Merhum Rıfkı Kaymaz, 22 Şubat 2010 tarihinde ebediyete irtihal eyledi.
Rıfkı Hoca, İmam Hatip Lisesi’nde edebiyat öğretmenimdi. Öğrencilerini okumaya, yazmaya, araştırmaya, düşünmeye yönlendirirdi, hep.
Bu ülkenin önemli bir değeri idi, Rıfkı Kaymaz…
Yetiştirdiği binlerce öğrencinin ötesinde hâl ve tavırları ile çevresine örnek olan derviş ruhlu bir edebiyatçı-yazar-eğitimci ve şairdi.
Bir edebiyat öğretmeninden ziyade, üniversite yılları ve sonrasında da bir ağabey ve sahip çıkanımızdı. Bizi iyiye, güzele, doğruya yönlendirendi…
Üniversite yıllarımda benim de Yayın Kurulu’nda yer aldığım ve Rıfkı Kaymaz öncülüğünde çıkan aylık “Kültür Edebiyat” dergisi, birçok genç yazara adeta okul oldu.
1986’lı yıllarda, Kültür Edebiyat’ta; merhum Rıfkı Kaymaz, Sırrı Er, D. Mehmet Doğan, Üzeyir Gündüz, Bilâl Coşkun, İrfan Çalışan, Mehmet Törenek, Kâtip Sezer, Sami Şener, Mehmet Efe, İdris Aydın, Şeref Akbaba, Ahmet Çelik, Ahmet Güzel, Emin Sağ, Zafer Yılmaz, M. Refik Selimoğlu, Abdullah Aktaş, Yunus Taner, Lütfi Şimşek, Veysel Güler, Garib Arslan, Vedat Güneş, Fatih Emre, Nuri Kahraman, Mustafa Karatekin, Ulviye Karakoç, Zakir Taşdemir, Abdullah Çınar, Hüseyin Simitçi, İbrahim Bülbül, Mürşide Karahan, Pınar Yüksekkalaycı, E. Arzu Yazıcı, Nasuh Uslu, Enes Polat, Ali Kaplan, Adnan Öksüz, Zafer Mehmedoğlu, Tülay Koş, Mehmet T. Ümit, Ekrem M. Beyazal, Yasemin Koçak, Ayşe Türk, Mahir Duman, Metin Uçar, Hasan Öztürk, H. İbrahim Özdemir, Nuri Üngör, Türkay Uytun, A. Baki Koşar, İbrahim Halil Er, Vahit Karaç, Latife Niksarlı gibi çoğu genç bir şair ve yazar kadrosu yazdılar.
Mustafa Miyasoğlu (S. 4), Erdem Bayazıt (S. 5), Osman Çeviksoy (S. 8), Mustafa Kutlu (S. 10-11), “Kültür-Edebiyat” dergisinde tanıtılan yazarlardan bir kısmıydı.
Merhum Rıfkı Kaymaz, son olarak Anadolu Gençlik Derneği (AGD) Genç İstikbal dergisi Yayın Kurulu Başdanışmanı olarak görev yapmaktaydı.
Rahmet diliyorum…
İYİ Kİ BENİM BABAM
RIFKI KAYMAZ’DI…
* Babamla ilgili en güzel anılarımdan birisi memleketimiz olan Erzincan’a gitmekti. Babam, annem, kız kardeşim ve ben, birkaç gün önceden tüm hazırlıklarımızı tamamlayıp gideceğimiz günü dört gözle bekliyorduk. Nihayet o gün gelip çatmıştı. Sabah namazımızı eda edip “hayırlısıyla gidip hayırlısıyla gelelim” amin diye dua ettikten sonra, Ankara’dan sabahın erken saatlerinde yola çıktık.
O zamanlar ehliyetim olmadığı için aracı babam kullanıyordu, gayet sakin, temkinli ve kurallara uygun kullanırdı, her zaman.
Erzincan’a kadar namaz ve yemek molası vere vere gidiyorduk. Dağlara âşıktı babam, sürekli dağları gösteriyordu bizlere. Dağlar heybetli bir şekilde duruyordu, dağlara dalıp dalıp gidiyorduk çok uzaklara…
Bazen ben ilahi söylüyordum, coşuyorduk, bazen de kasetlerimizi takıyor, dinleyip söylüyorduk.
Erzincan’a yaklaştıkça heyecanlanıyor, mutlu oluyorduk. Nihayet Can Erzincan’a varmıştık.
Babamın mutluluğu gözlerinden okunuyordu, sevinçten ağlayacaktı nerdeyse. Akraba eş dost ziyareti ve gezmeden sonra dönüş vakti gelmişti.
Babamı hüzün sarmıştı.
Uzun bir yolculuktan sonra Ankara’ya geldik.
Merhum babama şükranlarımı sunarım, Allah (cc) ondan razı olsun. O günleri ve özellikle babamı çok özlüyorum…
İyi ki benim babam Rıfkı Kaymaz’dı… Allah rahmetiyle muamele eylesin, cennetine dahil eylesin. Bizleri de ahirette kavuştursun inşallah… Ruhu için el-Fatiha. (Yunus Emre Kaymaz, merhum Rıfkı Kaymaz’ın oğlu)
RIFKI KAYMAZ; İNANÇLI, İMANLI, VEFALI, MERHAMETLİ, GÜLER YÜZLÜ…
Merhum Rıfkı Kaymaz ağabeyimiz, bir şiirinde;
“Yollar kıvrım kıvrım bükülür gider/ Acılar, özlemler, dökülür gider.
İnsan çilelerle yoğrulur her dem/ Ölüm ötesine sökülür gider.” diye seslenir.
Dünya hayatı, bir oyun ve eğlencedir. Bir imtihan dünyasında olduğumuzu hiçbir zaman unutmamalıyız!
Sağlık, güzellik, gençlik, mal-mülk, servet, zenginlik, mevki-makam, rütbe, pâye vs. hepsi birer emanettir ve imtihan vesilesidir.
***
Merhum Rıfkı Kaymaz ağabeyimiz; inançlı, imanlı, kadirşinas, vefalı, merhametli, güler yüzlü, tatlı sözlü, nezaketli, edepli, son derce nâzik, kibar, beyefendi, güzel ahlâklı, vicdanlı, duygulu, dost, gönlü insan ve özellikle çocuk sevgisiyle dopdoluydu.
Bendeniz, Diyanet Çocuk Dergisi’nde editörlük yaptığım yıllarda; dergimizde yazı ve şiirleri yayımlandığı zaman, çocuklar kadar heyecanlanır ve çok mutlu olurdu.
Çok merhametliydi.
Merhum Rıfkı Kaymaz ağabeyimiz, bir şiirinde hislerini şöyle dile getirir:
“Bir yoksul çocuk görsem, İçim yanar derinden.
Titreyen yüreğimi, Alamam gözlerinden.
Bir yetim çocuk görsem, Kimsesiz ve çaresiz.
Elim ayağım donar, Ağlarım sessiz sessiz.
Tadı kaçar her şeyin, Işık söner, gün batar.
Yaralıdır yüreğim, Yoksul ve yetim atar.”
***
22 Şubat 2010’da Ankara’da vefat eden merhum Rıfkı Kaymaz ağabeyimizin şu dünya semasında hoş bir sadâ bıraktığına inanıyorum. Allah (c.c.) ona rahmet eylesin, günahlarını setreylesin (örtsün-affetsin).
Yattığı yer nurla dolsun, makamı Cennetü’l-Firdevs olsun (âmin)! (Hayati Otyakmaz)
SINIFTA KALMA ADIMI ÖNEMLİ!
“Velilerimizin, ‘Tamam, çok güzel’, öğretmenlerimizin, ‘Böyle olursa eğitimde gerçekten büyük bir sıçrama olur’, yöneticilerimizin, ‘Keşke’ dediği bir yönetmelik geliyor.”
Yukarıdaki cümleler, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’a ait. Bakan, bu cümleleri ile liselerde sınıfta kalma modelinin getirileceğini deklare etti.
Bence olumlu bir adım. Ama bu sadece ‘1’ adım. Diğer adımların da en kısa sürede atılması lazım...
Eğitim son 20 yılda adeta yaz-boz tahtası haline geldi. Milli Eğitim Bakanlığı koltuğuna oturan her isim, yeni sistemler, uygulamalar getirmeye çalıştı. Eğitim, bütün bu değişikliklerle içinden çıkılmaz bir hale geldi.