“Derdim çoktur hangisine yanayım”

Abone Ol

Sonuçlarını tam olarak kestiremediğimiz, yakın-uzak gelecekte nelerle karşılaşacağımızı yorumlayamadığımız günlerden geçiyoruz. Koronavirüs bütün önceliklerimizi değiştirdi. Gelecekle ilgili beklentilerimizi derinden etkiledi. Dünyada ve ülkemizde açıklanan günlük ölüm oranlarıyla tehlikenin ne denli yakınımızda olduğunu da birebir yaşıyoruz. Buna rağmen klasik(!) alışkanlıklarını devam ettirmede ısrarcı olanlar, dil, üslup ve yaklaşımlarıyla, bu zorlu mücadele sürecine zarar verenler varlıklarını hala devam ettiriyorlar.

Virüs adres mi soruyor, partili ayrımı mı yapıyor, kılık-kıyafete göre tercihte mi bulunuyor, hayır. Zengin-fakir diyerek ayrıcalıklı mı davranıyor veya mezhep-meşrep farkı mı gözetiyor, o da hayır. Peki, neden hâlâ kimileri kamplaşmanın, ötekileştirmenin, ayrıştırmanın dik alasını ortaya koymaktan bir nebze geri adım atmıyorlar? Bu şekilde davranmanın vatanperverlikle, milleti sevmekle ne alakası var? Bunun adı öldürücü gaflet değilse nedir?

Bakınız insanlar acılarını yaşayamıyor, anne, baba, kardeş, eş dost, akrabalarının cenazelerinde bulunamıyorlar. Bulunsalar bile görevlerini tam olarak yerine getiremiyorlar. Bu ortamda hayatın zaten daralmış şu kadarcık alanını politize etmek, gelişmeleri yorumlarken, olayların doğru ve yanlışlığından önce muhatapların kimliğine, düşüncesine, parti mensubiyetine göre hareket etmek, tavır belirlemek ne demek oluyor?

Bu tutum ve davranışlar toplumları içten içe kemirip, tüketmez mi?

Bu durum tam anlamıyla bir akıl tutulması, insaf daralması değil midir?

Diğer taraftan bir de muhalefet partilerine ait belediyelerde yardım hesaplarına bloke konulması mevzusu var. Bilindiği gibi iktidarın daha önce taban tabana zıt çok açıklamaları oldu. Birileri bu duruma çok şaşırdı ama biz neden öyle davranıldığını biliyorduk. Çünkü günlük yapılan saha araştırmalarıyla halkın gündemine göre söylemler hemen değiştiriliyordu. Yani popülizme tavan yaptırılıyordu. Koronavirüste ise sokağın kanaatlerini soramıyor, halkı bilmiyorlar. Baksanıza kendi partilerinden olmayan bu belediyelerin 25 yıllık aşevi hesaplarını bile bloke edebilecek kadar gözlerini karartıyorlar. Denetleme mekanizmalarını çok iyi çalıştıralım da bu zor zamanda, bu ortamda kim nasıl yardım yapacaksa yapsın, yaralar olabildiğince sarılsın diyemiyorlar. Hesap yapıyor, toplumun bu duruma tepkisini göremiyor, sonuçlarını da maalesef kestiremiyorlar.

Bunun yanında ise söz konusu kendilerinin içinde oldukları yardım faaliyetleri olunca da hiçbir sınır tanımadan propaganda yapmaktan geri durmuyorlar. Ancak yine şunu da bilmiyorlar ki, devletin her faaliyetinde, hem de zor zamanlarda bile reklâmı merkeze almak ancak yapılan işi küçültür. Olması gereken yaklaşım işbaşında olan bir iktidarın, alkış ve onay beklentisine girmeden sorun çözmek, dertlere derman olmak için iş yapmasıdır. Rahmet de bereket de aranıyorsa işte onlar bu tavırdadır.

Son olarak şunu ifade etmeliyim ki, bedeli bazen ağır olsa da herkes hata yapabilir, hepimiz insanız. Beşeriz, şaşarız. Ancak ortak aklın işletilmediği, istişarenin dikkate alınmadığı, anlamsız bireysel çıkışların ve kibir kokan özgüven patlamalarının yaşanmaya başladığı bir yerde çalan tehlike çanlarını ancak bu sesleri kasten duymak istemeyenler duyamaz.