Devlet yönetimiyle ilgili eserleri incelediğimizde
İslam ın uygulandığı toplum yapısının sadece vaaz ve irşatla gerçekleşemeyeceği
gerçeğiyle yüzleşiyoruz. İbadetlerin gerçekleşmesi devletin varlığına bağlı
olduğu için yönetici, yönetenlerin ruhu dur. Bu noktada devlet adamı, Allah ın
rızası doğrultusunda, mü minlerin umumunu ilgilendiren bir meselede, faydalı,
selametli olan yolu bulabilme mücadelesi içinde ve danışma yolunu benimseyerek
istişare yapmak ve emaneti korumak zorundadır.
Devlet adamının yüksek muhakeme gücüne, olayları iyi
değerlendirme kabiliyetine, Kitâp ve Sünnet ten hüküm çıkarmayı bilerek ictihâd
yapabilme kuvvetine sahip olması büyük önem taşır. Bu önemi vurgulamak
açısından İslam da devlet yönetiminin başucu kitapları, Mâverdî nin devlet
anlayışını büyük ölçüde yansıtan Ahkâmü s- Sultaniyye ile Nizâmülmülk ün
devlet anlayışını sergilediği Siyasetnâme eserleri yeniden incelenmelidir.
Güçlü devlet ilkesini savunan Mâverdî, gücün
doğurabileceği yanlışlıkları ortadan kaldırmak için kapsamlı adalet adlun
şâmilun ilkesini getirmiştir. Siyasal iktidarın faaliyetlerinin meşruiyetini
temin eden bir unsur olarak gördüğü adaleti, bireyin tutumlarından başlatarak
toplumsal ilişkilere doğru genişleten Mâverdî, adil insanlardan oluşan bir
devlet mekanizmasını öngörmekte ve bütün kamu yöneticilerinde adalet şartını
aramaktadır.
Nizâmülmülk te devlet, müessese olarak bir tarihî
tecrübeler birikiminin ürünüdür. Devleti ayakta tutan ve başında bulunan
idarecileri başarılı kılan prensipler tarihî tecrübenin anlaşılması ile ortaya
konulabilir. Bu prensipler de ahlâkî çerçeveye dayandırılmıştır. Bu açıdan Siyasetnâme,
başlangıçta sultanın başvuru kitabı olarak kaleme alınmış gözükse de, gerek
medeniyet ve müesseseler tarihi ve gerekse devlet teşkilatı ve devletler hukuku
ile uğraşanlar için zengin malzemeler ihtiva eden bir eserdir.
İslam bilginleri \ Nasîhatü\ l-mülûk, edebü\ l-mülûk,
âdâbü\ l-vüzerâ, pendnâme, nasîhatnâme\ gibi isimler altında kitaplar
yazmışlar, bu noktada emânetin korunması prensibini vurgulamışlardır. Gerçek
âlimler ve mürşidler, her asırda ümmete yol ve yön göstermiş, toplumu sapmaktan
korumuş, yöneticileri de gerektiği şekilde ikaz etme görevini yerine
getirmişlerdir. Bununla ilgili bir hadiste: Emanet zayi edildi mi, kıyameti
bek¬le! buyurulmuş, Emaneti zayi etmek nasıl olur diye sorulunca da: İş,
ehil olmayana verildi mi, kıyameti bekle! denmiştir. Gerçek şu ki insan
kendini kendine yeterli görerek azar (Alak-6) ayeti, devlet adamının kaşına,
gözüne, adına, soyadına değil, çizgi sahibi olmasının önemini Müslümanlara
yeniden hatırlatıyor. Neye önem verdiğini sorgula!