji değildir; bu söz bir ölçüdür. Bugün zamlar açıklanıyor ama kimse “bu zamla ne yapılabiliyor?” diye sormuyor.
Bir zamanlar bir zam, bir ailenin bayram sevincine yetiyordu; bugün ise bir zam, ayın sonunu bırakın, aldığı günü bile zor getiriyor.

İşte tam da bu yüzden Milli Görüş çizgisi farklıdır. Milli Görüş’te önce kürsüde konuşup sonra Meclis’te ret vermek yoktur. Önce slogan atıp sonra sorumluluktan kaçmak yoktur. Milli Görüş’te önce doğru yerde durmak, sonra doğru sözü söylemek vardır. Saadet Partisi’nin yaptığı tam olarak budur: konuşmakla yetinmemek, Meclis’te sorumluluk almaktır.

Emekliler artık çok net görüyor: Kim önce Meclis’te ne yaptı, kim sonra kürsüde ne söyledi. Bu ülkede değişim alkışla değil, tutarlı ve örgütlü siyasetle olur. Eğer siz de emeklinin sadece kürsülerde hatırlanmasına itiraz ediyorsanız; söz ile oy arasındaki bu uçurumun kapanmasını istiyorsanız; sosyal adaletin Meclis’te savunulması gerektiğine inanıyorsanız, SAADET PARTİSİ’NE ÜYE OLUN. SEYİRCİ KALMAYIN, TARAF OLUN.