Derinliğin analizi

Abone Ol

Cumhuriyet tarihi boyunca ilk defa, türlü alternatifler olduğu halde, mızıkçılığın abartılması dolayısıyla koalisyon hükümeti fırsatı kaçırıldı. Devleti yönetme iradesini bir türlü koalisyon için koydukları çizgilerle buluşturamayan siyasi partilerin tutumu, yeni bir seçim limanına doğru yelken açmamıza yol açtı. Adına ne derseniz deyin, tekrar seçim deyin, yeniden seçim deyin, erken seçim deyin, bu süreç, bu ülkede “el sıkışma” kültürünün son dönemde yok olduğunun açık bir göstergesi olmuştur. 1970’li yıllarda bundan çok daha ağır sosyo kültürel ve ideolojik çatışma mazimizde bile böyle olmamıştı. Hatta sağcılık-solculuk kavramlarının potasında eritilerek birbirlerine “silah sıkma” cüretine ulaşan emperyalizmin ağındaki, kandırılmış figüranların siyasi yalpalama dönemlerinde dahi Türkiye, hükümetsiz kalmamıştı. Birbirlerine en ağır sözleri söyleyen, miting meydanlarında -o günlerde tek iletişim kanalı da buydu zaten- vaatlerine ekler yaparak seçmen tavlamaya ve avlamaya çalışan dönemin siyasileri, ortaya çıkan siyasi tablo ne olursa olsun, her türlü alternatifi kullanarak, ülkeyi yönetme iradesini gerçekleştirmek için el sıkışabiliyorlardı. Zoraki de olsa, metazori de olsa, devletin dümeninin selameti için, kendi siyasi söylemlerine, siyasi argümanlarına, birbirlerinin yüzüne bakamayacak bir kıvama gelmiş olmalarına rağmen, masaya oturduklarında arkalarına bakmazlar ve fedakârane bir biçimde tüm koalisyon kombinasyonlarının denenmesine fırsat verecek bir “devlet vicdanını” sergiliyorlardı.

Peki, yeni dönemde neler olacak Tekrar seçim diye önümüze konulan 1 Kasım’daki sandıktan mevcut siyasi tablonun benzeri veya çok yakın bir grafiği çıkarsa, ne yapacağız Acaba bu durum için amir hükümleri ortaya koyan Anayasa’da, tekrarın tekrar seçimi diye bir süreç daha öngörülüyor mu Bu tablonun ortaya çıkmasına yol açan tüm saikleri siyasilerimizin analiz etmesi, sosyologların “el sıkışma kültürünü” unutan ve birbirlerini mıknatısın ters kutupları gibi iten bu siyasi anlayışı çok yönlü olarak değerlendirmesi şarttır. Ne oluyor Türk toplumuna Demek ki, bu siyasi partilerin tabanları da bir hükümet kurma konusunda partilerinin temel mantalitelerine etki edemiyor. Bu konudaki talepler ve arzuları ortaya koymak noktasında tam bir yetersizlik sergiliyoruz.

Bizim sormak istediğimiz şu; demek ki, siyasetin tepe noktasını oluşturan aktörler arasındaki siyasi derinlik, bizim anlamaya zorlandığımız boyuttan çok daha fazlaymış. Bu derinliğin ve uçurumun sebebini siyasetçilerimiz nasıl yorumluyorlar Toplumun böylesine kırılgan bir yapıya bürünmesi, birbirine karşı olan tahammülsüzlük, siyaseten veya başka niteliklerde ayrıştırma, ötekileştirme, aşağı mahalle, yukarı mahalle moduna sokuluyor olması, bir sonraki aşamada nereye ulaşacak Bu düşmanlık anlayışının bizi getireceği nokta gerçekten analize muhtaçtır. Ne diyor iki cihan serveri Hz. Muhammed (S.A.V.) Efemdimiz, “Düşmanınla düşmanlıkta çok aşırıya gitme, gün gelir onunla dost olabilirsin. Dostunla da dostlukta aşırıya gitme, gün gelir onunla düşman olabilirsin.” Türkiye’yi o yönetmiş, bu yönetmiş, demokratik parlamenter sistemle yönetmiş veya halkın talebiyle başka şekilde yönetmiş… Bütün bunlar teferruattır. Asıl olan, Türk milletinin birliğini, dirliğini, beraberliğini ve gönül birlikteliğini sağlayacak olan “millet olma, devlet olma” idealidir. Huzur, barış ve sükûnetin, her platformda, özellikle siyasette dosta düşmana gösterilmesidir. Herkesin birbirine garez beslediği, siyasi düşünceleri dolayısıyla düşman gibi bakışlar fırlattığı, hiç kimsenin hiç kimseye tahammül edemediği bir yapıya doğru hızla sürüklenirken, başka tartışmaların anlamı yoktur. Toplumda herkesin burnundan soluduğu, öfke patlamasının kapımızda olduğu bir ülkede seçim, Meclis’e milletvekili göndermekten başka bir işe yaramaz.