Ders almasını bilene

Abone Ol

Bismillâhirrahmânirrahîm;

Hamdımız âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Cenab-ı Allah’adır. Salâtımız ve selamımız ise Peygamberimiz, âli ve sahabeleri içindir.

Abdurrahim Karakoç, “Zavallı Milletim” şiirinde; “Gâvura benzetildik kanunların zoruyla / Alnımızdan öpüldük on metrelik boruyla / Çalındı tarihimiz, yandı geleceğimiz / Yatıyor-kalkıyoruz her gün aynı soruyla…” deyivermiş. Her gün, yatıp kalktığımız “aynı soru” nedir? 31 Mart yerel seçimleri bitti. Millet oyunu kullandı, yatıp kalktığımız aynı soru, “İstanbul seçimlerini kim kazandı?” sorusu oldu. Kesin olmayan sonuçlara göre İstanbul’da seçimini, CHP adayı Ekrem İmamoğlu kazandı. Ne olduysa bundan sonra oldu, İstanbul’da yapılan seçim “en şaibeli seçim” olarak ilan edildi. Yürütülen süreci milletimiz ibretle izliyor. Ben burada, bu süreçle ilgili olarak bir değerlendirme yapmayı şimdilik gerek görmüyorum. Çünkü insaf sahibi yazarlar bu konuda yeterli ve makul değerlendirmelerde bulundular. Ben şair Karakoç’un yukarıdaki şiirinin muhtevası üzerinden birkaç hususa değinmek istiyorum.

HEPİMİZ BEŞERİZ

İnsan melek değil, beşerdir. İnsana; yiyip içen, sevinen, üzülen, hatırlayan ve unutan, muhtaç olan, nankörlük eden, aceleci, inanan ve inkâr eden, şehvet sahibi, haklı-haksız tartışmayı pek seven, bilgisiz, zalim ve zayıf bir varlık olması sebebiyle beşer denmiştir. İnsanı beşer olarak yaratan Allah’tır. Allah; insandan, yaratıldığı en güzel kıvam “ahseni tekvim” üzere olmasını ister. Allah; insanın, alçakların en alçağı “esfeli safilin” olmasını istemez. İnsanın “ahseni tekvim” üzere olması “izzet”, “esfeli safilin” halinde olması ise “zillet” içinde olmasını sağlar. Peygamberler de birer beşerdir. Kehf Suresi’nin 110. ayetinde bu durum şöyle açıklanır: “De ki: Şüphesiz ben, ancak sizin gibi bir beşerim; yalnız bana, sizin İlah›ınızın, tek bir İlah olduğu vahyolunuyor. Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.” Peygamberler kendilerini bir “ilah” olarak değil, “hak ilahın elçileri” olarak tanımlarlar. Onlar insanlara, Allah’ın bildirdiği “hak din ve düzeni” telkin ve teklif eden elçiler olarak, bu din ve düzenin bütün kurallarını insanlara öğreten öğretmenler ve model kimseler olmuşlardır. İlah; emrine uyulan ve rızası gözetilen demektir. Allah’ın emri “İslam’ca düşünmek ve yaşamak”tır. Allah, kendisi dışında “rabler” edinmeyi yasaklamıştır. Allah dışında insanların tapındığı, emrini yerine getirdiği batıl ilahlara genellikle “tağut” denilmektedir. Allah, inananların velisi ve dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkârcıların, müşrik ve münafıkların velisi ve tostu ise, tağuttur ve onları aydınlıktan alıp karanlığa götürür. Şimdi hepimiz bu sağlam bilgiler ışığında bir “nefis muhasebesi” yapmamız gerekir. Peygamberlerin dışında hiçbir beşer, “masum” değildir. “Masum olmak”, peygamber olmanın bir sıfatıdır, kişi tarafından kazanılan bir şey olmayıp, Allah’ın peygamber kullarına bir ihsanıdır. Hepimiz beşeriz. Ülkemizi 17 yıldır yöneten Recep Tayyip Erdoğan da bir beşerdir. Bir insan olarak Erdoğan da, sevaplarıyla, günahlarıyla, olumlu ve olumsuz yönleri ile beşer olmanın bütün özelliklerine sahiptir. Herkes gibi ona da, beşer olmanın ötesinde bir takım sıfatlar yüklemek, Erdoğan’a yapılacak en büyük kötülüktür. Mümin, mümin kardeşinin kötülüğünü değil, iyiliğini ister. Bir mümin, kendi nefsi için arzu ettiği saadeti, mümin kardeşi için istemediği sürece hak nazarında hakiki mümin sayılmıyor. Her kul gibi, Erdoğan da, tabi tutulduğu dünya imtihanının hesabını, hesap gününde ancak Allah’a verecektir. O gün herkes kendi ameliyle yüzleşecektir. Kim, hayır namına ne yaptı ise mükâfatını, şer adına ne yaptı ise mutlaka cezasını görecektir. Orada, ölçme ve değerlendirme “İslam” ile yapılacak ve “mutlak adalet” tecelli edecektir.

GÜNAH ORTAKLIĞI

Allah’tan korkan ve hesap gününe inanan her Müslüman’ın bilmesi ve uyması gereken tek kitap Kur’an’ı Kerim, tek uygulama ise Peygamberimizin sünnetidir. İslam; Allah’ın rızasıdır. Allah, hakkı batıla karıştırmayı yasaklamıştır. Ticaret haktır, faiz batıldır. Ticaret ile faizi aynı kabın içine koyup karıştırmak, bir günah ortaklığıdır. İsraf batıldır, iktisat haktır. İsraf ile iktisadı birbirine karıştırmak bir haram ortaklığıdır. İslam Birliği haktır, AB, batıldır. İslam Birliği ile AB’yi birbirine katmak tehlikeli bir haram ortaklığıdır. Nisa Suresi 139. ayette Rabbimiz; “Müminleri bırakıp da inkârcıları veli ve dost edinenler, onların yanında izzet (güç ve şeref) mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah’a aittir” buyurmaktadır. İnkârcılar katında izzet ve itibar aramak bir haram ortaklığıdır. Bu ortaklık toplumu helak olmaya götürür. Bu ve benzeri esaslar istikametinde Erdoğan ve iktidarını ele aldığımızda, bu iktidarın bir “günah ortaklığı iktidarı” olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Hâlbuki Müslüman’a emredilen yolun “sevap ortaklığı iktidarı” olduğunun bilinmesi gerekir. Bizim söylediğimiz şey, Erdoğan ve ekibinin tercih ettiği “günah ortaklığı iktidarı” yolunun yanlışlığıdır. Milli Görüşçülerin-Saadet Partililerin itirazı, Erdoğan ve ekibinin “günah ortaklığı iktidarı” tercihinedir. Saadet Partisi ve kadrolarına bu duruşundan dolayı kem söz söyleyenler, ne gariptir ki, bulundukları ortamdan en fazla şikâyetçi olanlardır. Ahlaki ve manevi yozlaşmadan en fazla kendileri şikâyet ediyor. Yaşanan, ekonomik krizden yine en fazla kendileri zarar görüyor. Çünkü gırtlaklarına kadar faize bulaşmışlar. Yürürlükteki materyalist eğitimden yine en fazla kendileri şikâyet ediyor. Sistemin yetiştirdiği neslin nasıl bir nesil olduğunu kendileri gözleri ile görüyor. Erdoğan ve ekibinin kullandığı “kin ve nefret” dilinden yine en çok kendileri şikâyet ediyor ama muhaliflere özellikle Saadet Partililere en ağır hakareti, yine bu fanatik AK Partililer yapıyor. Yaptıkları bu hakaretlerle de Erdoğan’a sahip çıktıklarını zannediyorlar. Bunlar gerçekte Erdoğan’a bu tavırlarıyla en büyük kötülüğü yapıyorlar. Taassupları gözlerini kör etmiş. Selam hidayete tabi olanlara…