Derem putu

Abone Ol

Sosyal medyada bir konuşmacı, “Biz yoksul bir ülke değiliz, ahlâksız bir ülkeyiz” dedi konuşması arasında.

Hepimiz kafa salladık.

Çok doğru dedik.

Zira her Ramazan yaşanan ihtikârın, aşırı zamların acılarını çeken bir millettik.

Her seçim arifesinde, her kriz esnasında, her kırılganlıkta; nasıl fiyatlarla oynandığının farkında idik.

Üstelik kuzu sessizliği ile enselerde pişirilen bozalara itiraz edemeyen bir milletin genetiği, hepimizin karakteri iken.

Evinde tamirata kalkan arkadaşım 7-8 nalbur dolaşıp aynı ürünün farklı fiyatları ile taaccüb ettiğini anlattı.

Komşu nalbur,ondan daha ilginç bir itirafta bulundu.

Yaptığı şey çok matahmış gibi böbürlenerek;

“Millet sessiz ne dersen itiraz etmiyor, duvar badana boyasının fiyatını her ay artırıyorum, kimseden itiraz gelmiyor, ben mi düşünücem bu milleti, kasama bakarım.”

Yaptığı feci yanlışlığın, cerrarlığın, ahlâksızlığın farkında bile değildi.

Derem, para; putu olmuştu.

Ahlâk fehvasını yitirmişti.

Ankara Şehir Hastanesi Çocuk Nörolojisi’ne gelen aile dikkatimi çekiyor.

Yozgat’tan fecirde yola çıkıp poliklinik saatine yetişen anne baba, yürüyemeyen çocuklarını ya sırtlarında ya da kucaklarında taşımakta idiler.

Fakat randevu aldıkları doktorun ismi kapıda yazsa da, kendisi odasında yoktu.

Asistanı isteksizce ilgilenmek istediğinde, aile boyunlarını büküp;

“Hoca göremez mi çok uzaktan geldik bu soğukta” dediklerinde, asistan;

“Hoca, yukarıda odasında makale yazıyor” diyor.

Aile, yalvararak acil diye rica ettiğinde, asistan isteksiz de olsa, hocayı arıyor.

Çocuğunu okula bırakacağını söylüyor hoca, sesi telefondan duyuluyor.

Acılı baba asistanın elindeki telefonu hızla alıp;

“Hocam, Yozgat’tan sizin sevdiğiniz yiyeceği hediye getirdim, onu verecektim” diyor.

Hoca yumuşuyor, “Tamam geliyorum” diyor.

Bizim de görüşme imkânımız tükenmiş olan hoca, Olympos Dağı’ndaki odasından çıktı geldi, hediyesini aldı, memnun oldu, çocuğu muayene etti.

Sıradakiler sevindi, “Hoca bizim de evladımıza bakar” diye düşündüler fakat “Acelem var çocuğu okula yetiştirmem gerek” deyip çıkıp gitti.

Oysa hastaları hep çocuktu,

Üstelik ağır hasta idiler,

İnme geçirmişler, Serebral Palsiler,

Çoğu da çevre illerden gelmişlerdi,

Yorgunlardı, üşümüşlerdi, kahvaltı etmeden kapısı önünde bekleşmekte idiler.

Şimdi bu ahlâklı bir davranış mı?

Hoca olman zaten büyük paye,

Halkı niye cezalandırıyorsun ki,

Hocalığından hastalar müstefit olduklarında dertlerine deva bulduklarında onlar sevinince sen de mutlu olacaksın oysa.

Fakat göz aydınlığı haberler de yok değil;

“Bitlis'teki hastanelerde doktorlar gönüllü olarak mesai dışı poliklinik hizmeti veriyor.”

“Bitlis'te hastanelerde, Merkezi Hekim Randevu Sistemi'nde (MHRS) yaşanan yoğunluğun azaltılması amacıyla mesai dışında poliklinik hizmeti verilmeye başlandı. Hafta içi 17.00-20.00 saatlerinde muayene olmak için hastaneye gidenler, uygulamadan duydukları memnuniyeti dile getirerek, İl Sağlık Müdürlüğü ile hastane yetkililerine teşekkür etti.

Bitlis merkez, Tatvan, Hizan, Ahlat, Adilcevaz ve Güroymak Devlet hastanelerinde 2 ay sürecek bu projeyle bekleyen hastaların sorunları giderildi. Gönüllülük esasına dayanan bir hizmet olduğu için başta doktorlar olmak üzere tüm sağlık çalışanlarına halk, memnuniyetini iletti.”

Bu 2 aylık projede ne oldu, doktorların incileri mi döküldü,

Belki fazla çalıştıklarından biraz daha yoruldular,

Ne ki insanlık yararına bir iş yaptıkları için vicdanları rahat, iç hisarları muhkem, yürekleri huzurla doldu.