Beklenmedik bir afetle karşılaştığınızda korkularınız bütün bedeninizi sarar ve olduğunuz yerde donup kalırsınız. Makul bir çözüm üretecek duruma gelinceye kadar vakit geçer ve bir süre o vaziyette beklersiniz. Mevcut olan düzeniniz bozulmuş, hayatınızın akışı sekteye uğramıştır ve bu sizin alışık olduğunuz bir durum değildir. Fakat insan alışıyor, kabulleniyor ve içinde bulunduğu durumdan çıkabilmek için çözüm arayışına giriyor.
Hayatınızın akışını bozacak durumlarla mutlaka karşılaşmışsınızdır ki, bu bir tür düşüştür ve fani dünyada düşmeyen yoktur. Böyle durumlarda neden ben, niçin ben diye sormak yerine kendinize bir baston uzatabilmelisiniz, bu mümkün... Eğer umutlarınızı kırmış ve kendinizi dar bir alana hapsetmişseniz kimse size uzanamaz ve vakti geçmişin küllerini eşeleyerek geçirirsiniz.
İnsan düşer ama her gecenin bir sabahı, her kışın bir baharı olduğu gibi her düşüşün de bir zaferi mutlaka vardır, bunu görebilmek gerekir. Toprağı usul usul okşayan yağmurun ardında keskin bir güneş gizlidir ve toprak tüm koşullarını güneşin doğacağı ana göre şekillendirmiştir. Fakat insanların çoğu toprağın taşıdığı duyarlılığa sahip değildir ve hayatın karanlık yüzüne odaklanır, uzanabilecekleri bütün dalların kırıldığına, bütün çarelerin tükendiğine inanırlar. Oysa kanatları özgürlüğe kurulmuştur insanın fakat o düştüğü yere mıhlanmıştır ve kalkabileceğine ihtimal vermemektedir. Dert varsa dermanı da vardır, düşmüşseniz bedeniniz ve ruhunuz bütünüyle sizi kalkmaya itecektir, yeter ki siz çıkış yolunu görüp kalkabileceğinize inanın. Yeter ki siz duaya tutunun, sabra tutunun, umuda tutunun…
İnsan ruhen dünyaya hükmedebilecek güce sahipken, bedenen bir virüsle, bir sivrisinekle başa çıkamayacak kadar zayıf. Eğer ruhunda taşıdığı bu gücün farkına varamamışsa nefsanî yanı galip gelir ve bedenine tabi olur, hata eder, umutsuzluğa kapılır ve bütün kötülüklere açık hale gelir. Hastalık, yaşlılık ve ölümle yakınlığı olan bir bedene hapsolmuştur insan fakat düştüğünde, acısını dindirecek kadar sabır bahşedilir. Sabır, Yüce Allah’ın yaşanan travmaların, ruhsal ve bedensel ızdırapların iyileşmesi için insana bahsettiği bir imkândır ve doğru kullanıldığında etkin bir güç olur.
Sabır şifadır ve insan sabırla güçlenerek baharın bir adım ötesinde olduğunu fark eder ve başını çevirir, gökyüzünde güneşi görür, toprağın kokusunu hisseder, rüzgârla birlikte uçuşan yapraklara dokunur ve evrendeki akışın bir parçası olduğunu fark eder. İnanır, bilenir, güçlenir ve ayağa kalkabilmek için bütün imkânlarını kullanır… İçinde mukavemet eden bir güç saklıdır insanın ve o bu gücü düştüğünde fark edebilir.
Düşmek çiledir ve insana acziyetini, kim olduğunu, ne olduğunu hatırlatır ve böyle durumlarda kişi yaratıcısına daha da yakınlaşır. Düştüğünde sebepleri ait oldukları yere koyup duaya tutunur ve özgürleşir. Özgürleştiğinde ise hayat yeniden başlar ve kişi bütün korkuları savurur, keşkelere çizik atar, travmaları sabra dönüştürür ve teslimiyet gösterir. Özgürleşince insan ait olduğu koordinatın farkına varır…