Komplo teorisi şu;
* AMAÇ: 2014 Mart mahalli seçimleri ve hemen ardından yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı köşeye sıkıştırmak. Başbakan’a diz çöktürüp, geri adım attırıp, sonrasında “istenen”i hayata geçirmek…
* YÖNTEM: Milli Eğitim Bakanlığı’nın “kozmik” bilgisayarlarında bulunan “Dershaneler Taslağını” ele geçirip, yayınlamak suretiyle seçim öncesinde savaşı başlatmak. Esasen, AKP iktidarı bu taslağı 2014 seçimleri sonrasında gündeme getirecekti ama birileri öne alıp, “Madem sen bu işi yapacaksın, biz daha önce bunu gündeme getirip şöyle ortamı bir sallayalım bakalım, neler yapabileceksin ” demek istedi.
* İKİ RİVAYET VAR: Burada iki rivayet var; bir rivayete göre, Dershaneler Taslağı, bir kısım Milli Eğitim Bakanlığı çalışanı tarafından sızdırıldı. İkinci rivayet daha ilginç; buna göre Dershaneler Taslağı, MEB bilgisayarlarına “uzaktan” girilerek sistemden “çekildi”. Tıpkı, Odatv Davası’nda ve dahi başka bazı davalarda iddia olunanlar gibi… Hatırlayacaksınız; sanıklardan bazıları, “Benim böyle bir dosyadan haberim yok. İlk kez görüyorum, bilgisayarıma uzaktan gönderildi…” şeklinde ifadelerde bulunmuştu… Bu da öyle bir şey…
* ANLATAN KİM : Evet, doğru bu bir komplo teorisidir. Ama anlatana bak! Bu komplo teorisini çok dar bir sohbette dile getiren kişi bir AKP milletvekili. Hem de kelli felli bir milletvekili. Başbakan Erdoğan’a çok yakın bir vekil.
* İMA EDİLMEK İSTENEN NE : Başbakan burada mağdur-mağlup edilmek isteniyor. 2014 Planları çerçevesinde amaç, Erdoğan’ı siyaset dışına itmek. Bunun için farklı enstrümanlar devreye sokulmak isteniyor. Dershaneler taslağı ile geliştirilen “tepki” maratonu daha ilk etap…
* BENİM ANLAMADIĞIM ŞU: Madem böyle bir “ard niyet” var, madem Başbakan Erdoğan farklı yollardan siyaset dışına itilmek isteniyor, neden Başbakan çıkıp da şunu söylemiyor: “Ey kamuoyu, bizim şu anda böyle bir niyetimiz yoktu. Fakat birileri Dershaneler taslağını ele geçirerek bizi bir savaşın içine çekti. Bu bir komplodur…”
Benim anlamakta zorlandığım husus da işte bu…
MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI NEDEN SUSUYOR
Sayın Adnan Öksüz,
Size hem eğitim camiasının içinde bulunan, yıllarını eğitim öğretime vermiş bir öğretmen, hem de sınav mağduru binlerce öğrenci velilerinden biri olarak yazıyorum.
Bahsedeceğim konu 28-29 Kasım’da yapılan Merkezi yazılı sınavı ile ilgili.
Malumunuz sınavdan sonra sınavın ciddiyeti, sınavın güvenliği, çalınan sorular ve hatalı sorularla ilgili birçok şey yazılıp çizildi, konuşuldu.
Tartışmalı sorularla ilgili görüştüğüm öğretmen arkadaşlarımın hepsi, söz konusu soruların test tekniği açısından yanlış hazırlandığını, net olmadığını, birden fazla cevabının olduğunu, yoruma açık ve tartışmalı olduğunu belirttiler.
Ayrıca birçok kurum ve kişi de (okul, dershane, öğretmen) aynı soruların hatalı olduğunu, tartışmaya açık olduğunu medya üzerinde dile getirdiler.
Ben de bunun üzerine hatalı sorularla ilgili yetkili kurumlara dilekçeyle itirazda bulundum.
Sınavın üzerinden on gün geçmesine rağmen yetkili bir ağızdan, birçok öğrencinin ve velinin aklında soru işareti bırakan yukarıda belirttiğim konularla ilgili bir açıklama gelmedi.
Yetkili kişiler soru işareti bırakan konularla ilgili bir açıklama yapmadıkça sınav mağduru binlerce öğrenci ve velilerinin içi rahat etmeyecek.
Bireysel olarak yaptığım itiraza tatmin edici bir cevap alamayacağım şüphesi içindeyim. Bireysel olarak ne yaparsan yap, ne kadar çırpınırsan çırpın istediğin etkiyi yaratamıyorsun, sesini kimseye duyuramıyorsun, muhatap bulamıyorsun.
Kamuoyu yaratmanın en etkili yolu basın kuşkusuz. Sizin aracılığınızla sesimi yetkilere duyurmak istedim.
***
Çocukların, sınavlar yüzünden çocukluğunu yaşayamadığı, sınav stresi yaşadığı gerekçesiyle daha önce yapılan SBS kaldırıldı.
Yerine, öğrencinin her dönemde birer sınavının merkezi olarak yapılmasını öngören merkezi yazılı sınavı getirildi.
Çocuklarımız okulların açılmasından itibaren canla başla ders çalıştılar. Okul dershane arasında mekik dokudular. Ne umutlarla sınava girdiler.
Sonuç tam bir fiyasko…
İptal edilen sorular mı dersiniz, üzerinde doğruluğu konusunda öğretmenlerin dahi anlaşamadıkları hatalı hazırlanmış sorular mı dersiniz, hiçbir seçiciliği olmayan birbirinin tekrarı mahiyetinde sorular mı dersiniz…
Bir de Fen ve Teknoloji kitapçığının çalındığıyla ilgili haberin gündeme düşmesi bunların üzerine tuz-biber oldu.
Bu çalınma olayının sadece bir dersle ilgili olduğu konusunda da ciddi kuşkularım var.
Bu çalınma olayının diğer derslerde de olduğu, bunun ya tespit edilemediği ya da tespit edilmiş olsa bile kamuoyundan gizlendiği düşüncesindeyim.
Benim çocuğum, okulunda ve dershanede yapılan onlarca deneme sınavının birçoğunda soruların tamamını doğru cevaplayarak birincilik elde etti.
Yine TÖDER sınavında Türkiye birinciliği var.
Ancak yapılan merkezi yazılı sınavında hatalı hazırlanan sorular yüzünden Fen ve Teknoloji dersinde iki yanlışı var (B kitapçığı 6. ve 7. sorular).
Yanlış hazırlandığı ve iptal edilmesi gerektiği akademik çevrelerce dile getirilen bu iki soruyla ilgili şu ana kadar herhangi bir iptal söz konusu olmadı.
Adamakıllı soru hazırlamak bu kadar mı zordur
Hatalı olduğu kamuoyunda tartışılan bu sorularla ilgili MEB’den bir açıklama gelmedi.
***
Diğer taraftan soruların çalındığı Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığının tutanağıyla tespit edilmiş durumda.
Bu durum sınavın iptal edilmesi için yeterli bir gerekçe oluşturmaz mı
Teknoloji çağında yaşıyoruz. Çalınan soruların Türkiye’nin her yerine kısa sürede ulaştırılması son derece kolay.
Bu soruların birçok kişinin eline geçmesi mümkün.
Bu durumda yüz binlerce çocuğun hakkı gasp edilmiş olmaz mı
Şüphesiz, bu sorulara verilen cevap “evet” olacaktır.
MEB’den beklenen soruşturmanın sonucunu beklemeden sınavın iptal edilmesini açıklamak olacaktır.
Ancak hatalı sorularla ilgili bir açıklama yapılmadığı gibi çalınma olayı ile ilgili de herhangi açıklama yapılmıyor.
Anlaşılan MEB bu olayı zamana yayıp hiçbir şey olmamış gibi kamuoyunun gündeminden düşürüp unutturmanın hesabını yapmaktadır.
Olan yine binlerce masum yavrumuza olacaktır. (Bir öğretmen)
NOT: Bugün 9 Aralık 2013 Pazartesi. 1) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011 seçimleri öncesinde yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi, sınıfta kaldı, çuvalladı. 2) Yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları, 28 Şubat darbesi döneminde kapatıldı. “Vakıf” olan bu yurtların asıl sahiplerine iadesi noktasında şu ana kadar “tık” yok. Du bakali n’olacak Takipçisiyiz…