(Cibuti izlenimleri - 3)
Bu yazıyla Cibuti konusunu noktalayalım. 1977’de bağımsızlığını kazanan ülkede sıkıntılar hiç bitmemiş, önce uzun yıllar süren iç savaş, sonra terörle mücadele (!) şimdi de çağdaş işgal-sömürü ve açlık…
Yerli halk, Afarlar ve İsalar diye ikiye ayrılıyor. 1990’lara kadar iç savaş yaşamışlar. Şimdilerde sular durulmuş vaziyette. Cumhurbaşkanı birinden, Başbakan diğerinden seçilmek/atanmak zorunda, böylece işgalciler, bu konuyu yeniden kaşıyıncaya kadar huzur sağlanmış durumda, tabi, şimdilik..
Komşu Etiyopya’ya liman hizmeti veren ülkede, mazot bidonlarıyla diğer komşu ülke Somali’ye yemeklik sıvı yağ gidiyor.
Bir milyon nüfus ve 6 şehirli stratejik öneme sahip ülkede 21 elçilik, BM ve Dünya Bankası gibi 6 küresel güç temsilciliği, 8 değişik ülkeden askeri -işgalci- güç bulunuyor. ABD’nin 3,5 milyar dolar yatırımla askeri varlığını genişleterek 15 bin personel barındıracak üs projesinin yapımı sürüyor. İhalesini bir Türk şirketinin aldığı Amerikan üssü için sevinelim(!) mi üzülelim mi
Bölgede küçük ama önemli bir konuma sahip ülkede, işgalin gerekçesi bildik cinsten, korsanlık ve terörle(!) mücadele. Terör dedikleri, silahlı silahsız tüm İslami gruplarla mücadele anlamı taşıyor. Yerli işbirlikçilere yaptırılan mücadeleyle, İslami dernekler kapatılıyor, mal varlığına el konuyor, yöneticiler hapse atılıyor.
Büyük surlar ve dikenli tellerle çevrili, alışveriş merkezinden hastaneye, okuldan sinema salonlarına kadar içinde her şeyi bulunan gettolarında yaşayan yabancılar, ülkede rahat. Sahilde ya da sur dibinde gayet özgürce (!) sabah koşusu yapıyorlar.
Cibutililer sokakta beyaz adam görünce afallamıyor, çünkü sömürgeci Fransızlardan, beyaz görmeye alışkınlar. Ancak camide beyaz adam görünce şaşkınlık geçiriyorlar.
Ülkede az sayıda Türk vatandaşı yaşıyor. Bunlar çoğunlukla ülkede faaliyet gösteren inşaat şirketlerinde çalışan insanlar. Hepsi de işleri bitince dönme hayalinde.
Osmanlı’ya büyük özlem duyan bu topraklara 150 yıl aradan sonra ülkemiz, yeniden yardım kuruluşları, inşaat şirketleri ve büyükelçilikle ayak basmış durumda.
Ülkenin en önemli gelir kaynağı liman işletmesi yabancı sermayede. Zaten yabancı şirketler maden ve inşaat alanlarında faaliyet gösteriyor.
Billboardlar, reklam panoları bir ülkede halkın önceliğini, gündemini yansıtır. Bu nedenle her yerde tabelalara bakarım.
Ülkeye girişte yan yana üç reklam panosu dikkatimizi çekti. Birincisinde, Müjde 3 G geliyor! Yazılı afişler vardı. İnsanlar açmış, sokakta yatıyormuş hiç sorun değil. Halkın tamamının Müslüman, kadınlarının başörtülü olduğu bir ülkede başı açık kız reklamıyla 3G teknolojisi pazarlanıyor. Şehrin hemen her köşesinde yer alan bu billboardda 13 yaşlarındaki kız eline aldığı akıllı telefonla kendinden geçerek büyük bir sevinçle sosyal paylaşım sitelerine giriyor. Facebook ve twitter gibi sitelere girerek mutluluğun zirvesine ulaşıyor, tüm sıkıntılar bitiyor.
İkinci billboardlarda, THY reklamları var. O da ayrı bir muamma. Yolcusu olmayan ülkeye THY sefer düzenlemekle o ülkenin kalkınmasına yardımcı oluyor, bu doğru. Ancak başka bir doğru daha var ki o üzücü. Yabancı, transit yolcu taşımakla övünen THY yolcularının çok büyük bölümü işgalci askerlerden oluşuyor. Paris’te, Londra’da veya New Jersey’de oturan asker, izne gitmek için THY’yi kullanıyor. Dolaylı olarak işgale lojistik destek sağlanmış oluyor.
Güler misin, ağlar mısın
Üçüncü billboard ise ihracatçıya yönelik Eximbank kredisiyle ilgili. Ne alaka diyeceksiniz ama durum bu! Billboardlarda nadiren de olsa bazı Türk markaları görmek mümkün. Ama 3 G ve THY reklamı her yerde var.
Başka Afrika ülkelerinde duyduğumuz Çin tehlikesi burada da var. Çinleştirme politikası alabildiğine hızla ilerliyor. Çin hükümeti nüfusu bu bölgeye kaydırmak için çeşitli politikalar uyguluyor. Çin hükümeti, hapishanelerinde hırsızlık, canilik ve katillik gibi suçlardan yatan müebbet mahkûm adamlara diyesiymiş ki, ister burada hapishanede yatmaya devam et. İstersen Afrika’da işçi olarak çalış. Tabi mahkûm Afrika’yı tercih ediyormuş. Sonra da yerli halktan biriyle evlenene para veriyor, çocuk yapana daha fazla veriyor, böylece Afrika’nın genini bozuyor. Bu gidişle bundan on yirmi yıl sonra “Afrika’da Çin problemi” konuşulacak.
Cibuti Büyükelçimiz Dr. Hasan Yavuz Bey, ülkede iş yapan müteahhitlerden iş yaptığınız tüm binalara bayrağımız asılsın talebinde bulunmuş, pek çok yerde Türk bayrağı göze çarpıyor. Osmanlı bayrağına hala çok önem veriyorlar. Çünkü o sadece, kutsal yerlere asılırmış. İyi ki şimdiki halimizi bilmiyorlar.
Afrika’nın hemen her köşesinde çektikleri sıkıntılara yaşadıkları hayat şartlarına rağmen dindarlıklarını görseniz cennette bize yer yok dersiniz.
Temennimiz bu ülkelere kurban değil; sanayi, teknoloji ve kendi ayakları üzerine duracakları yardımları, yatırımları götürelim.