Dersimiz işkence

Abone Ol

Bu modern çağda bile işkence kolluk kuvveti.

Ne yazık ki bu utanç eylemini hararetle savunanlar hala mevcut.

CİA başkanı Brennan, işkenceyi göğsünü kabartarak sahiplenmekte.

Son günlerde yayınlanan işkence raporunu ve vahşi işkence yöntemlerinin gerekliliğini savunmakta.

Brennan, “Geliştirilmiş Sorgulama Teknikleri’nin 11 Eylül saldırılarının ardından terör şüphelilerinden istihbarat toplamada büyük fayda sağladığı”nı söyleyecek kadar vahşetlerine toz kondurmamakta.

Altı bin sayfalık raporun kamuyla paylaşılan 500 sayfalık özet kısmı, dünyayı ayağa kaldırır sanıldı.

Amerikalıları isyan ettirir gibi romantik düşler bile kuruldu.

Korkunç rapor ülkede kimseyi öyle fazla dehşete düşürmedi.

Suda boğulma hissi verme, duvara çarpma, uykusuz bırakma, rektal besleme, dayak, köpekli saldırı ve cinsel şiddet uygulanan mahkûmlar, hayatları boyunca yaşadıkları travmayı atlatamayacaklar.

Onların yaşadıkları bu acıklı travmalar ise Amerikan halkını fazla enterese etmemekte.

İşkencelere karşı çıkanlar sadece yüzde 33.

Obama da sevgili CİA başkanı işkencecisini gözü gibi korumakta.

Zira işkence raporu Obama’nın da umur alanına giremedi.

“Geçmişe değil, geleceğe bakalım” diyerek yapılanları aklamaya çalıştı.

Milliyet’in haberine göre, Yemen’li Samir Mukbel, tam 13 yıldır hakkında hiçbir suçlama olmadan Guantanamo Hapishanesi’nde tutulmakta.

1977 doğumlu Mukbel, Pakistan’ın Afganistan sınırında pasaportu çalındığı için konsolosluktan yardım istediği sırada kaçırılır. İki ay Afgan hapishanelerinde kaldıktan sonra ABD’ye teslim edilir. Ocak 2002’de Guantanamo’ya giden ilk uçakta yer alan kişilerden biridir. Bin Ladin’e çalışmadığı anlaşılır, 2009’da hakkında “serbest bırakılabilir” kararı çıkar. Fakat o karar uygulanmaz.

Mukbel yaşadıklarını avukatına ulaştırdığında, ortaya kocaman bir belgesel işkence romanı çıkmakta:

“Hücre kapısı açılıyor. Yeni seans başlıyor, üst üste yapılan 100’üncü seans olsa gerek. Maruz kaldığım ilk sorgu periyodu sanırım, tam üç ay sürmüştü. İki ayrı sorgucu ekibi vardiyayla çalışıyordu, gece ve gündüz. Her seans beni uyandırmak için bağırmaları ile başlıyor. Daha sonra suratıma ve sırtıma vuruyorlardı. O kadar uykuya muhtaçtım ki başım sanki yüzüyordu. Bu odanın tüm duvarlarına fotoğraflar yapıştırılmıştı.

Benden fotoğraftaki kişilerin kimliğini vermemi talep ediyorlardı, ama ben onları tanıyıp tanımadığımı kestirebilmek için bile zar zor odaklanabiliyordum. Bağrışlar ve hakaretler yükseliyor, ardından köşedeki bir adama başlarıyla işaret veriyorlar. Koluma bilmediğim bir maddeyi iki kez enjekte ediyor. Son bildiğim şey bu.

O dondurucu soğuk hücre. Hücre kapısı açılıyor. Bu sefer gardiyanlar sanki vahşi hayvanlar gibi korkunç bir korna sesi çıkararak içeri giriyorlar.

Tüm bu olanları protesto etmek adına bana getirdikleri azıcık yemeği yemeyi reddetmeye çalıştım. Sorgucu bana güldü, sonra sinirlendi, yüksek sesle küfretmeye başladı, orda yemek tepsisini kafamdan aşağıya boşalttı. Köşedeki adama beni damardan beslemesini söylediler. Kanatana kadar iki farklı yerden koluma tüp taktılar.

Dondurucu soğuk hücre. Kapı açılıyor. Bu sefer gardiyanlar beni yere iterek sırtımda tepiniyorlar. Sorguculara artık yemek yememeye devam edemeyeceğimi söylüyorum. Yemeği yere atıyorlar ve bana bir domuz gibi yememi söylüyorlar. Tuvalete gitmeme izin vermiyorlar. Daha da acı verici hale gelmesini izliyorlar, çevirmen altıma işersem, bana nasıl tecavüz edeceklerini anlatırken gülüyorlar.

Dondurucu soğuk hücre. Hücrenin kapısı açılıyor. Ayağa kalkıp Amerikan bayrağını selamlamaya zorluyorlar.

Sinema odasını andıran bir yerdeyim, diğer mahkûmların işkenceye uğradığını gösteren videolar izlemek zorunda bırakılıyorum. Sonra onlar için dans etmem gerektiğini söylüyorlar, onlar ayağımdaki zincirleri çektikçe daireler çizerek dolaşmamı istiyorlar. Her karşı koyuşumda en özel yerlerime dokunuyorlar.

Dondurucu soğuk hücre. Kapı açılıyor. Yağmur yağmış ve her yerde çamur birikintisi var. Zincirlerle bağlı olduğum için yürüyemiyorum, beni bile bile çamurların içinde sürüklüyorlar.

Şimdi pornografi odasındayım. Her yerde korkunç fotoğraflar. Birinde, bir adam ve eşek var. Beni çırılçıplak soyuyorlar ve dinimi aşağılamak için sakalımı kesiyorlar. Pornografik kadın fotoğrafları gösteriyorlar. Farklı hayvanların seslerini çıkarmamı istiyorlar, reddettiğimde bana vuruyorlar. Seans üstüme soğuk su dökmeleri ile bitiyor.

Saatler sonra hücremde beni neredeyse donmuş halde buluyorlar. Doktor, gardiyanlardan beni acilen kliniğe getirmelerini istiyor, orada battaniye ve tedavi veriliyor. Önümüzdeki saatler boyunca ısınırken beni gözlüyorlar. Sadece sorguya geri dönmeme izin verecekleri anı bekliyorlar”.

Amerikalının çirkin yüzü; ne ülkenin siyah çocuklarını boğazlamaktan kızarmakta ne de işkencelerden.

İşimize bakalım deyip kaldıkları yerden devam ediyorlar.

Fakat nefret medeniyetini büyüttüklerinin farkında değiller işte.